"Ehl-i tabiat, ehl-i dalalet, ehl-i felsefenin çiçek, çekirdek ve meyvelerdeki kader ve kudretin yazdığı ince hattı okuyamadıkları..." Halbuki fen bilimcileri, bütün bunları kromozomlara kadar inceleyip, tetkik edip, klonlama dahi yapıyorlar. İzah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu sualin en güzel cevabı, Kur’an’ın ilk âyeti olan “Oku!” emridir. Kur’an nazil olmadan önce de sema vardı, yeryüzü vardı, insanlar, hayvanlar, bitkiler vardı. Ama o cahiliyet asrının insanları bunların hiçbirini okuyamadıklarından hem kendilerini hem de bu varlık âlemini putların yarattıklarına inanıyorlardı. Allah, o Sevgili Habib’ine (asm) “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96/1) diye buyurdu. O’na bütün varlık âlemini okuttu ve eşyanın hakikatini tâlim ederek Onu bütün insanlık âlemine peygamber, mürşit, muallim yaptı.

Külliyat’da “mânâ-yı harfî” ve “mânâ-yı ismî” ifadeleri geçer. Birincisi, bir varlığı Allah’ın eseri, sanatı, hikmet ve rahmetinin tecellisi olarak seyretmek, ona Allah namına bakmaktır. İkincisi ise, aynı eseri yaratıcıyı hiç düşünmeden tetkik etmek, seyretmek, öğrenmektir. Bir ilim adamı bu birinci sahaya geçemeyip sadece ikinci dairede kalmışsa Üstadımızın ifadesiyle, “Binler fünunu bilse de cehl-i mürekkeble bir echeldir.”

Bu hükmün devamında şu açıklama gelir:

“...Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için sönerler. Gelen her şey, nefsindeki renkler ile boyalanır.”(1)

On İkinci Söz'de verilen Kur’an örneği de bu sualin en güzel bir cevabıdır: Kur’anın Allah kelamı olduğunu bilmeden ve düşünmeden sadece ondaki harflerin özellikleri üzerinde duran ecnebi feylesof ile harflerin nakışlarına ikinci derecede nazar edip o Allah kelamındaki hükümleri açıklayan Müslüman âlimin mukayesesi, bugün için de aynen geçerlidir. Kâinat kitabını Allah’ın eseri olarak bilmeyen ilim adamlarının, ondaki incelikleri keşfetmeleri kendilerine manen fazla bir şey kazandırmaz. Dünyadaki çalışmalarının karşılığını yine dünyada alırlar, o kadar.

İman etmedikçe, kendilerini ve bu âlemi Allah’ın eseri olarak bilmedikçe fen sahasındaki bilgileri onların cennete gitmeleri için asla kâfi gelmez. Çünkü cennet imanın meyvesidir. İman etmeyen bir kişinin o inanmadığı cennete götürülmesi düşünülemez.

“İman bir manevî tuba-ı cennet çekirdeği taşıyor. Küfür ise manevî bir zakkum-u cehennem tohumu saklıyor.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat.
(2) bk. age., İkinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...