"Elbette 'Ya Celil, ya Celil, ya Aziz, ya Cebbar' dediklerini işiteceksin." Buradaki işitmekten maksat; kulağın işitmesi midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Onun kulağı her şeyden قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ dinlesin, işitsin. Onun lisanı Lâ ilâhe illâhû beraber mîzened âlem desin, ilân etsin. İşte, Kur’ân-ı Mübîn, اَللّٰهُ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ لَهُ اْلاَسْمَاۤءُ الْحُسْنٰى fermanıyla, zikrettiğimiz hakikatlere işaret eder.

Eğer o yüksek hakikatleri yakından temâşâ etmek istersen, git, fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. 'Ne diyorsunuz?' de. Elbette 'Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr' dediklerini işiteceksin." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Birinci Dal)

Burada geçen "işitmek" kelimesinden murad, genel olarak sadece kulağın fiziksel olarak sesleri algılaması değildir; daha çok akıl, kalp ve ruhun idrak yoluyla manayı algılamasıdır.

Bu meseleyi iki boyutta açıklayabiliriz:

Kulağın İşitmesi (Zahiri İşitme)

Paragrafta fırtınalı bir denizden veya zelzeleli bir zeminden sorulduğunda, onların "Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr" dediklerini işiteceğimiz söyleniyor.

Denizden ve zeminden çıkan fırtına veya zelzele sesleri, kulağımızla duyduğumuz gürültülerdir. Bu gürültüler, şiddet ve azametleriyle bize Cebbar, Aziz ve Celil gibi esmaların bir tecellisini gösterir. Kulağımız, doğrudan bu esmaların manasına işaret eden dehşetli bir sesi işitir.

Aklın ve İdrakin İşitmesi (Batıni İşitme)

Esas maksat ise, bu işitmenin manevi ve akli boyutudur. Bu, sadece sesi duymak değil, o sesin ve olayın arkasındaki mana-yı harfiyi (başkasını gösteren manayı) okumaktır.

Fırtınanın dehşetini veya zelzelenin sarsıntısını gördüğünüzde ve duyduğunuzda, aklınız der ki: "Bu kadar büyük bir gücü, bu kadar azîm bir fiili, Allah'tan (c.c) başka kimse yapamaz."

Bir elmayı (veya evrendeki herhangi bir sanatı) gördüğünüzde: "Bunun yaratılışındaki incelik ve tamlık, bunun sahipsiz olmadığını ve bunu yapanın Ehad (bir ve tek) olması gerektiğini gösteriyor."

İşte bu anlama, tefekkür etme ve hükme ulaşma süreci, Kur'an'ın lisanıyla "işitmek" olarak ifade edilir. Yani kâinatın dilini, yani Allah'ın ayetlerini (işaretlerini) anlayarak işitmektir.

Özetle; cümlenin maksadı, bütün hissiyatın ve idrakin tevhid hakikatine yönelmesini sağlamaktır. Kulağın işittiği ses, kalbin ürpermesi, aklın da o sesten manayı çıkararak "Bu ancak Celîl ve Azîz olan Allah'ın işidir." hükmüne varmasıdır. Aklın ve idrakin bu hükme ulaşması, temel maksattır.

Kulak fiziki sesi işitir kalp ve akılda bu sesin işaret ettiği asıl manayı işitir.

İşaratü'l-İ'caz'da geçen şu ifadeler de konumuza ışık tutar;

"...Hatta kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen manevi nidaları işitir. Lisan-ı hâl ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hatta o nur-u iman sayesinde rüzgârların terennümatını, bulutların naralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her neviden Rabbani kelamları ve ulvi tesbihatı işitir. Sanki kâinat, ilahi bir musiki dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbani aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nurani alemlere götürür, pek garip misali levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder." (bk. İşarat-ül İ'caz, Bakara Suresi, 7. Ayet Tefsiri.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 256
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...