"Emr-i tekvînîdir ki, fıtrî kanunlarla âdetullahın tazammun ettiği emirlerdir. Meselâ, ilmin i’tâsı, mânen ameli emrediyor; zekânın i’tâsı, ilmi emrediyor..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Allah’ın iki türlü şeriatı vardır. Birisi, kelam sıfatından gelen; vahiy ve peygamberler vasıtası ile insanlığa gönderilen dinlerdir. Dinler, insanların ibadet ve içtimaî hayatlarını tanzim eden ve onlara hakta rehberlik eden semavî emir ve yasaklardır. Bu şeriata uyanlar hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında mes’ud ve bahtiyar olurlar.
Diğer şeriat ise, Allah’ın irade ve kudret sıfatından gelen tekvinî şeriattır. Yani adetullah veya sünnetullah dediğimiz kanunlardır. Bunlara “Evâmir-i tekviniye” deniliyor. Materyalistler buna "tabiat" diyorlar.
Çekirdeğin çatlayıp büyümesi, yıldızların hassas bir şekilde yörünge içinde hareket etmeleri, bütün canlıların hayat şartlarının ve rızıklarının mükemmelen tanzim ve tedbir edilmesi, suyun kaldırma kanunu, yer çekim kuvveti, soğuğun üşütmesi, ateşin yakması, kuvvetin üstünlüğü, çalışmanın servet sahibi etmesi, tembelliğin sefalet ve fakirliğe sebep olması irade sıfatından gelen sünnetullah kanunlarıdır, yani evâmir-i tekviniyedir.
Bu sünnetullah kanunlarına uymayanlar, cezasını peşinen dünyada görür, uyanlar ise mükâfatını peşinen alır. Mesela, bir insan kendini yirmi katlı bir binadan atsa paramparça olur. Allah’ın kudret kanunlarında ceza da mükâfat da peşindir.
Sabrın mükâfatı zaferdir. Tembelliğin cezası fakirlik ve sefalet; çalışmanın ve gayretin neticesi ise servet ve kuvvettir. Sebatlı ve kararlı olmanın neticesi de galip gelmektir. Bunlar hep tekvinî emirlerdir.
İşte, nasıl ki, Kelam sıfatından gelen dinin hükümlerine uymak insanların ve cinlerin vazifesi ise, şu İrade sıfatından gelen fıtrî ve tekvinî şeriata uymak da yine bütün insanların ve cinlerin vazifesidir.
Dine uymayanların ekserisi ahiret hayatında ceza çekerler; ama fıtrî şeriata, yani sünnetullah kanunlarına uymayanlar, peşinen cezasını bu dünyada çekerler. Bu mü’min olsun kâfir olsun fark etmez. Kâinattaki adetullah kaidelerine uymayanların peşinen zelil ve hakir olmaları Allah’ın değişmez bir kanunudur.
Sünnetullah kanunlarına uymak zaruridir, terki ve başkalarına havalesi kabil değildir. Maalesef Müslümanlar bilhassa son bir asırda Kur’an ve sünnet çizgisinden uzak bir hayat yaşadıkları ve sünnetullah kanunlarına uymadıkları için, hem manen hem de maddeten terakki edemediler.
Cenab-ı Hakk’ın emirlerini yerine getiren, sadece ahirete çalışan fakat kevnî şeriatı terk eden bir Müslüman dünyada muvaffak olamayacağı gibi, kevnî şeriata sımsıkı sarılıp da İslam şeriatını terk ederek sadece dünyaya hasr-ı nazar eden biri de ebedî saadeti kaybedip perişan olacaktır.
Allah her iki âlemde de saadeti ancak her iki şeriata sarılana veriyor. Bu yüzden kevnî şeriatı görmeyip sadece İslam şeriatı ile hareket eden ve dünya hayatında zayıf ve fakir düşmüş Müslümanlara bakıp da kabahati İslam dinine fatura etmek cehalet ve hamakattir.
Sadece kevnî şeriatı alıp İslam şeriatını terk eder isek, bu sefer de dünyada geçici ve yalancı bir rahatlık yaşar, ebedî saadeti kaybetmiş oluruz. Öyle ise her iki âlemde rahat edip perişan olmamak için, her iki şeriata da uymak mecburiyetindeyiz.
Bunların terki ve başkalarına havalesi kabil değildir. Maalesef Müslüman dünya, Kur’an ve sünnet çizgisinden uzak bir hayat yaşadıkları için, bu nimetlerin keşfinde önceliği ekseriyetle kâfirlere kaptırmışlardır. Bunun tek sebebi de Allah’ın tekvinî ve fıtrî şeriatına uymamalarıdır.
Hâlbuki İslam insanlara çalışmayı ve dürüstlüğü emrediyor. Biz Müslümanlar bu emri tam olarak yerine getiremedik ve maddî ve manevî bakımdan terakki edemedik. Yapılacak tek şey; Allah’ın iki şeriatına da sımsıkı sarılmaktır. O zaman biiznillah İslam dünyası bu mâkus talihini kırar ve her iki cihanda bahtiyar ve mes’ud olur.
Bu mülahaza ile meseleye bakacak olursak; insana fıtraten verilen istidat ve cihazların hepsi bir maksada binaen verilmiştir. Mesela ilim amel etmek için, cesaret cihad için, kudret ise çalışmak için verilmiştir. Kudreti alınmış felçli bir adama, “gel şu inşaatta çalış” demek nasıl abes ise, gücü kuvveti yerinde olan birisinin de felçli gibi tembel olması da aynı derecede abestir; tekvinî şeriata isyan etmek demektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü