"Enbiya ve evliyaya muhabbetin ise: Ehl-i gaflete karanlıklı bir vahşetgâh görünen âlem-i berzah, o nuranîlerin vücutlarıyla tenevvür etmiş menzilgâhları suretinde sana göründüğü için, o âleme gitmeye tevahhuş, tedehhüş değil,.." İzah nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Enbiya ve evliya Cenab-ı Hakk’ın en sevdiği kulları olduğuna göre, onları sevmek ancak Allah sevgisinden gelir, başka olamaz. Şu var ki, bütün sevgilerde olduğu gibi bunda da İslam’ın çizdiği hudutları muhafaza etmek şarttır. Aşırı muhabbet göstererek onlara ulûhiyet isnat etmek gerçek sevgi olmaktan çıkar, Allah’ın razı olmadığı ve sahibini azabına uğratacağı bir sevgi olur. Peygambere ilahlık isnat etmek gibi, veli bir kula peygamberlik isnat etmek de Allah namına değildir, şeytanın telkiniyle nefsin kapıldığı hayırsız bir sevgidir.

Böyle bir sevgi dünyada sahibini küfür ve dalalete attığı gibi, ahirette de ebedî azaba maruz bırakır.

O müstesna zatları Allah namına sevmek hem bu dünyada ruha büyük bir sürur verir, hem de ahirette onlarla ebedî bir beraberliğe vesile olur.

İmanı tahkiki, tefekkürü kuvvetli bir mümin için alem-i berzah, yani kabir alemi karanlıklı bir kuyu ve yalnızlılığın kol gezdiği acıklı bir çukur değil, geçmişte vefat etmiş binlerce peygamberin ve milyonlarca evliyanın cevelan ettiği mübarek ve güzel bir cennet bahçesidir. Öyle ise böyle nurani ve mübarek dost ve ahbapların toplandığı kabre girmek ve gitmek, bize vahşet ve dehşet değil meyil ve iştiyak vermelidir.

Kabir, insanın etini çürüten ve insanı yokluğa atan bir karanlık kuyu değil, ebedi ve güzel bir bahçeye açılan nurani ve latif bir kapı ve bir pencere hükmündedir. Kabre bu nazarla bakan bir adam, kabirden hem korkmaz hem de kabir onun dünyadaki zevk ve lezzetini açılaştırmaz.

Ama kabre küfür ve gaflet nazarı ile bakılsa, o zaman kabir bir azap kuyusu ve dünyanın lezzetlerini acılaştıran bir acı aracı haline dönüşüyor. Bu bakışa göre o mübarek ve nurani zatlar ölmüş gitmiş, sadece adı ve sanı kalmış ve kabir hepsini mahv edip çürütmüştür. Kabre bu nazarla baktığı için oraya iştiyak ve meyil ile değil, vahşet ve azap ile bakıyor, bu da hayatı azaba dönüştürüyor.

İman öyle bir manevi iksirdir ki, onu içen adam her şeyin güzel ve latif yüzünü görüyor ve hayattan tam bir lezzet alıyor. Küfür ise öyle bir zehir ki, onu içen adam her şeyi karanlıklı ve azaplı görüyor, hayatını tam manası ile kendine zehir ediyor. Bu paragrafın ana teması bu iki bakış açısındaki fark ve neticeleridir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...