"Evet, cinnî şeytanın vücuduna kat'î bir delili, insî şeytanın vücududur." deniliyor. İnsî şeytanlar kimlere denir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanlar içinde öyle ahlâksız, tahripkâr, zalim, şerli ve itikatsız insanlar vardır ki, bunlar şeytanın bir çeşit cisimleşmiş halidir. Şeytana ceset giydirilse, o ahlâksız insan olur, o ahlâksız insanın cesedi çıkarılsa habis ruhlu bir şeytan olur.

Cinlerin şeytanı ile insanların şeytanı arasındaki tek fark, fıtrat ve türleridir. Yaptıkları şer ve fiil bakımından iki tür arasında pek bir fark yoktur.

Meselâ Ebu Cehil ve Firavun gibi azılı din düşmanları, belki bir milyon şeytan kuvvetinde olan insî şeytanlar sınıfındandır. Üstad Hazretleri, burada cinnî şeytanları kabullenmekte zorlanan vesveseli adamlara, insanlar içindeki şerli şeytanları numune olarak gösteriyor ki, benzerleri muşahhas olarak ortada iken, “neden cinnÎ şeytanları inkâr ediyorsun?”, diyerek onların varlığını akla yaklaştırıyor. Bu metot, yani bilenmeyen bir şeyin, bilenen bir şeyden hareketle ispat edilmesi, Risale-i Nurların en çok başvurduğu metotlardandır.

Şeytan, cin sınıfından olduğu için, bilinmeyen bir varlıktır, ama şeytandan daha zararlı insanların hali şeytanın halinden geri kalmadığı için, şeytanlar hakkında bize ciddi bir ipucu veriyor, delil ve vesika oluyor. Üstad Hazretleri burada bu vesikaya işaret ediyor.

Birisini görüyorsunuz, karşısındaki insana birtakım yanlış fikirler aşılamaya çalışıyor. Konuşurken muhatabının koluna, ayağına değil, gözüne bakıyor. Göz penceresinden ruha nüfuz etmeye, ona bir şeyler telkin etmeye çalışıyor. Bu iki şahsın bedenlerini hayalen ortadan kaldırırsanız, ortaya iki ayrı ruh çıkacaktır. Ve bunlardan birisi diğerini aldatmak istemektedir.

Hâl böyle olunca, şeytanın, insan ruhunu saptırmak, onu doğru yoldan çıkarmak için çalışması akıldan uzak görülmemeli.

Şeytan vazifesi gören bu kimselerin şeytanı inkâr ettiklerini görürüz. Nur Müellifinin ifadesiyle, bu, “şeytanın en büyük bir desisesi”dir. Bu inkârda tek temel dayanak, şeytanın gözle görülmemesidir.

Şimdi o şahsa soralım:

“Sen şeytanı neyinle inkâr ediyorsun? Yani şeytanın varlığını senin ellerin mi kabul etmiyor, kulakların mı; gövden mi, bacakların mı?”

Bu sorumuzu saçma bulacak ve “hiçbiriyle” diyerek şunu ilave edecektir: “O’nun varlığını aklım almıyor.”
O hâlde, şeytanın varlığını kabul etmeyen, o şahsın aklıdır.

Görünmeyen bir şey, yine görünmeyen bir şeyi inkâr etmektedir; delili ise “görülmemesi.”

Hayatında hiç balık görmemiş bir insana; denizlerin ve nehirlerin nice canlılarla kaynaştığını söyleseniz bunu aklına sığıştıramaz. Zira denizi karaya nisbet eder, denizdeki canlıları da ormandaki ceylanlara benzetir, onları hayalen suya sokar ve boğar; böylece suda hayat olamayacağına hükmeder. Kokuşmuş bir et parçasını bile canlılarla kaynaştıran Cenâb-ı Hakk’ın, bu muhteşem deryaları hayat sahipleriyle şenlendireceğini, ancak onların hayatının karadakilere benzemeyeceğini düşünen insan, hakikati bulur. Aksi halde bütün balıklar dünyasının varlığını inkâr etmekle, büyük bir cehalete düşmüş olur.

Aynı cehalet örneği; meleklerin inkârında da sergilenmektedir. Yıldızların ve görmediğimiz nice âlemlerin nuranî varlıklarla şenlendiğini söylediğinizde, onların havasız, susuz bir ortamda yaşamalarını aklına sığıştıramaz ve inkâra sapar. Hiç düşünmez ki, kendi varlığında beden ve ruh olmak üzere iki âlem birlikte hüküm sürmektedir ve bunlardan birincisi gıdalarla beslendiği, hava ve su ile yaşadığı halde, ikincisinin bunların hiçbirine ihtiyacı yoktur. Yani, ne akıl, ne hafıza, ne de hayal; ekmekle, su ile hava ile beslenmezler; bunlara hiç muhtaç olmadan varlıklarını devam ettirirler.

İnsan bedenine maddî cihazların yanında, manevî kalb, akıl, hayal, hafıza, sevgi, korku, endişe, merak, merhamet gibi sayısız hisler ve duygular yerleştiren Cenâb-ı Hak, şu görünen âlemin melekûtünde yani iç yüzünde de nice ruhanî ve manevî âlemler yaratmış, semavî kitaplarıyla onların varlığını bildirmiş ve gayba imanın bir şubesi olan meleklere iman hususunda da insanları bir imtihana tabi tutmuştur.

Evet, denizler, deryalar ve nehirler bir âlem. Denizlerde yaşayan hayvanlar karada yaşayanların on katı. Toprak bir âlem, onda boy gösteren sayısız bitkiler ve hayvanlar da onun sakinleri. Hava bir âlem, nihayetsiz kuşlar ve sinekler onun misafirleri. Ve her varlık âleminin sakinleri bu âlemin şartlarına ve yapısına göre yaratılmış. Suyun içindeki balığa süzgeç verilmiş, havada uçan kuşa kanat takılmış. Bütün bunlar gösteriyor ki, her varlık âleminin kendine mahsus ve o âlemin şartlarına münasip sakinleri vardır.

Varlıklar sadece bizim şu dünyamıza ve şartlarına mahsus kılınmamıştır. Allah’ın mülkü geniş olmasından, varlığın nev’ileri de çoktur. Her âlemin de kendine mahsus seyircisi ve sakinleri vardır. Gaybî âlemlerin de kendine mahsus sakinleri vardır ki, Kur’ân bunları "melekler ve ruhanîler" şeklinde tasvir etmiştir.

Işınlardan çok daha kesif olan havayı bile göremeyen insanoğlunun, “Görmediğime inanmam” diyerek inkâra sapması ne garip bir durum. İnanmak kalbe ait bir keyfiyettir. İnsan, inanmaya çeşitli yollarla gider. Görme, bunlardan sadece birisidir. Yemeğin tadına dilimizle, sesler âlemine kulağımızla bakarız. Manalara, hikmet ve faydalara ise aklımızla nazar ederiz. Bilim adamlarımıza göre, insan gözü şu âlemde mevcut ışınların çok az bir kısmını görebiliyor. Demek ki insan, görmeyi tek ölçü kabul etse, şu görünen âlemin bile yüzde doksanından fazlasını inkâr edecektir.

On Üçüncü Lem'a'da geçen şu ifadelere de göz atalım:

"İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesetli ervâh-ı habise bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesetsiz ervâh-ı habise dahi bulunduğu, o katiyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerîr insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilseydiler, o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki, bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki, 'İnsan suretindeki gayet şerîr ervâh-ı habise, öldükten sonra şeytan olur.' (1)

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...