“Enbiyadan, evliyadan tut…” ifadesinde enbiyanın imtihanı nasıl anlaşılmalıdır? "Madem öyledir; elbette firavunlaşmış şeytanlar, hadsiz şeraretiyle semâya ve ehline taş atacaklar." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Peygamberler de kullukları cihetiyle İlâhî emir ve yasaklara muhataptırlar, ancak onlarda ismet sıfatı olduğundan günah ve isyandan uzaktırlar. İlâhî emirlere herkesten çok riâyet eder ve insanlara hüsn-ü misal olurlar. Onların bu mânada bir imtihanları söz konusu değildir. Peygamberlerin imtihanları risalet vazifelerini yerine getirirken uğradıkları zulümlerde ve çektikleri sıkıntılarla kendini gösterir. Nitekim bir hadis-i şerifte; “Belaların en büyüğünün peygamberlere sonra evliyaya,…, geldiği” haber verilmiştir. Bela ve iptila kelimeleri imtihan mânasına da gelirler. Buradaki imtihan, sabır imtihanı, tevekkül ve tefviz imtihanı, kadere ve kazaya bütün kalbiyle rıza imtihanıdır.

Peygamberlerin günah işlemeleri söz konusu olmamakla birlikte “zelle” denilen bazı küçük hatalar onlarda da olabilir. Zelleyi de bir çeşit imtihan sayabiliriz; Hz. Âdem’in (as.) yasak edilen ağacın meyvesini yemesi, Hz. Yunus’un (as.) helak alametleri belirdiğinde İlâhî emir gelmeden kavminden ayrılması gibi.

"... Elbette, ervâh-ı habise dahi, ahyârı takliden semâvat memleketine gitmeye teşebbüs edecekler. Çünkü vücutça letafet ve hiffetleri var. Hem şüphesiz tard ve ref edilecektir. Çünkü mahiyetçe şeraret ve nuhusetleri vardır."

Cin taifesinden olan şerli kâfirler, yaradılış ve fıtrat bakımından latif ve hafif varlıklar olduğu için semâ dairelerine gidip gelmek onlar için kolaydır. İnsan maddî kayıtlarla kayıtlı olduğu için, uzay araçları ile ancak aya kadar gidebiliyor. Bu sebeple bazen şerli ve kâfir cinler, meleklerin mekânı olan o temiz semâ dairelerine çıkıp oraları tâciz edebiliyorlar. Allah da meleklere ateşten eritilmiş top gülleleri hükmünde cisimlerle mübareze izin vermiş. Yani semâ ehli, şerli cinleri kovalamak için onlara taş atıyorlar.

Âyet-i kerîmede bu husus şöyle izah ediliyor:

"Ey cinler ve insanlar topluluğu! Eğer göklerin ve yerin sınırlarından çıkıp gitmeye gücünüz yeterse, haydi, çıkın. Fakat Allah'ın vereceği bir kuvvet olmadan çıkamazsınız. Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz? Üzerinize saf ateşten bir alevle bakır gibi kızıl bir duman salınır da, birbirinize hiçbir yardımınız dokunmaz." (Rahmân, 55/33-35)

Üstad Hazretleri 35. âyet hakkında şu açıklamayı yapıyor:

"İşte bu recm-i şeyâtîn için atılan şahapların üç mânâsı olabilir."

"Birincisi: Kanun-u mübareze en geniş dairede dahi cereyan ettiğine remiz ve alâmettir."

"İkincisi: Semâvatta huşyar nöbettarlar, mutî sekeneler var. Arzlı şerirlerin ihtilâtından ve istimâlarından hoşlanmayan cünudullah bulunduğuna ilân ve işarettir."

"Üçüncüsü: Muzahrafat-ı arziyenin mümessilât-ı habiseleri olan casus şeytanları, temiz ve temizlerin meskeni olan semâyı telvis etmemek ve nüfus-u habise hesabına tecessüs ettirmemek için, edepsiz casusları korkutmak için atılan mancınıklar ve işaret fişekleri misilli, o şeytanları ebvâb-ı semâdan o şahaplarla red ve tarddır."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...