"Evet, nasıl cismanî şeylere cam ve su gibi maddeler âyine olup, cismanî bir tek şey o âyinelerde bir külliyet kesb eder..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, nasıl cismanî şeylere cam ve su gibi maddeler âyine olup, cismanî bir tek şey o âyinelerde bir külliyet kesb eder. Öyle de nuranî şeylere ve ruhaniyata dahi, hava ve esir ve âlem-i misalin bazı mevcudatı, âyineler hükmünde ve berk ve hayal sür’atinde birer vasıta-i seyir ve seyahat suretine geçerler ki, o nuranîler ve o ruhanîler, hayal sür’atiyle o merâyâ-yı nazifede ve o menâzil-i lâtifede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler."

"Ve her âyinede, nuranî oldukları ve akisleri onların aynı ve onların hâsiyetlerine mâlik oldukları için, cismaniyetin aksine olarak, her yerde bizzat bulunur gibi hükmederler."(1)

Cenab-ı Hakk’ın bütün mahlûkatı sonsuz bir kolaylıkla yaratmasına ve idare etmesine akıl erdiremeyen şeriklerin vekiline bu ulvî hakikati izah ve ispat etmek üzere temsil yoluna başvurulmuş ve “Bir tek zât-ı müşahhas, muhtelif âyineler vasıtasıyla küllîyet kesbeder” düsturundan hareket edilerek, konu safhalar halinde ele alınmıştır.

İlk olarak cismanî eşyanın yani gördüğümüz maddî varlıkların bile bu hakikate bir misal olabileceklerini nazara vermek üzere “cismanî şeylere cam ve su gibi maddeler âyine olup cismanî bir tek şey, o âyinelerde bir külliyet kesbeder.” buyurulur.

Üstad Hazretleri cismanî varlıklara cam ve suyun ayna olması gibi ruhanîlere de “hava ve esîr ve âlem-i misalin bazı mevcudatı”nın ayna olabileceğini beyan ediyor.

Âlem-i misal; maddî âleme göre daha latif, ruhlar alemine göre ise daha kesif olan bir ara alemdir. Üstat hazretleri insanın hayalinin bu alemden haber verdiğini kaydeder.

Cam ve su maddî varlıklar olmakla birlikte, kendilerinden daha kesif olan cisimlere, mesela bir insana, bir taşa ayine olabiliyorlar, yani o kesif maddeler onlarda temessül edebiliyor. O halde nuranî şeylere ve ruhaniyata da onlara nisbeten daha kesif diyebileceğimiz hava, esir ve alem-i misalin bazı mevcudatı ayine olabilirler. Bunlar onlarda tecelli edebilirler ve kendilerine göre çok daha latif olan o menzillerde hayal süratiyle gezebilirler.

Bir ruhanî, meselâ bir melek çok aynalarda birlikte görünebilir ve nuranî olduğu için o aynalarda bizzât bulunabilir ve birçok mekânda birlikte iş görebilir. Bu konu On Altıncı Söz’de teferruatlı olarak izah edilmiştir.

O Söz’de misal verildiği gibi maddî nurani olan Güneş birçok aynada tecelli edip o aynalara ışığını ve ısısını verebildiği gibi, tam nuranî olan bir melek de tecelli ettiği aynalarda sadece sıfatlarını aksettirmekle kalmaz, kendisi bizzât o aynada iş görür.

Bu misallerin tamamında şu gaye gözetilmiştir:

Bir anda çok işler yapmak mümkündür. İnsan, kendi iradesinin cüzi olması sebebiyle bir anda ancak bir iş yapabilirken, Güneş ve bir melek bir anda sayısız işleri birlikte görebilirler.

Daha sonra Güneş üzerinde önemle duruluyor ve hakikate giden önemli yollar açılıyor.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...