"Evet, nazlanan ve istiğna gösteren nazeninlerin mehirleri dikkattir. Ve menzilleri dahi kalbin süveydasıdır." Burayı izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Evet, nazlanan ve istiğna gösteren nazeninlerin mehirleri dikkattir. Ve menzilleri dahi kalbin süveydasıdır. Bunlara giydirdiğim elbise, zamanın modasına muhaliftir. Zira Şarkî Anadolu mektebi denilen yüksek dağlarda büyümüş olduğumdan, alaturka terziliğe alışamadım. Hem de şahsın üslûb-u beyanı, şahsın timsal-i şahsiyetidir. Ben ise, gördüğünüz veya işittiğiniz gibi, halli müşkil bir muammâyım..."(1)
Nasıl ki nazenin, nazdar ve herkese iltifat etmeyen birisini nikahlamak için o nispette mehir vermek icab eder. Aynı şekilde ince ve anlaşılması zor manalar, mehir anlamında azami dikkat ve tetkik isterler. Bu gibi ince ve latif manaların odaları ve kaynakları ise, kalbin derinliklerinde bulunan basiret ve seziş kuvvetidir. Yani, benim ifadelerim ancak kalben ve dikkatle okunursa anlaşılır, denilmek isteniyor.
Kalbin süveydası; kalbin ortasında varlığı kabul edilen siyah bir nokta. Kalpteki basiret mahalli diye de bilinir. Eskiden bir kısım muhakkikler, kalbin mezkur mahalline; "mahall-i ulum-u diniyye" demişler. Ekseriyyetle mahall-i idrak ve basiret olarak kabul edilir. Bir kısım âlimler de "kalbin dahili olan akıldan ibarettir" demişler.
Kalbdeki bu mezkûr nokta: Kâfirler ve Allah'a isyan edenler için şekavet ve günah; mü'minler için ise, basiret ve idrak mahalli olarak bilinir.
Hakikaten Üstad Hazretlerinin eski eserleri, hem çok derin hem çok karmaşık hem de çok müşkil bir üslup ile telif edilmiş. Bu yüzden maddi ve manevi bir dikkat istiyorlar. Özellikle Muhakemat'ın Unsuru'l-Belâgat kısmı en zor ve en derin kısmıdır. Bu kısma girmeden önce bu paragrafı bir takdim bir ön söz olarak ifade ediyor diyebiliriz.
“Hem de şahsın üslûb-u beyanı, şahsın timsal-i şahsiyetidir. Ben ise, gördüğünüz veya işittiğiniz gibi, halli müşkil bir muammâyım.” cümleleri, yukarıda ifade etmeye çalıştığımız manayı özetlemektedir.
Müşkülküşa bir üslup, insanın derinliğine ve ne kadar azametli bir ruha ve kalbe sahip olduğuna işaret eder.
(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat), On İkinci Mukaddime.
İlgili ders videosu için tıklayınız:
- Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (24. Bölüm).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Ve menzilleri dahi kalbin süveydasıdır."
Açıklar mısınız?
Kalbin süveydası ise, kafirler için kalpteki karanlık ve günahlı noktadır; gelen bütün ilimleri manasız ve boşa çıkaran bu karanlık noktadır.
Müminde ise kalbin ortasındaki idrak ve basiret noktasıdır. Bu da kafirin aksine, gelen bütün ilim ve manaları imana ve sevaba dönüştüren bir makine gibi çalışıyor. Göze her taraf ışık olsa, gözün içindeki siyah tabaka olmadı mı nasıl görme olmadığı gibi... Onun için bir adam kainatın bütün ilimlerini bilse ve anlasa, kalbindeki o basiret ve idrak nuru yoksa hepsi boşa çıkıyor, imana dönüşmüyor. Bu yüzden kimse "Filanca bilim adamı inkar etmiş onca ilmine rağmen." diye şüpheye düşmesin.
Basiret ise, kalbin anlama ve kavrama yeteneğidir. Akıl için nasıl mantık kaideleri varsa, basiretin anlama mekanizması da ince ve latif bir donanım ile çalışır. İnsanda iki akıl var, biri baş aklı, diğeri kalp aklı; ikisi uyum içinde olursa netice alınır, yoksa biri çalışır diğeri çalışmaz ise netice tek taraflı gider. Basar maddeyi görür, basiret ise röntgen şuaı gibi maddenin maverasını (görünen alemin ötesini) seyreder.
Buna kalbin siyah lekesi, kalp gözü, ön sezi, altıncı his, basiret, sezgi gibi bir çok isimler de verilmektedir.
Kalbin süveydasının MENZİL olmasını anlayamadım?