"Evet, nimet içinde in'am görünür; Rahman'ın iltifatı hissedilir. Nimetten in'ama geçsen, Mün'im'i bulursun. Hem her eser-i Samedânî, bir mektub gibi, bir Sâni'-i Zülcelâl'in esmâsını bildirir..." izah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İn’am; nimetin verilmesi, ikram ve ihsan edilmesi demektir. Bir nimeti bu manada değerlendiren insan, bu ikram ve ihsan manalarını ne ağaca, ne toprağa veremeyeceğinden o nimette Rahmân olan Rabbinin iltifatını hisseder. Böylece nimetten in’ama geçer ve o nimetin gerçek sahibi ve yaratıcısı olan Mün’imi bulur.

Aynı şekilde, yer yüzüne serilen yahut gökyüzünü süsleyen ve her biri bir sanat mucizesi olan İlâhî eserleri tefekkür eden insan, onların taşıdığı derin manaları, sanat inceliklerini ne ölü elementlere, ne de şuursuz sebeplere vermeyip hepsini Allah’tan bilir; onları O’nun mahlukları ve eserleri olarak değerlendirir. Böylece nakıştan manaya geçerek esma tecellilerini okur ve Müsemmayı, yani o isimlere sahip olan Allah’ı bilir ve tanır.

O nakışlarda öncelikle güzellik ve süslendirme nazara çarpıyorsa, nakıştan manaya geçince Müzeyyin ismiyle Allah’ı bulur.

O nakışlarda kudret ve azamet hakim görünüyorsa, Kâdir ve Azîm isimleriyle Allah’ı bulur.

Nakışlarda nuraniyet ve temizlik hakim ise Münevvir ve Kuddüs isimleriyle Allah’ı bulur.

Büyüklük ve yükseklik öncelikle dikkati çekiyorsa Kebir ve Müteâl isimleriyle Allah’ı bulur.

Üstad Hazretleri “nimet” kavramını, sadece midenin ihtiyaçlarına hasretmez. Mide doymak istediği gibi, akıl, kalp ve bütün duygular da tatmin olmak isterler. Bunların tüm ihtiyaçları “nimet”, onların verilmesi “in’am” , bunları ihsan eden ise “Mün’im”dir.

Nur Külliyatı'nda bu konuda geniş bir tefekkür dersi vardır. Sadece bir cümlesini nakledelim:

“Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemin kadar geniş bir sofra-i nimeti, o ellerin önüne koymuştur.” (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz)

Görme büyük bir nimettir. Gözleri kör bir insanın sadece karnını doyurmanız, onu mutlu etmenize yetmeyecektir. O hâlde, gün boyunca seyrettiğimiz bütün eşya gözümüzün rızkı gibidir. Bir dağa baktığımızda dağın görüntüsü gözümüzde teşekkül eder ve göz o görüntüden istifade eder, görme nimetini tadar.

Bütün mesele, nimette boğulmayıp, in’ama geçebilmektedir. Aksi hâlde bu kıymetli nimetleri şuursuzca tüketmenin hesabı çok ağır olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...