"Taamların zevkindeki vazifesi... Dimağa tam bir tercüman ve santral olmak,.. İhatalı ilme delâlet ve şehadet eder." Dilin Allah'ın ilmine delalet etmesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir elmayı ısırdığımızda, dil onun tatlı ve hoş olduğunu beyne aktarıyor. Beyin de bu tatlılığın ve hoşluğun bir ikram, bir inayet ve bir ihsan olduğuna intikal ediyor. Halbuki bu hoş ve tatlı nimetler ilimsiz, kudretsiz ve iradesiz olamazlar. Yani "Bütün bu ikram ve ihsanları ilmi sonsuz, iradesi mutlak ve kudreti nihayetsiz olan Kerim bir Zat bana ikram ediyor" neticesine ulaşıyor.

Kısacası dil nimete, akıl da nimet içinde Mün’im'e intikal ediyor. Dil ile akıl arasında da âsablar bulunuyor. Elmanın ilahî bir ikram olduğunu anlamada insanda böyle bir sistem işliyor. Dil elmayı tatmasa idi, onun ikram olduğunu ve Allah’ın ihsan ettiğini bilemeyecektik.

"Evet, nimet içinde in'am görünür; Rahman'ın iltifatı hissedilir. Nimetten in'ama geçsen, Mün'im'i bulursun. Hem her eser-i Samedânî, bir mektub gibi, bir Sâni'-i Zülcelâl'in esmâsını bildirir..." (17. Söz)

İn’am; nimetin verilmesi, ikram ve ihsan edilmesi demektir. Bir nimeti bu mânada değerlendiren insan, bu ikram ve ihsan mânalarını ne ağaca, ne toprağa veremeyeceğinden, o nimette Rahmân olan Rabbinin iltifatını hisseder. Böylece nimetten in’ama geçer ve o nimetin hakiki sahibi ve yaratıcısı olan Mün’imi bulur.

Bu ölçüyü diğer âzâlarımıza da tatbik edebiliriz. Göz görmese idi, ilahî san’atları göremez, orada ki nimet ve ikramları kavrayamaz; ilahî isimlere intikal edemezdik. Yeryüzüne serilen yahut gökyüzünü süsleyen ve her biri bir san’at mu’cizesi olan İlâhî eserleri tefekkür eden insan, onların taşıdığı derin mânaları, san’at inceliklerini ne ölü elementlere, ne de şuursuz sebeplere vermeyip hepsini Allah’tan bilir; onları O’nun mahlûkları ve eserleri olarak değerlendirir. Böylece nakıştan mânaya geçerek esmâ tecellilerini okur ve Müsemma’yı, yani o isimlere sahip olan Allah’ı bilir ve tanır.

Üstad Hazretleri “nimet” mefhumunu, sadece midenin ihtiyaçlarına hasretmez. Mide doymak istediği gibi, akıl, kalb ve bütün duygular da tatmin olmak isterler. Bunların tüm ihtiyaçları “nimet”, onların verilmesi “in’am” , bunları ihsan eden ise “Mün’im”dir.

Nur Külliyatı'nda bu mevzuda geniş bir tefekkür dersi vardır. Sadece bir cümlesini nakledelim:

“Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemin kadar geniş bir sofra-i nimeti, o ellerin önüne koymuştur.” (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz)

Görme büyük bir nimettir. Gözleri kör bir insanın sadece karnını doyurmanız, onu mutlu etmenize yetmeyecektir. O hâlde, gün boyunca seyrettiğimiz bütün eşya gözümüzün rızkı gibidir. Bir dağa baktığımızda dağın görüntüsü gözümüzde teşekkül eder ve göz o görüntüden istifade eder, görme nimetini tadar.

Bütün mesele, nimette boğulmayıp, in’ama geçebilmektedir. Aksi hâlde bu kıymetli nimetleri şuursuzca tüketmenin hesabı çok ağır olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...