"Ey nefis! Sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun! Sen, kendi nefsini kendine mâbud ve mahbub yapıyorsun." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada geçen "nefis" kelimesi, ruhla bedeni birlikte ifade eder; yani “zât, kendi” mânasına gelir.

İnsanın, muhabbetini kendi nefsine sarf etmesi, “sadece kendini düşünmesi, kendini sevmesi, kendi menfaatini esas alması, kendi imkânlarını genişletmesi” gibi, tamamen menfaat ve enaniyet esasına dayanan bir sevginin esiri olması demektir. Halbuki insanın dünyaya gönderiliş gayesi bu değildir.

Esasen, hiçbir varlık kendi zâtı için yaratılmamıştır.

Sadece birkaç misal verelim:

Dünya; güneş etrafında süratle yol alırken kendi işi için koşmamaktadır.

Güneş; ışığını etrafa saçarken, kendi yolunu aydınlatma gibi bir hedef gözetmez.

Ağaç; meyve verirken kendisi için vermemekte, keza, rüzgâr da kendisi için esmemektedir.

Her varlık Allah’ın emrindedir, O'nun askeridir, O’nun verdiği fıtrî vazifeyi hassasiyetle yerine getirmektedir. Hiçbir şeyin varlığı kendisi için olmadığına göre, insan bu kaidenin dışında kalamaz. Zira o, ahsen-i takvimde yaratılmış en ileri mahlûktur; arzın halifesidir, cennete namzettir. Bütün âlemleri yaratıp terbiye eden ve ona hizmet ettiren Rabbine iman etmek, kâinat kitabını mütalaa edip ilim ve irfanını artırmak gibi çok ehemmiyetli vazifeler yüklenmiştir.

İnsanın yaratılış gayesi kendisi için değil, Allah içindir; O’nun marifeti ve muhabbeti içindir. Bu hakikat şu ayet-i kerimede açık şekilde ders verilmektedir:

“Şüphesiz biz Allah’a aidiz (Allah içiniz - Allah’a ait kullarıyız) ve şüphesiz O’na döneceğiz.” (Bakara Sûresi, 2/156)

Bu hakikatten gaflet eden bir insan, yaratılış gayesini sadece nefsine hizmet şeklinde tayin etmekle, nefsine bir nev’i rububiyet vermiş olur ve onun emrine girer. İşte, iç dünyası gaflet, kibir ve bencillikten yoğrulmuş böyle bir insanın ruh âleminde, ilâhî emirlerin ve yasakların yerini nefsin arzuları alır.

Bu bedbaht insan, nefis neden hoşlanıyorsa ona hırs ile koşar ve neden hoşlanmıyorsa ondan şiddetle kaçar. Böylece âyet-i kerîmede haber verildiği gibi, heva ve hevesini kendine bir nev’i ilah edinmiş olur.

“Kendi hevâsını (hevesini, arzusunu) kendisine ilâh edinen, o kimseyi gördün mü? ...”(Casiye Sûresi, 45/23)

Yirmi Altıncı Söz, Zeyl'in Birinci Hatve’sinde şöyle buyrulur:

“...İnsan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki, evvelâ ve bizzat yalnız zâtını sever; başka her şeyi nefsine fedâ eder. Mâbuda lâyık bir tarzda nefsini medheder; mâbuda lâyık bir tenzih ile nefsini meâyibden tenzih ve tebrie eder.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...