"Ezkiya zekâvetlerinin zekâtını ve ağniya, velev zekâtın zekâtını milletin menfaatine sarf etseler, milletimiz de başka milletlere yolda karışabilir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Ezkiya zekâvetlerinin zekâtını ve ağniya, velev zekâtın zekâtını milletin menfaatine sarf etseler, milletimiz de başka milletlere yolda karışabilir." (Münâzarat)
Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin "Münâzarat" adlı eserindeki bu cümle, aslında ilim, zekâ ve servetin toplum menfaatine harcanması gerektiğini, aksi takdirde bir milletin geri kalacağını vurgulayan derin manalar içermektedir.
Bazı insanlar çok zeki olur, bazıları da çok zengin. Eğer bu zeki insanlar sadece kendileri için çalışırsa ya da zenginler sadece kendilerine harcarsa, toplumun geri kalmasına sebep olur. Ama zekâlarını ve paralarını başkalarına yardım için kullanırlarsa, o zaman millet hep birlikte ilerler.
Zeki ve ilim ehli insanlar zekâlarının tamamını değil zekâtını dahi bu toplumun fayda ve yararı için harcasalar, bu toplum diğer gelişmiş toplumlar seviyesine çıkabilir. Ama İslam dünyasında çoğu zeki ve yetişmiş insanların kalbinde iman zayıf olduğu için zekâlarını şerde ve insanları sömürme de kullanıyor.
Yine zengin iş adamları ve varlıklı insanlar zekâtlarının tamamını geçtik zekâtlarının zekâtını hakkı ile verseler, bu toplumda yardıma muhtaç fakir ve miskin insan kalmaz. Ama çoğu zengin servetinin zekâtını vermediği gibi toplumun yararı içinde kullanmıyor. Servet sahipleri hem zekâtlarını vermeli hem de servetlerini eğitim, AR-GE, teknoloji vesaire gibi kamu yararına kullanmalıdır.
Zekâ ve servet toplumları geliştiren, yükselten iki önemli dinamiktir. Bu iki dinamik güç, hayırda ve yararlı işlerde sevk edilirse o toplum yükselir, kuvvet kazanıp medenileşir.
Bu sözde iki önemli grup var:
1. Ezkiyâ: Yani zeki, akıllı, bilgili insanlar.
2. Ağniyâ: Yani zengin, maddi durumu iyi olan insanlar.
Bediüzzaman diyor ki: Zeki olanlar, zekâlarının zekâtını versin. Zengin olanlar da mallarının, hatta zekâtın zekâtını versin. Yani toplumun iyiliği, eğitimi, irfanı, ahlâkı, ilerlemesi için...
Zekânın zekâtı, bildiğini öğretmek, insanlara faydalı fikirler sunmak, icat ve ilimle millete hizmet etmek.
Zenginliğin zekâtı, fakire yardım etmek, okul, hastane, cami, kültürel ve sosyal hizmetlere katkı sağlamak.
Bu yapılırsa ne olur? “Milletimiz de başka milletlere yolda karışabilir.” Yani milletimiz geri kalmaz, başka milletler gibi ilerler, söz sahibi olur. Yoksa sadece şahsi menfaat peşinde koşan bir zümre yüzünden millet dağılır, zayıflar.
Bediüzzaman burada diyor ki: Zekânın ve servetin bireysel çıkar için değil, toplumun dirilişi, irfanı, ahlâkı, medenî gelişimi için seferber edilmesi gerekir. Bu “zekât” kavramı sadece maddî anlamda değil, manevî bir sorumluluğun sembolüdür.
Eğer bu yapılmazsa:
- Bilgi halktan kopar, halk cehalete mahkûm kalır.
- Servet paylaşılmaz, sınıflar arası uçurum derinleşir.
- Millet marjinalleşir, medeniyet yarışında saf dışı kalır.
Ama zekâ da servet de ümmetin hayrına yönlendirilirse; bu millet, başka milletlerle aynı kulvarda yürür, hatta öncü bile olabilir.
Netice olarak; bu cümlede Bediüzzaman, zekânın da servetin de bir emanet olduğunu, bunları toplum yararına kullanmanın hem dinî hem millî bir vecibe olduğunu açıkça bildiriyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü