Block title
Block content

“Fakat mümkinatta hakikî ve tabiî lüzum-u zâtî olmadığından, mümkinatta zıtlar birbirine girebilmiş, mertebeler tevellüt ederek ihtilâfat ile tagayyürât-ı âlem neş’et etmiştir." cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mümkinat “mümkinler âlemi” demektir. Bir varlık çeşitli yönleriyle farklı isimler alabilir. Allah’ın yarattığı bir şey olması cihetiyle “mahluk” adını alır. O’nun mülkü olması yönüyle “memluk” olur. Allah’ın vacib olan varlığı noktasında her şey “mümkin” grubuna girer.

Her mümkin hâdistir, yani sonradan yaratılmıştır. Mümkin “olup olmaması müsavi" şeklinde tarif ediliyor.  Buna göre, mümkin, “varlığı zâtından olmayan”dır.  Daha önce de ifade edildiği gibi “Bir şey zâti olsa onun zıddı ona arız olamaz.” Kendi varlığımız üzerinde konuşacak olursak, bizim varlığımız mümkindir, yok iken var olmuştur, dolayısıyla ona yokluk arız olabilir.

Cenâb-ı Hakk’ın bir mümkinin varlık sahasına çıkarması iki şekilde oluyor: İbda ve inşa.

İbda bir anda yaratmadır. Bunda zaman, kademeler ve mertebeler söz konusu değildir. İnsanın da ruhu ibda ile yaratılmıştır.

İnşada ise zaman içerisinde, kademeli olarak, safha safha yaratma söz konusudur. İnsanın da bedeni inşa ile yaratılmıştır. Keza, kâinat da altı günde, yani altı devrede yaratılmıştır.

 İşte inşa ile yaratılan bütün varlıklarda değişme söz konusudur. İnsanın bedeni ana rahminde dokuz ayda tavırdan tavıra geçerek yaratılmıştır. Nutfenin alâka olmasıyla başlayan bu yolculuk dokuz ayda tamamlanmış ve insan dünya yüzüne çıkabilecek hale gelmiştir. Onun bedenindeki bu inşa faaliyetleri tâ ölümünü kadar devam edecektir. Ömrü boyunca nice devreler geçirdiği gibi her anda bedeninde nice hücreler ölmekte yerine yenileri inşa edilmektetir.

İşte, inşa ile yaratılmanın zarurî bir neticesi olarak kâinat da insan da sürekli değişime uğramakta, birisi ölüme doğru, diğeri de kıyamete doğru her an yol almaktadırlar.

Mümkinin zâtı gibi bütün hallerine de tağayyürat girmekte ve her şey her an değişmektedir. İnsanın sıhhati zâtî olmadığından ona hastalık arız olabilmekte, gençliği zâtî olmadığından ihtiyarlamakta ve hayatı zâtî olmadığından ölmektedir. Bu safhaların her birisi sürekli değişmelerle meydana gelirler.

Kâinatta da bu değişim hakikatini daha geniş dairede sürekli seyrediyoruz. Cansız elementler nice değişimler geçirerek canlı varlıklar haline geliyorlar.

“... Mertebeler tevellüt ederek ihtilâfat ile tagayyürât-ı âlem neş’et etmiştir."(1)

Sadece birkaç örnek verelim. Sertlik bir hakikattir, ama çok mertebeleri vardır; su havaya göre serttir, ağaç da suya göre, demir de ağaca göre serttir... Yumuşaklık da aynı şekilde değerlendirilebilir.

Keza, ışık ve karanlık da birer hakikat iken, onlar da zıtlarının müdahaleleriyle nice mertebelere sahip olurlar... Yaktığımız küçük bir kağıt parçası da ışık verir, farklı voltajdaki lambalarımız da değişik ışıklar verirler, şimşek de Ay da ışık verir, yıldızlar ve Güneş de... Aynı şeyi karanlık için de düşünebiliriz.

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Maksat, Üçüncü Esas | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 63 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...