"Fatiha, Yâsin ve hatm-i Kur'anî gibi okunan virdler, kudsî şeyler, bazen hadsiz ölmüş ve sağ insanlara bağışlanıyor." Sağ olanlara Fatiha ve Yasin nasıl bağışlanır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanda esas olan ruhtur, ruhta esas olan da imandır. Yani insanda ruh ve iman olduktan sonra okunan Fatiha, Yasin ve hatm-i Kur'anî gibi kudsi şeyler, her daim ona ulaşır ve feyizyap eder. İnsanın sağ veya ölü olması fark etmez.

Malum, ruh insanda daimi bir esastır, ölümle kaybolmuyor.

Hayat, ruhun temel sıfatıdır. Görme, işitme, irade gibi diğer sıfatlar hayatın varlığına bağlıdır.

Ruh basittir, bölünmez, parçalanmaz, eskimez, pörsümez, ölmez, dağılmaz, yaşlanmaz. Beden olmasa da ruhun hayatı devam eder. Kabir âleminde de haşre kadar ruhun hayatı devam eder. Zira ölen bedendir, ruh bakidir. Hatta insan bedeni öldükten sonra ruha münasip, latif bir kılıf giydirilir, bütünü ile çıplak kalmaz.

Ruhun bir sıfatı da bekadır. Ruh, Allah’ın ibkasıyla, yani baki kılmasıyla bakidir. Beden ise, ruh ile kaim bir arazdır. Ruh asliyetini muhafaza ederken, beden devamlı değişir. Fena ve zevale mahkûmdur.

Dolayısıyla okunan bütün dua ve zikirleri kabul edip istifade eden de insanın ruhu ve imanıdır. Mühim olan ruh ve iman penceresinin açık olmasıdır. Bu ikisi açık olduktan sonra hediye edilen virdler, dualar, zikir ve hatimler onlara ulaşırlar.

"Ölünün ruhuna ulaşan, diriye hayli hayli ulaşır." Zira, hayatta olan insan rahmete, duaya ve sevaba ölmüş insandan bir bakıma daha fazla muhtaçtır. Çünkü hayattaki kişi, devamlı sûrette şeytan, nefis ve çevresiyle mücadele hâlindedir. Mümin kardeşleri onun mânen imdadına yetişir, duâları, ibadetleri ve sevaplarıyla onu desteklerse, bu mücadeleyi kazanma ihtimali kuvvet bulur. Kur’ân ise bu hususta en büyük şefaatçi ve destekçidir. Bir insanın din kardeşine Kur’ân’ı şefaatçi yaparak duâ etmesi ve onun sevabını bağışlaması kadar güzel ne vardır? Böyle bir yardımlaşmanın olmamasını düşünmek, müminler arasındaki mânevî bağların, irtibatların mevcut olmadığını iddia etmek olur.

Şu ifadeler de Hanefî alimlerine aittir:

“Ehl-i Sünnet ve cemaate göre, bir insan namaz, oruç Kur’an’ın okumak, zikir, hac gibi işlediği güzel amellerinin sevabını başkasına hediye edebilir. (bk. Fethu’l-kadîr, 6/132; el-Bahru’r-Raik,7/379- Şamile-; Reddu’l-Muhtar, II/263).

Yirmi Sekizinci Lem'a, Yirminci Nükteden bir alıntı ile bitirelim:

"Mevcudât-ı havâiye olan hurûfât, kudsiyet kesb ettikçe, yani, âhizelik vaziyetini aldıkça, yani, Kur’ân hurûfâtı olduğundan âhizelik vaziyetini aldığı ve düğmeler hükmüne geçtiği ve sûrelerin başlarındaki hurûfat daha ziyade o münâsebât-ı hafiyenin uçlarının merkezî ukdeleri, düğümleri ve hassas düğmeleri hükmünde olduğundan, vücud-u havâîleri bu hâsiyete mâlik olduğu gibi, vücud-u zihnîleri dahi, hattâ vücud-u nakşiyeleri de bu hâsiyetten hassaları ve hisseleri var. Demek o harflerin okumasıyla ve yazmasıyla, maddî ilâç gibi şifâ ve başka maksatlar hâsıl olabilir."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.758
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...