"Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-i gaybiyeye, esâsât-ı İslâmiyeye, şuhûda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu." cümlesi ile "şuhûd" ve "yakin-i imanî" mefhumlarını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi. Hem sırr-ı temsil cihetü'l-vahdetiyle, en dağınık meseleler toplattırıldı. Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi. Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-i gaybiyeye, esâsât-ı İslâmiyeye, şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayal, hattâ nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu."(1)

Yakîn, bir şeyin kat’îlik ve kesinlik kazanmış haline denir. Bir şeyin kat’î ve kesin olabilmesi de ancak kuvvetli delil ve ispatlar ile mümkündür. Yani yakîn ile burhan birbirinin lâzımı ve neticesidir. Kat’î bir delil, kat’î ve şeksiz yakîn-i imanı ispat eder. Yakîn-i iman terkibi ise, imanın kat’î ve sağlam bir mertebesidir.

Şuhûd makamı, ayne’l-yakîn mertebesini ifade eden bir tabirdir; yani bir şeyi gözümüzle görüyor gibi iman etmek demektir. Delil ve bürhanlar kat’iyet ve ulviyet bakımından sınıflara ayrılırlar; bazısı bazısından daha kat’î ve yüksek olabilirler.

İmanın; hakka’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve ilme’l-yakîn olmak üzere üç mertebesi vardır. Yakînin üç mertebesi de şüphesiz ve kâmil bir imanı ifade eder.

İlme’l-yakîn; bir şeyin varlığını kesin olarak ilmen bilmektir.

Ayne’l-yakîn; bir şeyin varlığını, gördüğümüz, bildiğimiz ve hissettiğimiz bir şeyin varlığı gibi kesin iman.

Hakka’l-yakîn ise bir şeyin varlığını, yaşadığımız bir hali bilmemiz derecesinde bilmektir.

Hiç gitmediğiniz bir şehir düşününüz. O şehrin hangi bölgede olduğunu, nüfusunu vs. çok iyi bilmemiz ilmen bilmektir. Bu bilmemizde şek ve şüphe yoktur, o şehrin varlığına görmüş gibi inanırız.

O şehre gitmemiz ayne’l-yakîn bilmektir. Şehrin her tarafını gezip görmemiz ise hakka’l-yakîn bilmektir.

Hiç görmediğimiz ve yemediğimiz bir meyve düşününüz. O meyve hakkında bilgi sahibi olmamız ilmen bilmektir.

İlmen bildiğimiz o meyvenin bir manavda satıldığını görüp satın almamız, elimize alıp incelememiz ayne’l-yakîn bilmektir. Onu yememiz tadına bakmamız ise hakka’l-yakîn bilmektir.

Üstad Hazretleri yukarıdaki paragrafta Risale-i Nurların, imana dair mevzuları, temsil ve teşbih dürbünleri ile yakîn-i imanı şuhûd derecesine, yani gözle görüyormuş mertebesine ulaştırdığını ifade ediyor. Risale-i Nurların içinde hadsiz tahkikî iman mertebeleri vardır, herkes kuvvet ve istidadına göre bu mertebeleri elde edebilir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Mesele, Mahrem Bir Suale Cevap.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...