"Acz ve zaafıma, fakr ve ihtiyacıma merhameten, hizmet-i Kur’ân’a ait yazılarıma ihsan etti." Bu cümleyi açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan fıtraten nihayetsiz âciz ve fakirdir. Bu nihayetsiz acizlik ve fakirlik boşluğunu ancak nihayetsiz bir kudret ve zenginlik doldurabilir ki, bu sıfatlar ise ancak ve ancak Allah’a mahsustur. Öyle ise insan benlik ve gurur davasını bırakıp, nihayetsiz âciz ve fakir olduğınu bilmeli, kudreti sonsuz, gınası nihayetsiz olan Allah’a sığınmalı ve O’na iltica etmelidir. Zaten ibadetin esası da budur.

Yirmi Üçüncü Söz'de, insanın sonsuz aciz ve fakir yaratılışının hikmeti şöyle nazara verilir:

“Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i manevîyesinde nihâyetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesîm bir fakr dercetmiştir. Tâ ki, kudreti nihâyetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınası nihâyetsiz bir Ganiyy-i Kerîm bir zâtın hadsiz tecelliyatına câmi' geniş bir âyine olsun.”

Allah, insanı bu dünyaya ibadet ve kulluk için göndermiştir. Yoksa benlik ve gurur yapsın, “ben şunu yaptım, ben şöyleyim, ben böyleyim” diyerek kendini sena etmek için insanı yaratmamıştır. İnsanlık hakikatinin kemali, her şeyin dizgininin ve terbiyesinin Allah’ın kudret elinde olduğunu anlaması ve buna tam bir acziyet ile teslim olması ancak iman ve ibadet ile mümkündür. Bunun dışındaki düşünce ve cereyanlar bu kıvamı yakalayamaz. Tam aksine, bu felsefî düşünce ve cereyanlar insanı kendini beğenmiş ve acz ve fakrını unutmuş bencil bir firavun şekline dönüştürüyorlar.

İnsanın Allah’a yaklaşmasına ve O’nu razı etmesine en büyük vesile, nihayetsiz acizliği ve fakirliğidir. İnsan bu nihayetsiz acizliği ile nihayetsiz kudrete kendini rabteder, yine nihayetsiz fakrı ile de nihayetsiz zenginlik ile irtibat kurar. O zaman o nihayetsiz kudret ve gına insanın nihayetsiz acizlik ve fakirliğine tam bir merhem olur. Nasıl ki, bebeğin acizliği ve zayıflığı anne ve babasını ona hizmetçi yapıyor ise, aynı şekilde insan da nihayetsiz acizliği ve fakirliği ile Allah’ın nihayetsiz kudret ve zenginliğini kendine cezbediyor ve O’nun nazarında nazlı bir bebek gibi oluyor. İşte insan kibir ve benlik davası bırakıp, nihayetsiz aciz ve fakir olduğunu bilirse, her şey ona itaatkâr olur, her şey ona ihsan edilir.

Üstad Hazretleri Risale-i Nurların da bu asırda ihsan edilmesini bu şekilde izah ediyor. Asır dehşetli, şartlar çok ağır, insanların ekserisi küfre yem oluyor. Üstad bu büyük tehlikeyi kendine dert edinmiş, acizliğini ve zayıflığını Allah’a arz etmiş ve O’ndan istimdat etmiştir. Allah’ın namütenahi şefkat ve merhameti de bu istimdada kayıtsız kalmayarak Risale-i Nurları ihsan etmiştir. Acz ve fakrın şiddeti ihsanın da şiddetli olmasına vesile oluyor. Yani insan Allah’a karşı ne kadar aczini ve fakrını idrak ediyorsa, tecelli ve ihsan da o nisbette oluyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...