"Ulum-u felsefeyi, ulum-u İslamiye ile beraber hafsalama doldurup..." ifadesini biraz açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"...Tâ ki, gençliğinde hikmet-i ecnebiye veya fünun-u medeniye namı altındaki kısmen dalâlet, kısmen mâlâyâniyat meseleleriyle ruhunu kirletmiş, kalbini hasta etmiş, nefsini şımartmış bir kısım ihtiyarların ruhunda temizlik yapsın; tevhid hakkında şeytan ve nefsin şerrinden kurtulsun."(1)

Üstad bu ifadeleriyle hayatından bir hatıra tablosu ile anlatmayı tercih etmiştir. Üstad özellikle Van'da kalırken batı felsefesi ile ilgili birçok eser okumuştur. Bunu Tarihçe-i Hayat adlı eserde geçen aşağıdaki ifadelerden anlıyoruz:

"Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hâzır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bâzı eserler telif eyledim. Fakat, ben öyle mantık oyunları bilmiyorum, felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem."(2)

İşte bu ricada, şüphe ve tereddüt kaynağı olan felsefe ilimlerine dikkati çekmekte ve kurtulma yollarını göstermektedir. Mesnevi-i Nuriye'de geçen şu ifadeler de felsefenin insan ruhunda nasıl yara açtığını göstermektedir:

"Arkadaş! Kalble ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da ulûm-i akliyeye tavaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevî olan hastalıklar, insanları aklî ilimlere teşvik ve sevk eder. Ve akliyatla iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye müptelâ olur."(3)

Üstad'ın burada bahsettiği felsefe, materyalist felsefedir; liselerde yahut fakültelerde okutulan felsefe değildir. Bu cümlede ve diğer birçok derste bu kelime aklî ilimler manasında kullanılmıştır. Semavi Vahyin ışığı altında hareket eden felsefenin, insanın içtimai hayatına birçok faydaları olmuştur.

Felsefeciler hayatın gayesini, kâinatın ve içindeki hâdiselerin manalarını, Yaratıcıyı hiç düşünmeden, sadece kendi akıllarına göre yorumlamakla hataya düştükleri gibi, fen bilimcileri de bu kâinat kitabını aynı gafletle değerlendirdiklerinde benzer bir hataya düşerler.

Kâinatı kudret kalemiyle yazılmış bir kitap olarak gören, ondaki her varlığı Rabbanî bir mektup olarak değerlendiren Üstad Hazretlerinin, bu kitabın anlaşılmasına karşı olacağı düşünülemez. O halde, konuyu risalelerde sıkça nazara verilen “mana-yı harfi ve mana-yı ismi” meselesiyle değerlendirmek gerekiyor. Üstad Hazretleri kâinata esbab hesabına bakmanın hata olduğunu, Allah hesabına bakmanın ise marifet- i İlâhîye olduğunu nazara veriyor. Bunlardan birincisi mana-yı ismiyle, ikincisi ise mana-yı harfiyle bir bakıştır.

Mana-yı ismi; bir şeye yaratıcısını düşünmeden sadece o şey namına bakmaktır. Meselâ, Güneş’in Dünya’dan bir milyon üç yüz on bin defa daha büyük, hidrojen gazından ibaret bulunduğunu, hidrojenin helyuma dönüşmesiyle enerji ortaya çıktığını ve benzeri şeyleri söylemek, güneşten mana-yı ismiyle bahsetmektir.

Güneş’i Allah’ın harika bir eseri, Nur isminin aynası, kâinat misafirhanesinin lambası olarak görmek ise ona mana-yı harfiyle bakmaktır. İnsan, Güneş’e bu manada baktığında kalbinde Allah’ın hem azamet ve kudretine, hem de hikmet ve rahmetine karşı bir hayret ve muhabbet duygusu uyanır. Artık böyle bir insanın, Güneş’in bütün özelliklerini en ince teferruatıyla incelemesi onun kalp ve ruhuna hiçbir zarar vermeyeceği gibi, aksine onun marifetini daha da artırır ve derinleştirir. Aksi halde, Güneş hakkındaki bütün bilgileri onun Güneş’e olan hayranlığını ve hayretini artırmaktan ibaret kalır, bu ise onu İlâhî marifetten uzaklaştırır.

Demek ki, burada fen bilimlerine mana-yı ismiyle bakanların o ilimlere daldıkça kalbi hastalıklara müptela olacakları ders verilmiş oluyor. Bediüzzaman Hazretleri, fen bilimlerini kâinat kitabındaki ince manaları araştırıp, ortaya koydukları için cevasis (casuslar) olarak nitelendiriyor ve onların Hakim isminin tecellilerini bize gösterdiklerine dikkat çekiyor. Buna göre, kâinat Allah’ın kitabı, bütün fen bilimleri de o kitaptaki hikmetlerin tefsiri gibidir. Bu kâinata bu manada baktıran bir Üstad, insanın fen ilimlerine daldıkça dalalete düşeceğini, yoldan çıkacağını söylemez. Demek ki burada verilen mesaj şudur: İnsan kâinata, tabiat kanunlarına ve âlemde cereyan eden hadiselere Cenâb-ı Haktan gafil olarak baktığı takdirde, fen bilimlerine daldığı nispette kalbi ve ruhu yaralanır, hastalanır.

Varlık âlemini ve onda cereyan eden hâdiseleri sahipsiz ve tesadüfe bağlı sanarak onlara kendi aklıyla yorum getirmeye kalkışmaktan birçok batıl fikir ve ekol ortaya çıkmıştır. Her şeyi madde ile açıklamaktan materyalizm; her şeyi evrimle izaha kalkışmaktan ise Darwinizm doğmuştur.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a.
(2) bk. Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı (Tahliller)
(3) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...