"Fevâid-i dünyeviyesi, yalnız müreccih ve teşvik edici derecesinde olabilir. Eğer illet derecesine çıksa ve o amel-i hayrın yapmasına sebep o fâide olsa, o ameli iptal eder..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ben gördüm ki, ehl-i diyanet, belki de ehl-i takvâ bir kısım zâtlar bizimle gayet ciddî alakadarlık peyda ettiler. O bir iki zâtta gördüm ki, diyaneti ister ve yapmasını sever, tâ ki hayat-ı dünyeviyesinde muvaffak olabilsin, işi rastgelsin. Hattâ tarikatı, keşf ve keramet için ister. Demek âhiret arzusunu ve dinî vezâifin uhrevî meyvelerini dünya hayatına bir dirsek, bir basamak gibi yapıyor. Bilmiyor ki, saadet-i uhreviye gibi saadet-i dünyeviyeye dahi medar olan hakaik-i diniyenin fevâid-i dünyeviyesi, yalnız müreccih (tercih edici) ve teşvik edici derecesinde olabilir. Eğer illet derecesine çıksa ve o amel-i hayrın yapmasına sebep o fâide olsa, o ameli iptal eder; lâakal ihlâsı kırılır, sevabı kaçar."(1)

Zikir, vird ve dualar kalbe, ruha ve latifelere bizatihi şifa ve gıda olduğu için, bunların teşvik ve terğibe ihtiyacı bulunmuyor. Bu duygular menfaat ve fayda gözetmeksizin bizatihi bunlarla mutmain oluyorlar.

Mesela, kalbin Cevşen'den istifade edebilmesi için, onu ihlas ile okumak kâfi geliyor. Dünyevî menfaatler kalbin huzurunu bozabiliyor. Kalbin dünyevî ve zahirî faydalarına ihtiyacı bulunmuyor,

Lakin insanda kalbten başka nefis, heva, cisim gibi sakil ve menfaate müptela duygular da bulunuyor. Bunların hayırlı işlere yönelebilmesi için dünyevî menfaatler ile teşvik ve tahrik edilmesi gerekiyor. Zikir, vird ve dualar nefse ağır geliyor, nefis bunları menfaatsiz ve faydasız kabullenemiyor. Çünkü nefsin mahiyetinde hazır ve dünyevî cüz’î menfaatleri, gaybî ve uhrevî büyük faydalara tercih etme hastalığı bulunuyor.

Bu sebeple zikir, vird ve duaların dünyevî ve zahirî faydaları, nefsi ikna ve teskin etme açısından bir tercih ve bir teşvik olarak kullanılabilir. Ama aynı mülahaza kalp ve ruh açısından caiz olmaz. Zira nefse şifa olan bir şey kalbe zehir olabilir. Yani ibadetlerin dünyevî faydaları nefse teşvik ve şifa olurken, kalp ve ruha zararlı bir zehir olabiliyor.

Mesela, Cevşen’nin zırh olma vasfı, nefsin ikna edilmesi açısından bir tiryak iken, aynı vasıf ruhun ve kalbin zehiri oluverir.

Zikir, vird ve duaların illeti ihlas ile okumak iken, dünyevî faydaları ise nefse tercih ve teşvik için atılan yem gibidir.

"Bir kısmına "mâkulü'l-mânâ" tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebep ve illet değil. Çünkü hakikî illet, emir ve nehy-i İlâhîdir." (29.Mektup)

Mesela, zekât ve sadaka, zengin ile fakir arasında içtimaî açıdan çok hayatî bir maslahat ve hikmettir. Ancak bu ibadetlerin yapılmasındaki asıl maksat, Allah’ın emri olmasıdır.

İbadetlerin maddî ve manevî birçok menfaatlerinin olması zayıfları teşvik ve tervic etmek içindir. İnsanların çoğunun avam olmasından dolayı, Allah bu gibi dua ve ibadetlere bir teşvik ve bir tervic vermek için, bazı menfaatler takmıştır. Lakin bu hediye ve menfaatler dua ve virdlerin okunmasında hakiki sebep yerine geçerse, yani Allah için değil de o maddî ve manevî menfaat için yapılırsa, o zaman o dua ve ibadetlerin makbuliyeti gider.

Dua ve ibadetlerde niyetimiz dünyevî menfaat olursa, Allah indinde kabul görmez. Şayet niyetimizde Allah rızası ve hoşnutluğu galip, diğer maddî ve manevî menfaatler ona tâbi ise, sırf nefsi teşvik için ise bunda bir zarar olmaz. Cennet ve cehenneme de bu mülahaza ile bakabiliriz. Yani nefis ve hevamızı ibadete teşvik babında cennetin akıl almaz nimetlerini ve cehennemin korkunç dehşetini düşünebiliriz.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lahikası, 74. Mektup.

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Belki zayıflar için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz’ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder..." İzahı nasıldır?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Oarslan

Hangi uhrevî bir fayda dünya hayatına basamak yapılabilir ki? Buna dair örnekler var mı? Gayesi dünya hayatı olan birisi keşif ve keramete mazhar olması o kadar kolay bir iş mi ki bir kısım zatlar tarikatı sırf bu yüzden istesinler?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Şu şahıs böyle yapıyor diye bir isim belirtmek uygun olmaz ama etrafımızda bu tarife uyan çok insanların olduğu da bir gerçektir. Özellikle tarîkatı keşf ve keramet için isteyen insan sayısı çok fazladır hatta bazılarında bu durum balapervazane ( Yüksekten uçarcasına) bir duruma kadar çıkar.

Makamperestlik damarı ile mücadele etmek tarikatta ciddi bir iş ciddi bir terbiye konusudur. Ve bir çok gerçek evliyaların hayatında bununla ilgili mücadelelerin olduğu bilinen bir gerçektir. Hatta bazı evliyaların kendini mehdi ve hızır bilmesi de bunun somut bir örneğidir.

Bütün bunlar âhiret arzusunu ve dinî vazifelerin uhrevî meyvelerini, dünya hayatına bir dirsek, bir basamak gibi yapıyor. Kimisi bu duyguyu zamanla yenip ihlasa erişip velayete kadar çıkarken kimisi de mağlup olup şeytana maskara oluyor. Sahte veya yapmacık bir şekilde kendini mürşid-i kamil ve sahib-i velayet gibi gören ve gösteren şarlatanların varlığı hayatın bir gerçeğidir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...