"Fıtrat" ile "Hilkat" münasebeti nasıldır?
Değerli Kardeşimiz;
Fıtrat: Kelime olarak yaradılış, tıynet, hilkat gibi manalara geliyor. Bir şeyi başlangıcında yarmak ve kazmak manasına gelen ve “fatr” kökünden türemiş olan fıtrat kelimesi, “ilk yaratılış” manasına gelir. Yani, mutlak yokluğun yarılarak, içinden varlığın çıkmasıdır. Fıtrat, bu yarma sonucu ortaya çıkan ilk varlık halidir.
İbn Manzur, Lisânü'l-Arab adlı eserinde “fıtrat”ı şöyle tarif ediyor: Yaratılış, yapı, karakter, tabiat, mizaç, peygamberlerin sünneti, kâlb-i selim, adetullahtır. Ayrıca hilkat, tabii meyil, hazır olmak, huy, cibilliyet ve istidât gibi manalara da gelir.
Terim olarak fıtrat: "Allah Teâlâ'nın mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal, bir kabiliyet üzere yaratmasıdır. İbn-i Arabî ise “fıtrat” sözcüğüne "bir şey üzerine yaratılmak" mânâsı vermektedir.
“Fıtrilik” fıtrat kelimesinden türetilmiştir ve fıtrata yani yaradılış maksadına uygun olandemektir. Ayrıca varlıkların temel yapısı, özellikleri, yaratılış, değişim, gelişim ve kanunları da fıtrat kelimesini ifade etmektedir.
Kur'an ve hadislerde, İslam'ın fıtrat dini olduğu, Allah'ın insanı İslam’ı ve esaslarını anlamaya ve kabul etmeye uygun fıtratta yarattığı çeşitli şekillerde ifade edilmiştir.
Hilkat: Kelime olarak doğuştan gelen vasıf, yaratma ve yaratılış manalarına geliyor.
Hilkat ile fıtrat aynı manaya gelmektedir. Lakin hilkat kelimesi fıtrat kelimesine nispetle daha umumi bir kavramdır. Fıtrat, daha ziyade insanlar ve şuur sahiplerine bakan bir tabir iken, hilkat bütün mahlûkatı içine alan bir kavramdır. Yıldızın fıtratı yerine hilkati demek kulağa daha aşina geliyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Cibilliyet daha çok hayat içerisinde maruz kaldığımız kısıtlamalar ile geliştirdiğimiz hareket tarzını ifade eder. Herkes dünyayı sever fakat saltanatı Âl-i Beyt'e yaramadığı için onlara çirkin yüzü gösterildi. Musibet istenmez fakat ehl-i dünya tarafınca Üstad'a verilen eziyet, hakikatın esrarına hasr-ı nazar için olmuş. Mecbur olduğumuz ve mahkûm kaldığımız halat bunu intar ediyor. Veyahut algı değil, olgu için hakikati tam izhar edemiyoruz. Karşı tarafı ikna etmek için gerçeklerin üzerinde durmak değil, onun anlayışını gözetmeye enerjiyi sarf ediyoruz. Zaman içerisinde onların hakikatsız olduğu tebeyyün edince, hakikat tasaffi ediyor