"Güya insan o ârızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur. Sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderât-ı hayatını yazar..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Güya insan o ârızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur. Sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderât-ı hayatını yazar, esmâ-i İlâhiyeye bir ilânnâme yapar ve bir kaside-i manzume-i Sübhâniye hükmüne geçip, vazife-i fıtratını ifa eder."(1)

İnsanın fıtratı musibet ve hastalıklarla harekete geçen bir fabrika gibidir. İnsanın bu fıtratında ilahi isimleri idrak edip tefekkür edecek sayısız makine ve azalar yerleştirilmiştir. Musibet ve hastalıklar, insanın fıtratına yerleştirlen bu makine ve azaların işleyip terakki etmesine ve kemale ermesine vesiledirler.

“Güya insan o ârızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur.” İnsanın fıtratında bilkuvve bulunan her bir duygu ve istidat, Allah’ın isimlerini idrak ve ilan etmede bir kalem gibidir. Bu kalemi harekete geçiren saik ise, musibet ve hastalıklardır.

İnsanın hayat sayfası ilahi isimlerin yazılıp okunduğu bir defter gibidir. Bu defterde Allah’ın isim ve sıfatların manasını yazıp sonra şuur sahiplerine ilan ediyorlar. İnsanın hayat defterinde yazılan bu manalar âlem-i misal ve kader levhalarına da ayrıca işlenip muhafaza ediliyor.

Âlem-i misal; maddî âlem ile ahiret âlemi arasında bulunan ve bir yönü ile maddiyata diğer yönü ile ahirete benzeyen bir köprü ve ara âlemdir. Zaman zaman bu âlemle rüya vesilesi ile irtibat kurarız.

Bu âlem aynı zamanda hüviyetlerin muhafaza edildiği bir arşiv âlemidir. Şu gördüğümüz âlemdeki her şeyin, her hâdisenin bir misâlinin mevcut olduğu ayrı bir âlem var. Ve o âleme, âlem-i misal deniliyor.

Misal âlemi, ruhlar âleminden daha kesif; şu âlem-i şehadetten ise daha lâtif.

Dersin devamında şöyle buyrulur:

"Musibetlerle, hastalıklarla, âlâm ile sair müheyyiç ve muharrik ârızalarla, o makinenin diğer çarklarını harekete getirir, tehyiç eder. Mahiyet-i insaniyede münderiç olan acz ve zaaf ve fakr madenini işlettiriyor. Bir lisanla değil, belki her..."

Cenab-ı Hak kendisini iyi tanımaları için insanın mahiyetine nihâyetsiz bir acz, fakr ve naks yerleştirmiştir.

“Acz: Güç yetirememek, elinden gelmemek.

Fakr: Muhtaç olmak.

Naks: Noksanlık. Kusurluluk.”

“Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mâneviyesinde nihâyetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir.” (Sözler)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, insanın aczi ve fakrı için “acz-i mutlak” ve “fakr-ı mutlak” tabirlerini kullanır. Mutlak, yâni kendisine bir sınır çizilemeyen acz ve fakr.

İnsan, göze de muhtaçtır, ele de ayağa da. Ve bunların hiçbirini de yapacak güce sahip değildir. Muhtaç olduğumuz şeyler fakrımızı, onları yapmaya güç yetiremeyişimiz ise aczimizi ilan eder.

İnsanoğlu, dudağının önünde nöbet bekleyen havadan, toprağa, suya, güneşe, aya kadar nice mahlûkatı yapmaktan âcizdir ve bunların herbirine de muhtaçtır.

İnsan mahiyetinin bu üç ana unusur marifette yani Allah’ı tanımada hazinedir, büyük bir maden yatağıdır. Üstü gaflet toprağı ile örtülü olan bu maden yatağını açmak için musibetler, bela ve hastalıklar vazife görürler. Bu yüzden Allah, insanın fıtratındaki acz, fakr ve zaaf madenini musibet, bela ve hastalıklar ile işletiyor, faal bir hâle getiriyor.

İnsan, acziyle Rabbinin kudretine, fakrıyla rahmet ve gınasına, noksanlığı ile de kemaline ayine olmaktadır. Böylece bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve mukaddes olan Allah’ı tanımış olur.

Hastalığın verdiği elem ve sıkıntı ile Allah’ın dergâhına el açıp, gözyaşı ile O’ndan şifa dilenmek, insana hem ruhanî bir lezzet verir hem de irfanî bir marifet kazandırır. Hastalık olmasa insan bunu sıhhatli zamanında yapamaz yapsa da o hali tam hissedemez.

Netice olarak, Allah, insanın fıtratına her bir isim ve sıfatı anlayıp tartacak manevî cihazlar ve duygular koymuştur. Bu duygular da hastalık, bela, musibet, eza ve cefalarla harekete geçer ve insanı kemale erdirir.

(1) bk. Lem'alar, İkinci Lem'a, Hatime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

YUNUS BİLGEHAN
“Güya insan o ârızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur.” İnsanın fıtratında potansiyel olarak bulunan her bir kuvve ve kabiliyet, Allah’ın isimlerini anlama ve ilan etmede bir kalem gibidir. İnsanın potansiyel olan bu kalemini harekete geçiren saik ise, musibet ve hastalıklardır.'' Bu kısmı biraz daha açar mısınız? Teşekkürler
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bela dediğimiz şey aslında insanın tekemmül edip kamil bir insan olabilmesi için bir dokunuş bir şekillendirme ameliyesidir. Yani insanın fıtratında yatmış kabiliyet ve duyguların uyanıp hedefe varabilmesi ancak musibet, bela ve aksiyon ile mümkündür. Bela ve musibet olmadan insanın kamil bir makama ve mevkie varması kabil değildir.

Bir heykel tıraş kaba saba bir taşı eline alır onu çekiç ve keskisi ile şekilden şekle sokar. Bazen kırar, bazen döver, bazen ortadan yarar, bazen kaba yerlerini inceltir, bazen çıkıntılarını törpüler ve hakeza. En sonunda ortaya çok kıymetli bir heykel ortaya çıkar. Başlangıçta kaba saba bir taş iken zorlu ve meşakkatli bir süreçten sonra paha biçilmez bir sanat haline gelmiştir.

İşte insan da aynı bu madenler ve taşlar gibi çok geniş ve mükemmel istidatlar ile dünyaya gelir ama işlenmediği ve inkişaf etmediği için hiçbir değer ve kıymet ifade etmez. Bu yüzden Allah insanda ki bu kıymet ve değeri açığa çıkarmak ve inkişaf ettirmek için heykel tıraşın taşı işlemesi gibi insanı işler ve imtihana tabi tutar. Bu imtihan ve işlemek esnasında insan bazı sıkıntı ve meşakkatler çeker belalara maruz kalır ama netice itibari ile insan insan-ı kamil olup cennete layık bir kıymet kazanır. Tıpkı kaba taşın paha biçilmez bir yapıt olması gibi insan da kainata bir halife olur.
 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider. Said Nursi r.a. (2.Lem'a, 2.Nükte)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderât-ı hayatını yazar..İfadesinde mukadderat-ı hayatı yazması ne demektir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Mukadderat-ı hayatı yazmak kaderde yazılmış şeyleri yaşamak anlamına geliyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...