"Güya insan o arızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur. Sahife-i hayatında veyahut levh-i misalide mukadderat-ı hayatını yazar..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Güya insan o arızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur. Sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderat-ı hayatını yazar, esma-i İlahiyeye bir ilanname yapar ve bir kaside-i manzume-i Sübhaniye hükmüne geçip, vazife-i fıtratını ifa eder." (Lem'alar, İkinci Lem'a, Hatime)

İnsanın fıtratı musibet ve hastalıklarla harekete geçen bir fabrika gibidir. İnsanın bu fıtratında ilahi isimleri idrak edip tefekkür edecek sayısız makine ve azalar yerleştirilmiştir. Musibet ve hastalıklar, insanın fıtratına yerleştirlen bu makine ve azaların işleyip terakki etmesine ve kemale ermesine vesiledirler.

“Güya insan o arızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur.” İnsanın fıtratında bilkuvve bulunan her bir duygu ve istidat, Allah’ın isimlerini idrak ve ilan etmede bir kalem gibidir. Bu kalemi harekete geçiren saik ise musibet ve hastalıklardır.

İnsanın hayat sayfası ilahi isimlerin yazılıp okunduğu bir defter gibidir. Bu defterde Allah’ın isim ve sıfatların manasını yazıp sonra şuur sahiplerine ilan ediyorlar. İnsanın hayat defterinde yazılan bu manalar âlem-i misal ve kader levhalarına da ayrıca işlenip muhafaza ediliyor.

Âlem-i misal; maddi âlem ile ahiret âlemi arasında bulunan ve bir yönü ile maddiyata diğer yönü ile ahirete benzeyen bir köprü ve ara âlemdir. Zaman zaman bu âlemle rüya vesilesi ile irtibat kurarız.

Bu âlem aynı zamanda hüviyetlerin muhafaza edildiği bir arşiv âlemidir. Şu gördüğümüz âlemdeki her şeyin, her hadisenin bir misalinin mevcut olduğu ayrı bir âlem var. Ve o âleme, âlem-i misal deniliyor.

Misal âlemi, ruhlar âleminden daha kesif; şu âlem-i şehadetten ise daha lâtif.

Dersin öncesinde şöyle buyurulur:

"Öyle de musibetlerle, hastalıklarla, âlâm ile sair müheyyiç ve muharrik arızalarla, o makinenin diğer çarklarını harekete getirir, tehyiç eder. Mahiyet-i insaniyede münderiç olan acz ve zaaf ve fakr madenini işlettiriyor. Bir lisanla değil, belki her bir âzânın lisanıyla bir iltica, bir istimdat vaziyeti verir." (bk. age., a.y.)

Cenab-ı Hak kendisini iyi tanımaları için insanın mahiyetine nihayetsiz bir acz, fakr ve naks yerleştirmiştir.

Acz: Güç yetirememek, elinden gelmemek.

Fakr: Muhtaç olmak.

Naks: Noksanlık. Kusurluluk.”

"...Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i maneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir..." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, insanın aczi ve fakrı için “acz-i mutlak” ve “fakr-ı mutlak” tabirlerini kullanır. Mutlak, yani kendisine bir sınır çizilemeyen acz ve fakr.

İnsan, göze de muhtaçtır, ele de ayağa da. Ve bunların hiçbirini de yapacak güce sahip değildir. Muhtaç olduğumuz şeyler fakrımızı, onları yapmaya güç yetiremeyişimiz ise aczimizi ilan eder.

İnsanoğlu, dudağının önünde nöbet bekleyen havadan, toprağa, suya, Güneş'e, Ay'a kadar nice mahlukatı yapmaktan âcizdir ve bunların her birine de muhtaçtır.

İnsan mahiyetinin bu üç ana unusur marifette yani Allah’ı tanımada hazinedir, büyük bir maden yatağıdır. Üstü gaflet toprağı ile örtülü olan bu maden yatağını açmak için musibetler, bela ve hastalıklar vazife görürler. Bu yüzden Allah, insanın fıtratındaki acz, fakr ve zaaf madenini musibet, bela ve hastalıklar ile işletiyor, faal bir hâle getiriyor.

İnsan, acziyle Rabbinin kudretine, fakrıyla rahmet ve gınasına, noksanlığı ile de kemaline ayine olmaktadır. Böylece insan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve mukaddes olan Allah’ı tanımış olur.

Hastalığın verdiği elem ve sıkıntı ile Allah’ın dergâhına el açıp, gözyaşı ile ondan şifa dilenmek, insana hem ruhanî bir lezzet verir hem de irfanî bir marifet kazandırır. Hastalık olmasa insan bunu sıhhatli zamanında yapamaz yapsa da o hâli tam hissedemez.

Netice olarak, Allah, insanın fıtratına her bir isim ve sıfatı anlayıp tartacak manevi cihazlar ve duygular koymuştur. Bu duygular da hastalık, bela, musibet, eza ve cefalarla harekete geçer ve insanı kemale erdirir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 10.262
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

YUNUS BİLGEHAN
“Güya insan o ârızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur.” İnsanın fıtratında potansiyel olarak bulunan her bir kuvve ve kabiliyet, Allah’ın isimlerini anlama ve ilan etmede bir kalem gibidir. İnsanın potansiyel olan bu kalemini harekete geçiren saik ise, musibet ve hastalıklardır.'' Bu kısmı biraz daha açar mısınız? Teşekkürler
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bela dediğimiz şey aslında insanın tekemmül edip kamil bir insan olabilmesi için bir dokunuş bir şekillendirme ameliyesidir. Yani insanın fıtratında yatmış kabiliyet ve duyguların uyanıp hedefe varabilmesi ancak musibet, bela ve aksiyon ile mümkündür. Bela ve musibet olmadan insanın kamil bir makama ve mevkie varması kabil değildir.

Bir heykel tıraş kaba saba bir taşı eline alır onu çekiç ve keskisi ile şekilden şekle sokar. Bazen kırar, bazen döver, bazen ortadan yarar, bazen kaba yerlerini inceltir, bazen çıkıntılarını törpüler ve hakeza. En sonunda ortaya çok kıymetli bir heykel ortaya çıkar. Başlangıçta kaba saba bir taş iken zorlu ve meşakkatli bir süreçten sonra paha biçilmez bir sanat haline gelmiştir.

İşte insan da aynı bu madenler ve taşlar gibi çok geniş ve mükemmel istidatlar ile dünyaya gelir ama işlenmediği ve inkişaf etmediği için hiçbir değer ve kıymet ifade etmez. Bu yüzden Allah insanda ki bu kıymet ve değeri açığa çıkarmak ve inkişaf ettirmek için heykel tıraşın taşı işlemesi gibi insanı işler ve imtihana tabi tutar. Bu imtihan ve işlemek esnasında insan bazı sıkıntı ve meşakkatler çeker belalara maruz kalır ama netice itibari ile insan insan-ı kamil olup cennete layık bir kıymet kazanır. Tıpkı kaba taşın paha biçilmez bir yapıt olması gibi insan da kainata bir halife olur.
 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider. Said Nursi r.a. (2.Lem'a, 2.Nükte)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderât-ı hayatını yazar..İfadesinde mukadderat-ı hayatı yazması ne demektir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Mukadderat-ı hayatı yazmak kaderde yazılmış şeyleri yaşamak anlamına geliyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
muratkul

Güya insan o arızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur. Sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderat-ı hayatını yazar, esma-i İlahiyeye bir ilanname yapar ve bir kaside-i manzume-i Sübhaniye hükmüne geçip, vazife-i fıtratını ifa eder. Biraz daha açar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bu ifadeler, insanın dünyadaki hastalık, musibet ve sıkıntılarla karşılaştığında kazandığı manevi değeri ve varoluş amacını harika bir kalem teşebbühüyle (benzetmesiyle) açıklar.

Metnin temel mesajlarını şu başlıklarla inceleyebiliriz:

Hareketli Bir Kalem Olarak İnsan

İnsan hayatı durağan bir yapı değildir. Başımıza gelen "arızalar" (hastalıklar, yaşlılık, hüzünler veya beklenmedik olaylar), insanın manevi dünyasını şekillendiren birer kalem ucu gibidir. İnsan bu olaylar sayesinde sadece "yaşayan bir canlı" olmaktan çıkar; hayat sayfasını anlamlı nakışlarla dolduran müteharrik (hareketli) bir kalem haline gelir. Her bir sıkıntı, insanın sabrını, tevekkülünü ve olgunluğunu o sayfaya işler.

Hayatın İki Büyük Sayfası: Sahife-i Hayat ve Levh-i Misalî

Yaptığımız her amel ve başımıza gelen her durum iki yere kaydedilir:

Sahife-i Hayat: Kişinin kendi ömür sayfası ve amel defteridir.

Levh-i Misalî: Kainattaki manevi arşiv, yani her şeyin suretinin saklandığı o büyük levhadır. İnsan, yaşadığı zorluklara karşı gösterdiği duruşla, kaderin kendisi için çizdiği o derin manaları bu sayfalara ebedi birer kayıt olarak düşer.

Esma-i İlahiyeye Bir İlanname

Bu bölümün en can alıcı noktası burasıdır. Allah’ın isimleri (Esma-i Hüsna) ancak zıtlıklarla ve ihtiyaçlarla tam manasıyla tezahür eder:

Hastalık gelmezse, Allah’ın Şafi (Şifa veren) ismi nasıl görünür?

Açlık ve ihtiyaç olmazsa, Rezzak ismi nasıl ilan edilir?

Zayıflık olmazsa, Kadir (Sonsuz güç sahibi) ismi nasıl anlaşılır? İşte insan, başına gelen o "arızalar" sayesinde Allah'ın farklı isimlerine ayna olur ve bu isimleri kainata ilan eden bir yayın organı/ilanname hükmüne geçer.

Kaside-i Manzume-i Sübhaniye

İnsan hayatı, tesadüfi olaylar silsilesi değil; her mısrası hikmetle yazılmış manzum bir şiir, bir kaside gibidir. Bu kaside Allah’ın kusursuz sanatını (Sübhaniye) tesbih eder. İnsan, başına gelenlere sabredip hikmet nazarıyla baktığında, fıtratının (yaratılışının) asıl vazifesi olan "Allah'ı tanıma ve tanıtma" görevini yerine getirmiş olur.

Özetle:

Metin bize şunu söyler: Hayat sadece lezzet ve rahatlıktan ibaret olsaydı, çok sığ ve tek düze bir yazı gibi kalırdı. Ancak hastalıklar ve sıkıntılar hayatımıza derinlik katar; bizi sıradan bir varlıktan, üzerinde İlahi sanatın en ince ayrıntılarının yazıldığı, her an hareket eden ve her an yeni bir mana ifade eden "canlı bir kalem"e dönüştürür.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
muratkul

Sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderat-ı hayatını yazar
buradaki mukadderatı hayatını açıklayıp konu ile ilgilisini açıklarmısınız 

mukadderatı hayatiyye yazar kısmı nedir konuyla ilgisi nedir açıkarsanız sevinirim 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

"Sahife-i hayat" (hayat sayfası) ve "levh-i misalî" (misal âlemi/manevi levha) kavramları üzerinden geçen bu ifade, insanın yaşam serüveninin kader planındaki karşılığını anlatır.

İşte en kısa özetiyle bu kavramların anlamı ve konuyla ilgisi:

Mukadderat-ı Hayat Nedir?

Mukadderat-ı hayat, bir insanın yaşamı boyunca başına gelecek olayların, yapacağı tercihlerin ve yaşam süresinin Allah'ın ilmiyle belirlenmiş programıdır. Yani "hayatın kaderi" veya "hayat planı" demektir.

"Mukadderatı Hayatiyye Yazar" Kısmı ve Konuyla İlgisi

Bu ifade genellikle kâinattaki intizamı ve ilahî muhafazayı anlatmak için kullanılır. Konuyla ilgisi şöyledir:

  • Kayıt ve Hafıza: Nasıl ki bir çekirdeğin içinde ağacın gelecekteki programı (kaderi) yazılıdır; insanın yaşadığı her an da manevi bir levhada (levh-i misalî) kaydedilir.

  • İlahi İntizam: Hayatın tesadüfi olmadığını, her anın bir ölçü ve takdir (mukadderat) dairesinde gerçekleştiğini vurgular.

  • Sorumluluk ve Muhafaza: "Yazılması" demek, insanın hiçbir amelinin zayi olmadığını ve her şeyin ilahî bir arşivde saklandığını ifade eder.

Özetle; insanın hayat hikayesi, daha yaşanmadan evvel bir plan olarak (mukadderat), yaşandıktan sonra ise bir hatıra ve kayıt olarak manevi levhalarda muhafaza edilir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...