"Hakiki sermaye olan vaktini bir meseleye sarf etmediği için, meslektaşlarıyla ittifakı muhkemleşmiyor." İzah edip "meslektaşıyla ittifak" hususunu açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ehl-i hakkın ihtilâfı nâmertliklerinden, himmetsizliklerinden, hamiyetsizliklerinden olmadığı gibi; gafletli ehl-i dünyanın ve ehl-i dalâletin hayat-ı dünyeviyeye ait işlerde samimâne ittifakları dahi mertlikten, hamiyetten, himmetten değildir. Belki, ehl-i hakkın, ekseriyetle âhirete ait olan faydaları düşünmekle, o ehemmiyetli ve kesretli meselelere hamiyeti, himmeti, mertliği inkısam eder. Hakikî sermaye olan vaktini bir meseleye sarf etmediği için, meslektaşlarıyla ittifakı muhkemleşmiyor. Çünkü meseleler çok, daire dahi geniştir." (Lem'alar, Yirminci Lem'a.)

Bu cümle, zamanın hem ferdi (bireysel) hem de cemaat düzeyinde stratejik kullanımına dair Risale-i Nur’da geçen son derece veciz bir ikazdır.

  • “Hakikî sermaye olan vaktini”: Zaman, insanın elindeki en hakiki ve geri dönmez sermayedir. İktisat risalesindeki "Zaman, ömür sermayesi" vurgusunun burada bir açılımını görüyoruz.

  • “Bir meseleye sarf etmediği için”: Buradaki "bir mesele", aynı zamanda “bir hizmet dairesi” yahut “odaklanılmış bir iman hizmeti alanı” anlamındadır. Tek noktaya teksif edilmeyen gayret, dağılır.

  • “Meslektaşlarıyla ittifakı muhkemleşmiyor”: Aynı mefkûreye sahip hizmet arkadaşlarıyla derin, sağlam bir birlik oluşmuyor. Çünkü her bir fert farklı hedeflere, mesele çeşitliliğine yöneldiği için, ittifakın temelini oluşturan müşterek amel eksik kalıyor.

Bu durum, cemaat-i İslâmiyenin organizasyonel bir zayıflığı değil, bilakis uhrevî önceliklerin tabii bir neticesi olarak ortaya çıkıyor. Bu aynı zamanda ehl-i hakkın dayanışmasının neden zayıf görünebildiğinin de sırrıdır.

Ehli dünya; bütün dikkatini ve himmetini dünyaya hasrediyor, onun fâni, adi ve o basit meselelerine kafa yoruyor. Onların hedefi sadece dünya olduğu, fikir ve mesaileri bir noktada toplandığı için, ehli haktan daha ziyade kuvvet kazanıyorlar. Sadece bir işle meşgul olan adam, bütün dikkatini ona verebilir; ama iki veya birçok işle meşgul olursa dikkati veremez, muvaffak olamaz.

İşte Müslümanların düşüneceği ve meşgul olacağı sahalar çok geniş olduğundan, dikkatleri ve kuvvetleri dağılıyor. Ama ehl-i dünya sadece dünyayı düşünüyor ve ona odaklanıyor. Bu sebeple Müslümanlara geçici olarak dünya noktasından galebe ediyorlar.

Meslektaş, diğer meslek ve meşreplerde olan Müslümanlardır. Mesela; Nakşilik, Kadirilik, Şazelilik birer meslektir. Mesela, bir tarikat mensubu bütün dikkat ve enerjisini kendi meselesine hasrettiği için, diğer meslekte olan kardeşi ile hakiki ittifakı düşünmeye çoğu zaman vakit ve fırsat bulamıyor. Eğer bir fert veya meslek dediğimiz cemaat, zamanını belli bir hak dava içinde odaklı ve sabit bir şekilde kullanmazsa, Üstad'ımızın "Meslektaş" dediği aynı yolda yürüyenlerle derin bir dayanışma tesis edemez. Çünkü odak dağılırsa, ittifak da zayıflar.

Bu cümlede bize öğretilen şey şudur: “İttihadın gücü, dikkat ve himmetin teksif ve odaklanmasından geçer.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 11.332
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...