"Hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira, hakkın hatırı alidir; hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira, hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra fedâ edilmemek gerektir. Fakat şu hüsn-ü zannınızı kabul etmem. Zira bir müfside, bir dessasa da hüsn-ü zan edebilirsiniz. Delil ve âkıbete bakınız!" (Münazarat)

Bu vecize adalet, doğruluk ve dürüstlük kavramlarının insan hayatındaki en yüksek değer olması gerektiğini muazzam bir şekilde ifade eder. Buradaki hak kavramı hem ilahi gerçekleri ve adaleti hem de kul hakkını, doğruyu ve gerçeğin kendisini ifade eder. Hatır ise akrabalık, dostluk, makam, mevki, cemaat veya şahsi menfaatler gibi insani bağları ve beklentileri temsil eder.

Bu derin ölçüyü biraz daha açarak ve hayatın içinden misallerle izah edelim:

Sözün Derin Anlamı

"Hakkın hatırı âlidir (yücedir)" demek, bir yerde doğru olan neyse, adaletin gereği neyi söylüyorsa, onun üstünde hiçbir gücün, hiçbir akrabalık veya dostluk bağının olamayacağı anlamına gelir.

Eğer bir insan, bir yakınının kalbi kırılmasın diye veya bir menfaati kaybolmasın diye gerçeği gizler ya da adaleti yanıltırsa, hakkın hatırını feda etmiş olur. Hakiki bir mümin ve ahlaklı bir insan ise, karşısındaki kim olursa olsun hakkın yanında durur.

Hayattan ve Tarihten Misaller

Bu düsturu daha iyi anlamak için şu misallere bakabiliriz:

1. Adalet ve Mahkeme Misali (Hz. Ali’nin Zırh Davası)

Hz. Ali (ra), halifeliği döneminde kaybettiği zırhını bir Hristiyanın elinde görür ve durumu kadıya taşır. Dönemin kadısı Şüreyh, koskoca İslam halifesi ile sıradan bir vatandaşı mahkemede tamamen eşit tutar. Hz. Ali’nin şahit olarak sunduğu kişileri (oğlu ve kölesi olduğu için) hukuki kurallar gereği yeterli bulmaz ve davayı Hristiyan vatandaşın lehine sonuçlandırır.

İzah: Kadı Şüreyh, devlet başkanının "hatırını" adaletin ve "hakkın" hatırına feda etmemiştir. Hakkın hatırını yüce tutmuştur.

2. İş ve Ticaret Hayatından Bir Misal

Bir şirkette yönetici olduğunuzu ve işe alım yapacağınızı düşünün. Başvuranlar arasında çok sevdiğiniz, zor durumda olan bir yakın arkadaşınız var. Ancak diğer yanda, işi çok daha iyi bilen, hak eden ve liyakat sahibi bir yabancı bulunuyor.

Hakkın feda edilmesi: "Arkadaşımın hatırı kalmasın, ona ayıp olur." diyerek liyakatsiz arkadaşı işe almak.

Hakkın hatırını yüce tutmak: Arkadaşlık bağını bir kenara bırakıp, hakkı ve liyakati gözeterek işi hak edene vermektir. Çünkü o işin ve diğer adayın üzerinde hakkı vardır.

3. İlmi ve Fikri Hayatta Doğruyu Savunmak

Çok saygı duyduğunuz, sevdiğiniz ve fikirlerine değer verdiğiniz bir büyüğünüz, bir hoca veya bir lider, açık bir şekilde yanlış bir bilgi paylaştı ya da hatalı bir karar aldı.

Eğer sırf ona olan sevginiz ve hürmetiniz yüzünden ("hatırı kırılmasın" diyerek) o yanlışı savunmaya başlarsanız, hakikate haksızlık etmiş olursunuz. Doğruyu nezaketle de olsa ortaya koymak, hakkın hatırını her şeyin üstünde tutmaktır.

Özetle: Asrımızın en büyük hastalığı, tarafgirlik ve adam kayırmadır. İnsanlar çoğunlukla "bizim partiden", "bizim cemaatten", "benim akrabam" diyerek hataları görmezden gelmekte veya haksızlıklara göz yummaktadır.

İşte bu vecize, bize sarsılmaz bir ahlak pusulası sunar: Doğru kimden gelirse gelsin kabul etmek, yanlış kimden gelirse gelsin karşısında durmak. Çünkü dünya yıkılsa bile, adaletin ve doğrunun hatırı, insanların geçici hatırlarından her zaman daha yücedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 62
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...