"Hâlbuki makbul tahkir odur ki, hubb-u ahiretten ve marifetullahın muhabbetinden ileri gelir." Bu bakış açısı ve mertebeyi kazanmak için neleri tavsiye edersiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bütün büyük mürşitler, insan kalbinin halktan yani mahlukat âleminden Hakk’a teveccüh etmesi, ona yönelmesi için çalışmışlardır. Üstadımız da muhabbet bahsinde,

"İnsanın, havfa ve muhabbete alet olacak iki cihaz, fıtratında derc olunmuştur. Alaküllihâl, o muhabbet ve havf ya halka veya Halıka müteveccih olacak. Halbuki halktan havf ise, elim bir beliyyedir; halka muhabbet dahi belalı bir musibettir." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal.)

buyurmakla aynı dersi vermiş oluyor.

İnsan, dünyaya daldıkça ahiret işlerinden uzaklaşır. Dinimiz namazı günde beş defa farz kılmakla, kalbimizi her gün en az beş defa dünyadan ahirete çekmiş oluyor. Bir hadis-i kudside insanın Allah’a yaklaşmasının en büyük vesilesinin farzlar olduğu, sonra sırayla nafilelerin geldiği beyan ediliyor.(1) Farz namaz dışında namazın sünnetleri, kuşluk namazı, gece namazı gibi nafile namazlar kulu Rabbine daha çok yaklaştırdığı gibi, farz zekâta ilave olarak verilen bütün sadakalar da yine kulun Allah’ın rahmet ve keremine daha çok yaklaşmasına vesile olur.

Nafile ibadetler içerisinde tefekkürün hususi bir yeri vardır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm), “Bir saat tefekkür bazen bir sene (nafile) ibadetten daha hayırlıdır.”(2) buyurmuşlardır.

Bilindiği gibi Cenab-ı Hakk’ın zatı tefekkür edilmez. İnsan Allah’ın zatı hakkında ne düşünse, o kendi aklının bir mahsulü olur. Akıl mahluk olduğu gibi, onun düşündükleri de mahluktur. O halde tefekkür ancak esma ve sıfat tecellileri olan şu kâinat için söz konusu olur. Bu konuda Risale-i Nur Külliyatı bizim için büyük bir hazinedir. İnsan Ayetü’l-Kübrayı okuduğu zaman kâinattan Halıkını soran seyyahın yani Üstad'ın nazarıyla kâinatı tefekkür etmiş olur. Okumayarak düşündüğünde ise kendi nazarıyla tefekkür eder. Bu iki tefekkür arasında azim fark olduğu gibi, sevapları da birbirinden çok farklı olur.

Bir hadis-i şerifte de “Sohbette insibağ (boyanma) vardır.” buyruluyor. İnsan hangi sohbetlere çok devam ederse onunla boyanır. Bu asırda sohbetlerin büyük çoğunluğu dünyaya, menfaate, siyasete, şan ve şöhrete dair olduğundan, bu atmosferden ne kadar uzak kalınırsa kalplerde “hubb-u ahiret ve marifetullah muhabbeti” o kadar ziyadeleşir. Bunun yolu ise ibadetten ve tefekkürden geçer.

Dipnotlar:

(1) bk. Buhârî, Rikak 38.
(2) bk. Suyutî, Camiu’s-Sağir, II, 127.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...