"Halbuki makbul tahkir odur ki, hubb-u âhiretten ve marifetullahın muhabbetinden ileri gelir." Bu bakış açısı ve mertebeyi kazanmak için neleri tavsiye edersiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bütün büyük mürşitler, insan kalbinin halktan yani mahlûkat âleminden Hakk’a teveccüh etmesi, O’na yönelmesi için çalışmışlardır. Üstadımız da muhabbet bahsinde,

“İnsanın, havfa ve muhabbete âlet olacak iki cihaz, fıtratında derc olunmuştur. Alâküllihâl, o muhabbet ve havf, ya halka veya Halıka müteveccih olacak. Halbuki halktan havf ise, elîm bir beliyyedir; halka muhabbet dahi belâlı bir musîbettir.”(1)

buyurmakla aynı dersi vermiş oluyor.

Bunun bir başka şekli de dünya ve ahirettir. İnsan, dünyaya daldıkça ahiret işlerinden uzaklaşır. Dinimiz namazı günde beş defa farz kılmakla, kalbimizi her gün en az beş defa dünyadan ahirete çekmiş oluyor. Bir hadis-i kudside insanın Allah’a yaklaşmasının en büyük vesilesinin farzlar olduğu sonra sırayla nafilelerin geldiği beyan ediliyor.(2) Farz namaz dışında namazın sünnetleri, kuşluk namazı, gece namazı gibi nafile namazlar kulu Rabbine daha çok yaklaştırdığı gibi, farz zekâta ilave olarak verilen bütün sadakalar da yine kulun Allah’ın rahmet ve keremine daha çok yaklaşmasını temin eder.

Nafile ibadetler içerisinde tefekkürün özel bir yeri vardır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm), “Bir saat tefekkür bazen bir sene (nafile) ibadetten daha hayırlıdır.”(3) buyurmuşlardır.

Bilindiği gibi Cenab-ı Hakk’ın zâtı tefekkür edilmez. İnsan Allah’ın zâtı hakkında ne düşünse, o kendi aklının bir mahsulü olur. Akıl mahlûk olduğu gibi, onun düşündükleri de mahlûktur. O halde tefekkür ancak esmâ ve sıfat tecellileri olan şu kâinatiçin söz konusu olur. Bu konuda Risale-i Nur Küllîyatı bizim için büyük bir hazinedir. İnsan Ayetü’l-Kübrayı okuduğu zaman kâinattan Halıkını soran seyyahın yani Üstad'ın nazarıyla kâinatı tefekkür etmiş olur. Okumayarak düşündüğünde ise kendi nazarıyla tefekkür eder. Bu iki tefekkür arasında azim fark olduğu gibi, sevapları da birbirinden çok farklı olur.

"Sohbette insibağ (boyanma) vardır." fehvâsınca, insan hangi sohbetlere çok devam ederse onunla boyanır. Bu asırda sohbetlerin büyük çoğunluğu dünyaya, menfaate, siyasete, şan ve şöhrete dair olduğundan, bu atmosferden ne kadar uzak kalınırsa kalblerde "hubb-u âhiret ve marifetullah muhabbeti" o kadar ziyadeleşir. Bunun yolu ise ibadetten ve tefekkürden geçer.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal.
(2) bk. Buhârî, Rikak 38.
(3) bk. Suyutî, Camiu’s-Sağir, II, 127.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...