"Haşmet-i rububiyetin ve saltanat-ı uluhiyetin cilveleri dahi, o dellal-ı saltanat-ı rububiyet olan zat-ı Ahmediyenin risaletiyle bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatları ve bunların tecellileri ancak vahiy ve risalet ile bilinebilir. İnsan, mücerred akıl ile Cenab-ı Hakk’ın varlığını bilse dahi, onun kutsî sıfatlarını, esmasını, bu kâinatın yaratılış hikmetini, insanların vazifelerini, şu mevcudatın nereden gelip, nereye gittiklerini ve ahirete ait hakikatleri bilemez.
Bir insan ne kadar zeki, kabiliyetli, temiz, ince anlayışlı, ilim ve irfanda ileri olursa olsun yine de bir peygambere ihtiyacı vardır, ondan müstağni olamaz. İnsan, sadece aklını kullanarak varlıkları tanır ve vazifelerini bilir; fakat onların yaratılış gayelerini, tesbih ve ibadetlerini anlayamaz. Tevhid akidesi, hakikat-ı eşya, insanın ve kâinatın yaratılış gayesi gibi ulvi hakikatler, ancak resuller ile anlaşılır ve bilinir. Hem bu kâinatın ve insanın yaratılışındaki ali maksatlar ve ilahi hikmetler ancak “yüksek dellal, doğru keşşaf, muhakkik üstad ve sadık muallim” olan peygamberlerle bilinir ve anlaşılır.
Rehbersiz bir akıl, sırat-ı müstakimde yürüyemez, ufku her şeyi kuşatamaz ve tam bir mürşid olamaz. Çünkü akıl da bir mahluktur, idraki sınırlı ve mahduttur. Nitekim Aristo ve Eflatun gibi üstün zekâ sahibi olan dahiler, Allah’a iman ettikleri halde, tekrar dirilmenin ruhen olacağına inanmışlar ve bedenin de dirilmesini akıllarına sığıştıramamışlardır.
Ateş böceğinin, kendi cüz’i ışığına güvenip Güneş'e meydan okuyup zifiri karanlığa mahkum olması gibi, insan da cüzi aklına ve ilmine güvenip vahiy güneşinin terbiye ve rehberliğine girmez ise küfür ve şirk karanlığına mahkûm olur hem dünya saadetini hem de ahiret saadetini kaybeder.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü