"Nübüvvet, sıfat-ı rububiyete nâzır ve mazhar olduğundan, umumî bir câmiiyete mâliktir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Rububiyet; Allah’ın kâinatta ve her mahlûk üzerindeki tedbir ve tasarrufudur. Zerrelerden yıldızlara kadar, canlı- cansız her şeyin dizgini ve tasarrufu, terbiye ve idaresi Allah’ın kudret elindedir.

Rububiyet yani terbiye edicilik; “Bir şeyi ilk noktasından itibaren tekâmül ettirerek son noktasına ulaştırmaktır.” Çekirdeğin ağaç, nutfenin insan, yumurtanın civciv olması gibi.

Bu terbiye fiili, bütün âlemlerin her birinde mükemmel bir şekilde kendini gösteriyor. Ve biz her namazda Fatiha Suresini okurken, âlemlerin Rabbine hamd etmekle bu farklı terbiyelerin şuurunda olduğumuzu ilân etmiş oluyoruz. Bütün âlemleri insanın menfaatine en uygun bir şekilde terbiye eden Allah’ın bu rububiyetine karşı mü’min kullar da “Ancak sana ibâdet eder ve ancak senden yardım dileriz” diyerek ubudiyet vazifesini deruhte ettiklerini ilan etmiş oluyorlar.

Bütün âlemleri en güzel şekilde terbiye eden Allah’ın, bu rububiyet sıfatı en mükemmel mânasıyla Allah Resulü’nde (asm.) kendini göstermiştir. Güneş’i de Allah terbiye etmiştir, Dünya’yı da. Denizleri de O terbiye etmiştir, karaları da. Bülbülleri de terbiye eden O’dur, gülleri de. Cennetler de O’nun terbiyesinden geçmiştir, Kevser de. Yumurtaları terbiye ederek uçuran O olduğu gibi, nutfeleri terbiye edip konuşturan da O’dur.

İşte Rabbü’l-âlemin isminde icmalen ders verilen böyle birbirinden farklı ve mükemmel terbiye fiillerinin kemali Habib-i Kibriya Efendimiz’in (asm.) terbiyesinde kendini gösterir. Bunu bizzat kendileri bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade ederler:

“Rabbim beni en güzel şekilde terbiye etti, edeblendirdi.”

"Sıfat-ı rububiyet" ifadesi Allah’ın tedbir ve terbiyesinin bütün mahlûkatı kuşatıp, tecelli ettiğine işaret ediyor.

Nübüvvetin en büyük gayesi, Allah’ı isim ve sıfatları ile tanıtmaktır, O’nun emir ve yasaklarını kullarına tebliğ etmektir. Cenab-ı Hakk’ı isim ve sıfatlarını en güzel şekilde anlayan ve anlatan, Peygamber Efendimiz’dir (asm).

Peygamberlerin feyiz ve kemalatları kendi kesbleriyle değildir; yani Peygamberlik çalışmakla elde edilmez. O, ilâhî bir mevhibe, Rabbanî bir ihsan ve hususî bir lütuftur. Allah, o mukaddes vazifeyi mü’min kullarından ehil gördüklerine ihsan eder ve peygamberliğe seçtiği kulunu bu vazifeye hazırlar. Peygamberlik vazifesini tevdi edinceye kadar onu her türlü kötülüklerden muhafaza eder.

İnsanların ıslahı ve doğru yola irşad edilmeleri, ancak “İsmet” sıfatıyla muttasıf olan peygamberlerin rehberliğinde olabilir. Eğer kitap ve peygamber gönderilmese idi, insanlar Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarını, neyin helal neyin haram olduğunu bilemez ve sırat-ı müstakimde gidemezlerdi. Bunun içindir ki;

“Karıncayı emîrsiz, arıları ya'subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye elbette beşeri de bırakmaz şeriatsız, nebîsiz. Sırr-ı nizam-ı âlem, böyle ister elbette.” (Mektubat)

İnsan, akıl sayesinde Allah’ın varlığını bilse dahi, O Zât-ı Akdes'in kudsî sıfatlarını, esmâsını, bu kâinatın yaratılış hikmetini, insanların vazifelerini, şu mevcudatın nereden gelip, nereye gittiklerini ve ahirete ait hakikatleri bilemez. Bunun için, Cenâb-ı Hak onlara peygamberler ve semavî kitaplar göndermiştir.

Her insanın anlayış ve kabiliyeti farklıdır. Bu bakımdan herkes aynı derecede her hakikati anlayamaz, hayır ve şerri birbirinden ayıramaz. Birinin şer dediğine diğeri hayır diyebilir. Bu kâinatın ve insanın yaratılışındaki âli maksatlar ve İlâhî hikmetler ancak “yüksek dellal, doğru keşşaf, muhakkik üstad ve sadık muallim” olan başta Hz. Muhammed (s.a.v) olmak üzere diğer bütün peygamberlerle bilinir ve anlaşılır.

"Bil ki, nev-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemâlâtın fezlekesi ve esasıdır. Din-i hak, saadetin fihristesidir." (Lem’alar)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...