"Hâkim-i Ezel ve Ebed'in marziyat-ı Rabbaniyesi olan İslamiyet'in -başta namaz olarak- esasatını, cin ve inse hediye getirmiştir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sâni-i Mevcudat ve Sahib-i Kâinat ve Rabb-ül Âlemin olan Hâkim-i Ezel ve Ebed'in marziyat-ı Rabbaniyesi olan İslamiyet'in -başta namaz olarak- esasatını, cin ve inse hediye getirmiştir ki; o marziyatı anlamak, o kadar merak-aver ve saadet-averdir ki, tarif edilmez." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Dördüncü Esas.)

Olgun ve düşünen bir insanın en merak ettiği şey, "Kâinatın sahibi ve Rabbi olan Allah’ın rızasını kazanmanın en güzel ve kısa yolu nedir?" sorusudur.

İnsan, mücerred akıl ile Allah Teâlâ 'nın varlığını bilse dahi, o Zat-ı Akdes'in kudsi sıfatlarını ve esmasını, bu kâinatın yaratılış hikmetini, insanların vazifelerini, mevcudatın nereden gelip, nereye gittiklerini ve ahirete ait hakikatleri bilemeyeceğinden Cenâb-ı Hak onlara peygamberler ve semavi kitaplar göndermiştir.

Bu ulvi hakikatler, ancak onlar ile anlaşılır ve bilinir. Hem bu kâinatın ve insanın yaratılışındaki âli maksatlar ve ilahi hikmetler ancak “yüksek dellal, doğru keşşaf, muhakkik üstad ve sadık muallim” olan başta Hz. Peygamber (asm) olmak üzere diğer bütün peygamberlerle bilinir ve anlaşılır. Peygambersiz akıl, her zaman sırat-ı müstakimde yürüyemez, ufku her şeyi kuşatamaz. Çünkü akıl da bir mahluktur, idraki sınırlı ve mahduttur. Nitekim Aristo ve Eflatun gibi dahi insanlar Allah’a iman ettikleri halde, tekrar dirilmenin ruhen olacağına inanmışlar ve bedenin de dirilmesini akıllarına sığıştıramamışlardır.

Allah’ı bize en iyi anlatan peygamberler özellikle de mi'rac gibi büyük bir mucize ve ihsana mazhar olan Peygamber Efendimiz (asm)'dir. Dolayısı ile mi'rac ve o gecede bize hediye olarak gönderilen namaz, bizim için hem en büyük müjde hem de en büyük bir saadet vesilesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.117
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

Namazın “hediye” olarak tanımlanması, sıradan bir maddi hediye gibi değil; manevî bir lütuf ve ihsan olduğu içindir. Yani:

Namaz, insanın kendi kendine icat edip geliştirebileceği bir şey değildir.

Allah, bize Rahman ve Rahim olarak, bizim için, rızasını kazanmak için özel bir yol sunmuştur.Bizi Ona bağlayan namaz bağını, köprüsünü bize hediye etmiştir. 

Bu özel yol ve bağ, günlük hayatta, belli vakitlerde Allah’a yönelip O’nu anmak, O’na bağlı kalmak, kulluğu ifade etmekten ibarettir.

İşte bu imkânı, bu “iletişim kanalını” bize açması, büyük bir rahmet ve hediye olarak görülür.

Yani hediye kelimesi burada, “Allah’ın bize lütuf ve ihsan ettiği, gönlümüze verdiği özel bir armağan” anlamındadır.

Bunu maddi hediyelerle karşılaştırırsak:

Birine en değerli mücevheri vermek nasıl özel ve kıymetliyse, namaz da kalplerimize verilmiş en değerli manevi mücevherdir.

Namazda manâ-yı harfi nasıl tecelli eder?

Namazın kıymeti, Allah’tan geldiği içindir; sıradan bir ritüel değil, O’nun emri ve rızasını kazandıran bir ibadettir.

Namazın içindeki sözler, hareketler, dualar bizim için değil, Allah için, O’na yönelik niyazlardır.

Bu da namazı manâ-yı harfiyle bakınca, yani "Ben bu namazı kendim için değil, Allah için yapıyorum" şuuruyla kılınca, onu gerçekten bir ibadete ve hediyeye çevirir.

Bu noktada manayı harfî ile de namazla Allah katındaki değerimiz anlaşılır. Ve namazın nasıl işler hediye olduğu görülür. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...