"Hattâ, İmam-ı Gazâlî gibi bir Hüccetü'l-İslâm, onlara o dereceyi de vermemiş." İmam-ı Gazali bu gibi zevata manevî makam itibariyle ne demiştir? Ayrıca İmam-ı Gazâlî de hükemadan mıdır? Hüccetü’l- İslâm olması ne anlama gelmektedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kendisine "Hüccetü'l-İslâm" denilmesi gösteriyor ki, Gazâlî Hazretleri İslâmî ilimlerde en ileri bir söz sahibidir. Bunun yanında felsefe ile de yakinen ilgilenmiş ve felsefecilerin İslâma muhalif olan görüşlerine karşı koymuş ve "Tehafetü’l-Felasife" adlı bir eser yazarak, onların görüşlerini çürütmüştür.

İmam-ı Gazâlî, daha önce de ifade ettiğimiz gibi Meşaiyyunların üç sebeple küfre girdiklerini beyan etmiş, sözü edilen zevat da bu ekolün temsilcisi gibi hareket etmekle o ağır fetvaya muhatap olmuşlardır. Bu üç maddeyi yeniden hatırlayalım:

  • "Haşir cismanî değildir. İnsanlar cesetleriyle değil, yalnız ruhlarıyla haşr olunurlar."
  • "Allah küllî şeyleri bilir, fakat cüzî şeyleri bilmez."
  • "Bu âlem kadimdir (ezelîdir).

Üstat Hazretleri bu zevat hakkında söylenen “adi bir mümin” ifadesine katıldığını ima etmekle birlikte, İmam-ı Gazâlî’nin "Hüccetü'l-İslâm" olduğunu nazara vermekle de onun fikrine açıkça karşı çıkmamıştır. Kanaatimce bunda Üstadımızın şu hassasiyetinin büyük rolü vardır:

“… Said’i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hattâ sarih küfrü bir adamdan görse de, yine te’vile çalışır, onu tekfir etmez.”(1)

Bilindiği gibi "kâfir" denilince zihinlerde “Allah’a inanmayan, İslâm’a düşman olan, bütün mukaddes değerlere karşı çıkan” bir tip canlanır.

Sözü edilen zatlara bu mânada kâfir denilemez. Onların bazı sözleri küfür sayılınca kendilerinin de dolayısıyla küfre girmiş oldukları söylenir. Ancak onların Müslüman olduklarına dair çok deliller de vardır. Nitekim, Üstat Hazretleri de bu zevat hakkında “İslâm hükemasından İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dâhiler”(2) ifadesini kullanmıştır.

Kanaatimce, bizler bu gibi konularda söz sahibi ulemanın hükümlerini nakletmekle yetinmeliyiz. Söz konusu meselede Üstadımızın bize naklettiği hükümleri biz de başkalarına aynen anlatmakla yetinmeli, kesin karar vermeye ve yorum yapmaya kalkışmamalıyız. Aksi halde, hiç gereği yokken büyük bir sorumluluk altına girmiş olabiliriz.

Dipnotlar:

(1) bk. Şuâlar, On Dördüncü Şua.
(2) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...