Bugüne kadar gönderilen müceddidleri sayar mısınız? Müceddidler velayet-i kübra makamında mıdır, müceddidleri birbirlerine tercih etmek ne kadar doğrudur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Müceddid; İslâm'ı bütün batıl fikirlerden temizleyen demektir.

Müceddid, her ne kadar ehemmiyetsiz olursa olsun cahiliyyenin hiç bir izinin İslâm'ın herhangi bir kısmına yerleşmesine izin vermez.

Her asır başında geleceği hadisle tebşîr edilen müceddidler, kendilerinden bir şey ihdas etmezler, yeni ahkâm getirmezler. Dinin yüksek hakikatlerini asrın insanlarının idrakine uygun olarak anlatırlar.

Mücedditlerin kimler olduğu hususunda ittifaklar olduğu gibi ihtilaflar da vardır. Her meslek ve meşreb sahibi, meseleye kendi zaviyesinden baktığı için, farklı şahısları müceddid olarak görebiliyor. Hatta aynı dönemde olup, farklı sahalarda müceddidlik yapanlar da olmuştur. Bu bundan dolayı kesin bir şey söylemek zordur.

Müceddidler herbir asırda, herbir meslekte, herbir meşrebte, herbir ilim dalında ve herbir memlekette ayrı ayrı değerlendirilmeli, sayıları kesinlikle sınırlandırılmamalıdır. Ancak herbir dalda ve sahada numune göstermek mümkündür.

Mesela; siyasette Ömer İbn-i Abdülaziz müceddid olduğu gibi, fıkıhta; İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, İmam-ı Mâlik (ra); tasavvufta, Ma’ruf-u Kerhî, Bâyezıd-ı Bistâmî, Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Bahaeddin Nakşibend, Şemseddin-i Tebrizî, Mevlânâ Câmî, Mevlânâ Halid Bağdâdî; ahlâkta, Ahmed Yesevî, Şeyh Edebâlî;.. hadiste, Celaleddin-i Süyûtî, İmam-ı Buhârî, İmam-ı Müslim, Tirmizî;.. feyz, hârikalar ve kerâmetlerde, Gavs-ı Azam Abdülkadir-i Geylânî, Ahmed er-Rüfâî, gizli sırların keşfinde Hüccetü’l-İslâm; İmam-ı Gazzâlî, tarîkat ve akaidin inceliklerinde ve mertebelerinde; İmam-ı Rabbânî ve nihâyet asrımızda iman hakikatlarının keşif, tahkîk ve hakka’l-yakîn sûretinde görülüp anlatılmasında; Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretlerinin müceddid-i din olduğunda şüphe yoktur.

Bunların dışında da başımızın tâcı çok sayıda müceddid gelmiş ve nice insanı irşad etmişlerdir. İmam-ı Suyutî tecdid hâdisesi hakkında bir eser yazmış ve gelip geçen müceddidleri gösteren manzum cedveller nakletmiştir. Son cedvele göre; o zamana kadar gelip geçen müceddidler şunlardır:

Ömer b. Abdulaziz, İmam Şâfiî, İmam Ebu'l-Hasan el-Eş'arî, Ahmed İsferanî, İmam Gazalî, Fahruddîn Razî, Takyuddin b. Dakîki'l-Iyd ve İmam Bulkînî (Bulukkînî).

Müceddidlerin hepsi velayet-i Kübra olan sahabe mesleğinde gitmişlerdir. Bu zâtlar arasında bir mukayese yapmak doğru olmaz. Müceddidlerin hepsi kıymet ve derece bakımından kendi dönemi ve şartları istikametinde çok mühim şahsiyetlerdir. Ama bazı müceddidleri devrinin şartlarının ağırlığı daha parlak bir hale getirmiştir. Mesela; Üstadın dönemi buna misal olarak verilebilir.

Evet, müceddidler ve mürşidler silsilesinin asrımızdaki son mümessili Bediüzzaman Hazretleridir. Bediüzzaman Hazretleri’nin iman ve irfan sahasındaki fütûhatı, tarihte eşine rastlanmayan, menendi olmayan bir tecdid ve irşad hareketidir. Bediüzzaman, marifet ve muhabbet-i ilahiye itibariyle engin tefekkürü, derin tevekkülü, eşsiz sabrı, âzamî ihlası, çelik gibi iradesi, yüce sadakatı ve zengin muhakemesi ile cidden bir fıtrat nâdiresidir. O, sadece mümtaz bir âlim değil, aynı zamanda muhakkik bir mütefekkirdir, mükemmel bir arif olduğu kadar fevkalade bir edibtir. Yüksek ahlâkî seciyeleri yanında, üstün bir zekâ ve deha sahibidir. O her yönüyle peygamberimizin (s.a.v) hakiki varisidir.

Bediüzzaman, birkaç meziyete sahip bir ferd değil, bilâkis her biri bir umman olan pek çok meziyet ve vasıflara hâiz bir ferd-i feriddir. Bir mürşid-i mükemmel, allâme-i cihan, , bir maden-i himmet, bir harika-i irşad, bir andelib-i hakikat, bir nadire-i vücud, bir barika-i sadakat, bir kenzü’l-irfan ve hikmet-efşan bir zâttır.

O zât, sadece muttaki bir âbid ve dünyayı terketmiş bir zâhid değil, aynı zamanda mücahid bir mürşiddir. İlim ve irfan bakımından adeta bir Gazzalî ve bir Râzi’dir. Hikmet ve felsefe cihetinde bir Sokrat, bir İbn-i Rüşd ve bir İbn-i Sina’dır. Tebliğ ve ikaz vadisinde ise, bir Mevlâna’dır. Tecdid ve mücahede de sanki bir Ahmed-i Farukî’dir. Tabiri caiz ise O, selefdeki mürşidlerin ve müceddidlerin hakiki bir vârisidir. Evet, bir arap şiirinde denildiği gibi, ‘Bütün âlemi bir şahsiyette toplamak Cenâb-ı Hakk’a zor gelmez.” İşte bu hal Bediüzzaman’da tecelli etmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...