"İmanımızı taklitten tahkike ve tahkikten ilmelyakîne ve ilmelyakînden aynelyakîne ve aynelyakînden hakkalyakîne iblağ ediyor." Hakkalyakîni nasıl anlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte bizim seyyah diyor ki: Elhamdülillâh, her yerde aradığım ve her şeyden sorduğum Hâlıkımın ve Mâlikimin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet eden otuz üç hakikati gördüm ve dinledim. Her bir hakikat, Güneş gibi parlak, karanlık bırakmaz. Dağ gibi kuvvetli ve sarsılmaz. Ve her biri tahakkukuyla vücuduna gayet kati şehadet eder ve ihatasıyla vahdetine gayet zahir delalet eder. Ve sâir erkân-ı imaniyeyi dahi içinde kuvvetli ispat etmekle beraber, mecmuu hakikatlerin icmaı ve ittifakı, imanımızı taklitten tahkike ve tahkikten ilmelyakîne ve ilmelyakînden aynelyakîne ve aynelyakînden hakkalyakîne iblâğ ediyor."(1)

Yakîn; “şüphesiz, tereddütsüz, kat’î ve tahkiki îmân” demektir.

Bir şeyin kat’î ve kesin olabilmesi de ancak kuvvetli delil ve ispat ile mümkündür. Bu kuvvetli delil ve ispatın da kendi arasında makamları vardır.

Bazı kimseler ilmelyakîni zayıf veya taklidî bir îman, aynelyakîni ondan daha ileri, hakkalyakîni ise en ileri îmân olarak değerlendirirler. Hâlbuki söz konusu her üç mertebe için de “yakîn” kelimesi kullanılıyor. O halde, her üç mertebede bulunan zâtların îmanları da tahkikî îmandır ve bu ifadeler tahkikî îmanın mertebeleri şeklinde anlaşılmalıdır. Bu gibi yanlış anlamalara meydan vermemek için âlimlerimiz “yakîn” kelimesini “delilin kuvvet derecesi” olarak te’vil etmişlerdir

Yakînin üç ana mertebesi vardır: İlme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn... Bu üç mertebenin de sayılamayacak kadar çok dereceleri vardır.

Meleklere îmanda hakkalyakîne bu ikinci manada ulaşmamız için melek olmamız gerekir.

İmanın; hakka’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve ilme’l-yakîn olmak üzere üç mertebesi vardır. Yakînin üç mertebesi de şüphesiz ve kâmil bir imanı ifade eder.

İlme’l-yakîn; bir şeyin varlığını iki kere iki dört eder gibi kesin bilmektir.

Ayne’l-yakîn; bir şeyin varlığını, gördüğümüz, bildiğimiz ve hissettiğimiz bir şeyin varlığı gibi bilmektir.

Hakka’l-yakîn ise bir şeyin varlığını, yaşadığımız bir hali bilmemiz derecesinde, bütün hissiyatıyla hissederek bilmek ve iman etmektir.

İmanın bu üç mertebesinin derece ve mânasına işaret eden bir misal şöyle ifade edilmiştir:

Bir tepenin arkasından bir duman yükselse, orada bir ateşin yandığını anlarız. Dumandan ateşe intikal etmemiz, ilme’l-yakîni ifade eder.

O tepenin başına çıkıp ateşi gözümüzle görmemiz ise ayne’l-yakîni ifade eder. Bu, derece ve kuvvet bakımından öncekinden daha sağlamdır.

Ateşin yanına gidip, onun sıcaklığını hissetmemiz ise hakka’l-yakîni ifade eder ki, bu mertebe önceki ikisinden daha sağlam ve kuvvetlidir.

Meleklerin varlığı hakkında eserler okuyup, malumat sahibi olmak ilme’l-yakîni; melekleri görmek ayne’l-yakîni; o makama erişme ise hakka’l-yakîni ifade eder. Abdulkadir Geylanî Hazretleri üç makamı da yaşamış büyük bir evliyadır.

Hiç gitmediğiniz bir şehir düşününüz. O şehrin hangi bölgede olduğunu, nüfusunu vs. çok iyi bilmemiz ilmen bilmektir. Bu bilmemizde şek ve şüphe yoktur, o şehrin varlığına görmüş gibi inanırız.

O şehre gitmemiz ayne’l-yakîn bilmektir. Şehrin her tarafını gezip görmemiz ise hakka’l-yakîn bilmektir.

Ömrümüzde hiç görmediğimiz ve yemediğimiz bir meyve düşününüz. O meyve hakkında bilgi sahibi olmamız ilmen bilmektir.

İlmen bildiğimiz o meyvenin bir manavda satıldığını görüp satın almamız, elimize alıp incelememiz ayne’l-yakîn bilmektir. Onu yememiz tadına bakmamız ise hakka’l-yakîn bilmektir.

“Evet, iman-ı taklidî, çabuk şüphelere mağlup olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geniş olan iman-ı tahkikîde pek çok meratib var. O meratiblerden ilmelyakîn mertebesi, çok burhanlarının kuvvetleriyle binler şüphelere karşı dayanır. Hâlbuki taklidî iman bir şüpheye karşı bazen mağlup olur.

Hem iman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki esma-i İlahiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur'an gibi okuyabilecek derecesine gelir. Hem bir mertebesi de hakkalyakîndir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zâtlara şübehat orduları hücum da etse, bir halt edemez.” (Emirdağ Lahikası, I. Cilt)

İmanda mahiyetinde artma ve azalma olmaz. Ancak imanın keyfiyet olarak zerreden güneşe kadar dereceleri vardır. Güneş camda da tecelli eder okyanusta da.

“Mum bir ışık kaynağıdır ancak az bir rüzgâr ile sönebilir. El feneri de ışık saçar, o da pili bitince söner. Kullandığımız elektrik de bir ışıktır, sigortanın atmasıyla o da söner. İman güneş gibi olmalıdır ki, ne rüzgârla, ne de sigorta atmasıyla sönmesin.

Cennet ve cehennemi bizzat göz ile görüp sonra iman etmenin imtihan açısından bir kıymeti de kalmıyor. Görmek, gayba iman etme faziletini yok eder. Aklı kabule ve iradeyi teslime mecbur ediyor. Halbuki Cenab-ı Hak birçok ayetinde gayba iman etmenin faziletinden bahsediyor.

“Onlar -o muttakiler- gayba iman ederler.” (Bakara, 2/3)

İhsan; Allâh’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da o seni mutlaka görüyor.” (Müslim, Îmân, 1, 5; Buhârî, Îmân, 37; Tirmizî, Îmân, 4; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16)

Ölümden sonra gayb âlemi bütün güzelliği ile meydana çıkınca; “Şimdi inandım” demek iman değildir.

Nitekim Firavun; Hz. Musa’nın riyasetinde Mısır’ı terk eden İsrailoğullarının peşinde, yarılan denizden geçerken, birden dalgalar arasında kaldı; boğulma anında, açılan perdelerde hakikati görünce;

“Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı İlâh’tan başka ilâh olmadığına ben de iman ettim. Ben de Müslümanlardanım, dedi.” (Yûnus, 10/90)

Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu:

“Şimdi mi (iman ettin)! Hâlbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.” (Yûnus, 10/91)

Hakka’l-yakin, mevcud-u meçhul olan Allah’ın varlığına ve birliğine gözle görüyormuş gibi iman ve îkan etmektir. Yani "perde-i gayb açılsa imanında zerre miskal bir ziyadeleşme olmayacak kadar muhkem bir imana sahip olmak.".

'Eğer perde-i gayb açılsa yakinim ziyadeleşmeyecek' diyen İmam-ı Ali’nin (r.a) bu veciz ifadesi de meseleye ışık tutmaktadır.

Allah kâinat san’atı ve her varlığı üzerine öyle imza ve mühürler atmış ki, insan bu imza ve mühürlere bakarak hem tevhide hem de imanın diğer rükünlerine kat’î, şeksiz ve görür gibi iman eder.

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Yakîn" ne demektir? "İlmelyakîn", "aynelyakîn" ve "hakkalyakîn" arasındaki fark nedir?

1) bk. Şualar, Yedinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

m.lütfi

teşekkür ederim

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...