"Her bir Müslüman tek başıyla bu dehşetli yangından kurtulmaya meyusâne çabalarken, Risale-i Nur Hızır gibi imdada yetişti. Kâinatı ihata eden son ordusunu gösterip..." cümlelerini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Aynen öyle de ehl-i imana hücum eden ehl-i dalâlet, bu asır cemaat zamanı olduğu cihetiyle, cemiyet ve komitecilik mayasıyla bir şahs-ı mânevî ve bir ruh u habîs olmuş, Müslüman âlemindeki vicdan-ı umumî ve kalb-i küllîyi bozuyor. Ve avâmın taklidî olan itikadlarını himaye eden İslâmî perde-i ulviyeyi yırtıyor ve hayat-ı imaniyeyi yaşatan, an’aneyle gelen hissiyat-ı mütevâriseyi yandırıyor. Her bir Müslüman tek başıyla bu dehşetli yangından kurtulmaya meyusâne çabalarken, Risale-i Nur Hızır gibi imdada yetişti. Kâinatı ihata eden son ordusunu gösterip ve ondan mukavemetsûz maddî, mânevî imdat getirmek hizmetinde harika bir emirber nefer olarak Âyetü’l-Kübrâ risalesini İmam-ı Ali (r.a.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş."(1)

Bu meseleyi birkaç noktadan ele alabiliriz.

Birincisi, küfür bu zamanda ehl-i imana cemaat ve cemiyet şeklinde hücum ediyor. Âdeta bir tek mümine karşı büyük bir küfür ordusu, cemiyet ve cemaat manası ile karşısına dikiliyor. Hal böyle olunca bir müminin böyle dehşetli bir cemaat ve cemiyete tek başına karşı koyması hem maddi hem de ruhi olarak mümkün değildir. Ama Allah kerem ve şefkatinden böyle külli düşmanlara külli mukabele edecek manevi ve ruhi eserleri, yani Risale-i Nurları ve özellikle de Âyetü’l-Kübrâ gibi bütün kainatı arkasına almış ve her mevcudu tevhid namına konuşturup müminin eline en kuvvetli bir silah olarak veriyor ki o küfür orduna mukavemet etsin.

Âyetü’l-Kübrâ risalesi içerik olarak tahkiki imanı, bütün kainatı delil göstererek ispat eden ve küfrün bütün şubelerini çürüten bir eser olmasından dolayı, onu elde eden bir Mümin manevi ve fikri bakımdan kainat ordusunu arkasına almış gibi kuvvet kazanıyor. Bir cihetle mümin bir Nur talebesi bir tek iken bir ordu gibi ehemmiyet kazanıyor.

İkinci, bir mana olarak nasıl cemaatin bir şahsi manevisi ve onunda bir mümessili varsa, aynı şekilde Risale-i Nurlarda yüzlerce cüzden oluşan bir cemaat gibidir ve onun şahs-i manevisine en layık mümessil ise Âyetü’l-Kübrâ risalesidir. Bu zamanda herkes her risaleyi elde edip tam ihata edemediği için bir cüzü küllü gibi yazdırılmış. Yani Risale-i Nurlardan bir cüzü ihata ile elde eden Risale-i Nurların umumunu ihata ile elde etmiş gibi oluyor. Öyle ise bu zamanda Âyetü’l-Kübrâ risalesini ihata ile elde eden birisi, küfrün o bütün vesile ve vasıtalarını kullanarak ehl-i imana hücum etmesine karşı koyabilir ve onun şüpheler ordusu olan inkarcı fikriyatını söndürebilir.

İşte her bir mümin küfrün şahs-ı manevisine karşı Risale-i Nurların özelliklede Âyetü’l-Kübrâ risalesinin şahs-ı manevi kuvvetindeki parçalarını küfrün karşısına bir ordu gibi çıkarabilir demektir.

Üçüncüsü, mümin arkasına kainat kuvvetinde böyle bir orduyu almakla, yani Âyetü’l-Kübrâ risalesine dayanmakla, manevi açıdan yenilmeyeceğini gösteriyor. Mümin yenilse maddi ve sureten yenilir. Yoksa mümin fikir ve iman noktasından değil bir küfür ordusu yüz bin küfür ordusu gelse gene mağlup düşmez. İşte mümine bu külli kuvveti ve cemaat gücünü bahşeden şey cemaat kuvvetinde olan Risale-i Nurlar ve eczalarıdır, hususen Âyetü’l-Kübrâ risalesidir. Üstad Hazretleri bu bahiste Âyetü’l-Kübrâ risalesine şahs-ı manevi gücü atfediyor.

(1) bk. Kastamonu Lahikası, (34. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...