"Her hâdi zât mühdî olamaz." mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hâdi; kelime olarak; hidayet üzere giden, hidayete ermiş kimse demektir.

Mühdi ise kendisi hidayet üzere olmakla beraber, başkalarının hidayetine vesile olan kimseye denir.

Her hidayet üzere olan kimse, başkalarının da hidayetine vesile olur demek, yanlış olur. Zira bazı zatlar vardır ki, kendisi hidayet üzeredir ama bir başkasına hidayeti aktaracak selahiyet ve kabiliyet kendisinde olmayabilir.

Gayet maharetli bir duvar ustası düşünelim: Ustalığı mükemmeldir, mahareti pek fazladır ama ustalığını bir başkasına aktaracak hitabet ve izahata sahip değildir. İş öğretmeye ve bir başkasını terbiye etmeye gelince, aynı maharet ve ustalığı gösteremiyor. Biz bu kişi için "iyi bir usta, ama kötü bir öğretici" desek yanlış olmaz. İşte her hadi, mühdi olamaz sözü de bu hakikatin veciz bir ifadesidir.

İbn-i Arabî gibi harika zâtlar çok hususi ve yüksek makamlara çıkmış, Allah’ın rızasını kazanmış, hidayet üzere giden hâdi zâtlardır. Ama bazı makamların vermiş olduğu geçici manevi sarhoşluk halinde söylediği söz ve davranışlar hidayet üzere olmayabiliyor. Kendisi manevî sarhoşluktan dolayı özür sahibi olabilir, ama söz ve davranışların in’ikâs ettiği eserleri ne mazurdur ne de hidayete vesile olacak kabiliyettedir. Bu yüzden İslam büyükleri bu gibi harika zatları tekfir etmemişler, ama eserlerini de okumaktan ve istifade etmekten men etmişlerdir. Yani bu zâtlar kendi şahısları itibari ile hâdi, yani hidayet üzeredirler, ama bir başkasına mühdi olacak, yani hidayetine vesile olacak halde değildirler.

Her hâdi, mühdi olamaz sözü bu mânaya işaret için söylenmiştir.

İbn-i Arabî gibi zâtlar çok hususi ve gidilmesi herkese müyesser olmayan yollar keşfetmişlerdir. Bu yollarda giderken çok acip ve tavr-ı aklın haricinde makamlara girmişlerdir. O hallerin ve makamların incelik ve letafetlerini ifadede aciz kaldıkları için bazı şatahat ve teşbihlere müracaat etmişler. Ya da lafız, o nuranî makamları ifade etmekte aciz kalmıştır. Üstad Hazretleri, bu mânayı “dıyk-ı elfaz”, yani üslup ve lafız darlığı diye tarif ediyor. Ekseriyetle kalbin derinliklerindeki ince ve latif bir mânayı ifade etmekte, lafız ve lisan âciz kalıyor.

İşte İbn-i Arabînin sözlerinin ve eserlerinin mühdi olamamasının sebeplerinden birisi de, bu lafız darlığından kaynaklanan ifade zorluğudur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR