"Her bir faaliyette bir lezzet nevi vardır." İstemeyerek yapılan işte lezzet yok. Oradaki faaliyetin nevi nedir?
Değerli Kardeşimiz;
"Nasıl ki mahlukatta faaliyet ve hareket bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten, bir muhabbetten ileri geliyor. Hatta denilebilir ki, her bir faaliyette bir lezzet nevi vardır; belki her bir faaliyet bir çeşit lezzettir." (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, 1. Makam.)
“Her bir faaliyette bir lezzet nevi vardır.” hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın her bir fiilini icra etmekte, her bir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlukat sahasında düşünebilir.
Bu şuunatın bir lem’a ve tecellisi insanda da bulunduğu için, o da her faaliyetten lezzet alır demektir. Bu faaliyetin bir sınıfı ya da nevi bulunmuyor. Her faaliyette lezzet vardır. Bazılarını hissederiz, bazılarını ise hissetmeyebiliriz. Organlarımız her faaliyetten lezzet alırlar. Bizim lezzet almadığımız şey faaliyet değildir, faaliyetin ne adına yapıldığıdır.
Mesela, yürümekte bir lezzet vardır; ama bir adamı uçuruma doğru yürütürseniz ondan lezzet alamaz. Yani bizim lezzet almadığımız şey hareket değil, meslek veya iştir; ikisini karıştırmamak lazımdır. Hatta küfürde veya küfre hizmet eden faaliyetlerde bile menhus bir lezzet bulunuyor. Yoksa insanın o karanlık ve boğucu küfür yolunda gitmesi kabil değildir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Her yeri ve her anı bir anda gören ve tegayyür hakkında muhal olan Cenab-ı Hak hakkında, faaliyeti veya faaliyetteki lezzeti nasıl düşünebiliriz?
İnsan kendisinde bulunan küçücük, cüz’î ölçüleriyle, san'atçıklarıyla Hâlıkının muhît sıfatlarını, küllî şuûnâtını, nihayetsiz tecelliyâtını ölçerek bilme ve tanıma istidadında yaratılmıştır.
Mesela, kendisinde bulunan cüz-î ilim ile Allah'ın sonsuz ilmini, cüz-î kuvveti ile de sonsuz kudretini idrak eder. Burada anlamaya çalıştığımız yalnız sıfattır, sıfatın mahiyeti değildir. Biz, Allah'ın Basir yani gören olduğunu anlarız ama nasıl gördüğünü bilemeyiz. İnsan görmek için göze, tutmak için ele muhtaçtır. Fakat Allah için aynı şeyleri düşünemeyiz. Allah el ile tutmaktan ve göz ile görmekten münezzehtir. Bunun için "mukaddes görme" diyebiliriz. Allah’ın görmesi, ihtyaçtan kaynaklanmayan, vasıtalara muhtaç olmayan, kayıtsız ve sonsuz bir görmedir.
Aynen öyle de insanın mahiyetine, faaliyetten lezzet alma vasfı konmuştur. Buradan yola çıkarak kâinatın her tarafında ve hiç durmadan devam eden faaliyet-i Rabbaniye için de bir lezzetten bahsedebiliriz. Ancak bu lezzetin mahiyeti hakkında bir şey bilemeyiz. Bir şeyin varlığını bilmek ile mahiyetini bilmek ayrı şeylerdir. Ruhumuzun varlığını biliriz, ama mahiyetini bilemeyiz. İşittiğimizi biliriz, ama işitme hâdisesinin nasıl meydana geldiğini bilemeyiz.
İşte bu nedenle, Allah'a ait bir şuunatı ifade etmek için "mukaddes bir lezzet", "münezzeh bir lezzet" gibi tabirler ile ifade etmeye çalışırız. Yani bizim aklımıza gelebilecek her türlü eksik ve ihtiyaçtan uzak, Yüce Yaratıcı'ya ait bir lezzet demektir.
Soruyu tam nasıl soracağımı bilemedim ama şöyle diyelim,
Mesela ben birilerine yemek ikram ediyorum. Çok lezzet alıyorum. Allah benim ikramımdan dolayı tabirinde aciz olduğumuz bir lezzet alıyor değil mi? Burada merak ettiğim şu bir mi işliyor sistem. Yani Haşa yanlış olmasın Ana Trafo cenabı hak dersek ben yemek yedim. Kendim bir lezzet aldım. Ama Cenabı hak bu faaliyetten bir Mukaddes lezzet alıyor değilmi? Yani bir senkronize olmuş bir şekilde mi oluyor yoksa ayrı ayrı mı Yani?
Birde şu var evlenmek ve çocuk yapma hadiseler gibi şeylerde ki lezzetlerde şuunatı ilahiye bakan taraflar nedir ? Bide hangi isme bakar acaba bunlar.. umarım yanlış anlaşılmaz Şerait dışı bir şey söylememişdir?
Birde olumsuz noktada şöyle mi mesela Günaha gitmek istemiyorum orada beni engelleyen şey vicdan gibi tamam ama Şuunatı İlahiye bakan tarafı varmı?
Biraz karışık oldu ama son olarak? Şunu sorsam. Mesela dua ediyorum çok güzel bir lezzet alıyorum. Şimdi burada Cenabı Hakkın bu işten razı olduğunu onunda Mukaddes lezzet aldığını gösterir mi? Yada bir fakiri sevindirdim diyelim İçimde huzur güzellikler oluştu. Burada Cenabı Hakkın Memnuniyeti Mukkades olduğu bizden anlaşılıyor mu yani? Yoksa ikisi bağımsız mı?
Birde olumsuz şeylerde yani diyelim günaha işledim içimde huzursuzluk karamsarlık hali oluyor. O zaman Cenabı hakkın bizden Memnun olmadığını mı gösteriyor o anda yani? Anlatabildim mi bilmiyorum bütün olumsuz şeylerde geçerli olur mu ?
Detaylı bir açıklama verip hepsini cevaplarsanız çok memnun olurum umarım anlatabilmişimdir. Allah razı olsun.
Mukaddes Lezzet ve Memnuniyet Meselesi
Sizin birine yemek ikram ederken aldığınız lezzet ile Allah’ın bu fiilden aldığı "mukaddes memnuniyet" bir senkronizasyon halidir, ancak mahiyetleri tamamen farklıdır.
Ayna ve Güneş Misali: Siz bir aynasınız. Güneş aynaya vurduğunda aynada bir parıltı oluşur. Sizdeki lezzet o parıltıdır; Allah’ın "Memnuniyet-i Mukaddesesi" ise o ışığın kaynağı olan Güneş’in bizzat kendisidir. Yani sizdeki huzur, aslında O’nun o fiilden razı olduğunun bir yansımasıdır.
Ayrı mı, Bir mi? Bunlar birbirinden bağımsız değildir ama aynı kategoride de değildir. Sizin aldığınız lezzet mahluktur (yaratılmıştır), O’nunki ise zatına hastır ve kelimelerle tarif edilemez. Üstad Bediüzzaman gibi alimler bunu "Sürur-u Mukaddes" veya "İftihar-ı Mukaddes" gibi kavramlarla açıklar. Siz birini sevindirdiğinizde kalbinizde hissettiğiniz o genişlik, Allah’ın o andaki rızasının sizin ruhunuzdaki tecellisidir.
Evlilik, Çocuk ve Şuunat-ı İlahiye
Evlilik ve çocuk sahibi olma gibi süreçlerdeki lezzetler, Allah’ın "Hallâk" (Yaratıcı), "Rezzak" (Rızık veren) ve özellikle "Rahman" ile "Rahim" isimlerine bakar.
Şuunat Yönü: Allah, yarattığı varlıkların kemale ermesinden ve rızıklanmasından "mukaddes bir lezzet" alır. İnsana verilen evlat sevgisi ve evlilikteki huzur; Allah’ın kendi yarattığı sanatına olan muhabbetinin insan kalbindeki küçük bir numunesidir.
Hangi İsimlere Bakar?
Vedud: Sevginin kaynağıdır; evlilikteki muhabbet bu isme bakar.
Mübeşşir: Müjdeleyici lezzetleri ifade eder.
Rahman: Şefkatin zirvesidir; evlat sevgisi doğrudan bu ismin bir yansımasıdır.
Günah, Vicdan Azabı ve Karamsarlık
Günah işlediğinizde hissettiğiniz o iç sıkıntısı ve huzursuzluk, aslında sistemin doğru çalıştığını gösterir.
İlahi Memnuniyetsizlik: İçinizdeki karamsarlık, Allah’ın o fiilden razı olmadığının kalbinizdeki "sinyalidir". Allah "Kuddüs"tür (her türlü eksiklikten ve kirden münezzehtir). Kul günahla kirlendiğinde, ruhundaki o saf fıtrat (vicdan), ilahi rızadan uzaklaşmanın acısını hisseder.
Engelleyici Güç: Günaha giderken sizi durduran o ses, Allah’ın "Hâfız" (Koruyan) ve "Hâdi" (Hidayet veren) isimlerinin bir tecellisidir. Yani Allah sizi o günahın manevi karanlığından bu huzursuzluk hissiyle korumak ister.
Dua ve İbadetten Alınan Lezzet
Dua ederken aldığınız lezzet, duanızın kabulüne veya o andaki makamınızın makbuliyetine dair bir "müjdedir."
İlişki Biçimi: Dua anındaki lezzet, "Kul Rabbini buldu" demektir. Siz O’ndan razı olduğunuzda (ibadetle), O da sizden razı olduğunu kalbinize bir ferahlık vererek hissettirir. Bu bir "bağımsızlık" değil, tam bir "bağlılık" halidir.
Özetle: Sizin kalbiniz ilahi bir radyo alıcısı gibidir. Eğer istasyon (kalp) temizse, Allah’ın o andaki memnuniyetini "huzur" olarak, memnuniyetsizliğini ise "kasvet" olarak anında alır.
Söyledikleriniz şeriatın ve hakikatin dışı değildir; aksine İslam irfanında "Kalp aynasında Esma-i İlahi'yi seyretmek" olarak geçen çok kıymetli bir tefekkür yoludur.
Allah razı olsun çok güzel bir cevap olmuş tam aradığım gibi.
Bir sorum daha olacaktı. Şunun içinde bir sır olduğunu düşünüyorum. Yani eşler neden çift olarak yaratıldı. Bunda Şuunat-ı İlahiye bakan taraflar nedir acaba? Birde eşler arasında birleşme olmasının hikmeti nedir? Yani o kısmın Şuunatı İlahiye Bakan tarafları nelerdir acaba? Allah azze ve celle Çift olmaktan Temastan vs gibi durumlardan beridir Haşa ama burada bizim bu şekilde yaratılmamız kesinlikle bir İlahi Hale bakıyor diye düşünüyorum. Umarım yanlış bir soru olmaz hakkınızı helal edin. Allah razı olsun..
Birde sonradan aklıma geldi senkronize olmuş bir şekilde çalışıyor dedik. Peki günahta ki lezzetler nasıl olacak? Yani zina yaparken bir lezzet oluyor ister istemez? Yada diğer türlü lezzetlerde gibi? Yani haramlarda ki lezzetler nasıl olur? Şuunat-ı ilahiye ile penceresinden nasıl bakmalıyız?
Sorularını tevhid ve Şuunat-ı İlahiye (İlahi sıfatların ve hallerin mahiyeti) penceresinden, özlü bir şekilde şöyle izah edebiliriz:
1. Eşlerin Çift Yaratılmasının Şuunat-ı İlahiye Bakan Yönü
Cenab-ı Hak Vâhid ve Ehad'dir; yani tektir, ortağı yoktur. Ancak mahlukatı çift yaratması, Kendi tekliğini ve Zât’ının her türlü ihtiyaçtan münezzeh olduğunu ilan etmek içindir.
Aynalık (Mir’at): Allah, Vâcid (Vücud veren) ve Hayy (Hayat veren) olduğu için, eşlerin birlikteliğinden yeni bir hayatın doğması; O'nun "Yaratma" ve "Verme" fiillerinin (Cömertlik ve İhsan) küçük birer numunesidir.
Cemal ve Celal Tecellisi: Erkek ve kadın, İlahi sıfatların farklı yönlerini yansıtır. Erkek daha ziyade Celal (heybet, güç, koruma), kadın ise Cemal (şefkat, zarafet, nezaket) tecellilerini taşır. Bu iki tecellinin birleşmesi, kâinattaki muazzam dengenin ve İlahi sanatın kemalini gösterir.
2. Eşler Arasındaki Temas ve Birleşmenin Hikmeti
Allah her türlü beşeri halden münezzehtir; ancak insana bu duyguları vermesinin sebebi, Kendi Kudsî Lezzetini ve Mukaddes Şuunatını bir derece fehmetmemiz içindir.
Vahdetin Numunesi: Birleşme anındaki tam odaklanma ve "bir olma" hali, kâinattaki külli vahdetin (birlik) küçük bir gölgesidir. İnsan bu sayede, kâinatın sahibine olan "muhabbet" ve "vuslat" arzusunun ne kadar büyük bir hakikat olduğunu hisseder.
İhsan ve Teveccüh: Allah'ın mahlukatına olan sonsuz merhameti, ilgisi ve teveccühü; insanda "sevgi ve yakınlık" şeklinde tecelli eder. Bu, O'nun mahlukatını sevmesinin ve onlara kıymet vermesinin insandaki küçük bir yankısıdır.
3. Haramlardaki Lezzetlerin Mahiyeti
Günah olan bir fiildeki (zina gibi) lezzet, o fiilin kendisinden değil, Cenab-ı Hakk'ın insanın fıtratına koyduğu cihazatın (duyguların) yanlış yerde kullanılmasından doğar.
Emaneti Suistimal: Dilin tad alması bir nimettir. Bu tadı helal yemekte kullanırsan şükür olur, zehirli bir balda kullanırsan azap olur. Lezzet cihazı aynıdır; ancak irade onu yanlış yere sarf etmiştir.
Zıtların Tezahürü: Şuunatı İlahiye’de "adalet" ve "imtihan" hakikati vardır. Allah, insana hakiki lezzeti (helali) ve sahte/geçici lezzeti (haramı) sunarak, insanın Müntakim (İntikam alan, adil olan) ve Hâdi (Hidayet veren) isimlerine ayna olmasını sağlar.
Kısa Bir Temsil: Güneşin ışığı bir camda parladığında güzel görünür, ama o ışığı bir büyüteçle bir kağıdı yakmak için kullanırsan, lezzet (ısı) yerini yıkıma bırakır. Haramdaki lezzet, İlahi bir hediyenin (sevme ve birleşme hissi) "gayr-ı meşru" bir aynada kırılmasıdır ve neticesi manevi bir elemdir.
Özetle; kâinattaki her çekim ve her lezzet, Allah’ın "Vedud" (Sonsuz seven ve sevilen) isminin birer gölgesidir. Helal olanlar bu asıl kaynağa götüren birer yol, haramlar ise o ışığın önündeki perdelerdir.