"Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanat" ifadesi, gayr-ı münteşir bir mektupta da "mehdinin siyaseti dindar İsevilere bırakacağı" şeklindeki beyanlar ile tenakuz teşkil etmiyor mu?
Değerli Kardeşimiz;
"Mehdi" ile "Mehdiyet" merhalelerini birbirine karıştırmamak gerekir. Mehdiyet; iman, hayat ve şeriat merhalelerinden müteşekkildir. Ki bu üç hizmetin bir şahısta ve bir dönemde cem’ olması âdetullah açısından mümkün değildir. Çünkü hayat ve şeriat hususu uzun yıllar sürecek, büyük bir hizmet ve gayret gerektiren bir meseledir. Bu iki meseleyi bir şahsın yapması âdeta mümkün değildir.
Bu üç hizmetten en mühim ve en hayatî olanı iman hizmetidir. Çünkü diğer iki hizmet, bu iman hizmetinin üzerine bina olacak ve bunun temelinde yükselecektir. Bunun için Mehdi (ra), bütün himmetini ve gayretini iman hizmetine sarf edecektir. Çünkü hem imanı tesis etme hem deccal ile mücadele gibi çok zor ve tahammülü mümkün olmayan bir mücadele vardır. Bu ağır yükü ancak asırlardır beklenen o Mehdi (ra) kaldırabilir.
Diğer iki hizmeti ise peyderpey onun nuranî cemaati ve takipçileri ifa edecektir. Yani Mehdi (ra) diğer iki meseleyi netice itibariyle ifa etmiş olacaktır. Sizin anladığınız manada Mehdi (ra) bizzat devlet idare etmeyecek ve siyasete de girmeyecektir.
“Gerçi hakikat noktasında ahir zamandaki gelecek büyük Mehdi siyaseti tam dindar İsevîlere bırakıp yalnız İslâmiyet hakikatlarını isbata, izhara, icraya çalışır.”(İttihad web sayfası (21 Ocak 2010) Mehdi Hâdisesi Hakkında Gayr-ı Münteşir bir Mektup)
Biz bu cümleyi şu şekilde anlıyoruz:
Deccalizm materyalist felsefe ve komünizmdir. Lenin, Stalin ve Mao gibi büyük deccallar, dinsizliği dava edinen ve dünyaya yaymaya çalışanlardır. Üstad'ın döneminde bu felsefe ve deccallarla hem siyasî hem maddî hem de ilim yolu ile en ciddi mücadele edenler de Hristiyan devletleri olmuştur. Bilhassa Amerika ve NATO paktı bu açıdan çok mühim bir yere sahiptir.
Yani Üstadımız o dönemde İslam deccalı ile mücadele ederken, Amerika ve NATO paktı da büyük deccallar ile mücadele ediyordu. Dünya iki kutup halinde idi; birisinin başında Amerika, diğerinin başında komünist SSCB vardı. Amerika Türkiye’nin komünizme kaymaması için Marshall yardımlarında bulundu. O dönemler dikkatli bir şekilde incelenirse mesele iyi anlaşılır ve taşlar yerine oturur.
Hakikaten insanlık tarihinin en dehşetli dönemi Üstad'ın yaşadığı dönemdir. Bu dönemde Birinci ve İkinci Dünya savaşları yaşandı, dinsizlik ilk defa devlet rejimi haline gelip dünyanın yarısını istila etti. Dünyanın yarısı ateizmi din gibi gören Komünist bloğa dayanırken, diğer yarısı ise Amerika’nın başını çektiği Batı bloğuna dayanmıştır. Birkaç küçük misali saymazsak, İslam âlemi Batı bloğu ile beraber hareket etmiştir.
Netice olarak, deccalın (komünizmin) yıkılmasında Hristiyanların gayreti inkâr edilemez. Türkiye’nin Kore harbine Amerika ile beraber bizzat iştirak etmesi de çok manidardır.
Dikkat edilirse bu Mehdi meselesi çok afakî ve mecazî bir şekilde ele alınıyor. Halbuki hakikat çok farklı. Tarikatçılar "Mehdi’yi" insanüstü bir varlık olarak görürlerken, Bazı ilahiyatçılar ve reformist İslamcı cereyanlar da "Mehdi’yi" tamamen inkâr ediyorlar. Risale-i Nur ise ayakları yere basan makul bir "mehdi" anlayışına sahiptir. Yukarıda ifade ettiğimiz hususlar Risale-i Nur'dan mülhemdir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı... ifadesini açar mısınız
Selamun aleyküm, Mehdi'nin siyaset alemindeki vazifelerini icra edecek bir şahıs olacak mi ve bu şahıs siyaset aleminin mehdisi olarak adlandirılabilir mi ? Böyle bir kavram da dillerde dolaşmaktadir. Hz İsa As şeriat vazifesini görürken Siyaset aleminin mehdisi de hayat vazifesini Risale i nur'u kendine program yaparak icra edecek mi, bu kavramın Risale i nur da yeri var mi? Teşekkürler.