"Hissiyat-ı insaniye ruh derecesine çıktığı vakit, o hazır zaman genişlenir. Başkalarına nisbeten mazi ve müstakbel olan vakitler, ona nisbeten hazır hükmündedir." izahı nasıl? "Sahabelerin hepsi maziye nüfuz, istikbale hulul edebilirdi." diyebilir miyiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hissiyat-ı insaniyenin çeşitli tabakaları vardır. Bazen bu hissiyat nebati derecesinde olur ki, bitkisel bir haletten ileri gidemiyor. Bu mertebedeki hissiyat insana bir fayda temin etmez; insanlığın bile çok aşağısında haller gösterir.

Bazen insanın hissiyatı hayvanların hissiyatı mertebesinde olur ki, bu durumda nefsi ve şehevi özellikleri inkişaf eder. Bazen insani bir mertebede bulunur. Bu mertebede akıl ve sair hissiyat artık dünya ve dünyevilerle ilgilenir.

Bazen insanın hissiyatı meleki ve ruhani bir mertebeye inkişaf eder ki, bu mertebede ruh cesede galip geldiği vakit, insanın faaliyetleri zaman ve mekan ötesi kıymet kazanır. Yani ruhun mahiyetinde ki, zaman ve mekana bağlı olmama hali, artık tüm hissiyatına ve cesedine sirayet etmiş olur. Bu mertebeye gelmiş olan bir insan için, geçmiş ve gelecek zamanlar, şimdiki zaman gibi bir hal alır.

Bu konu ile alakalı Üstad Hazretleri'nin Mesnevi-i Nuriye'deki şu ifadeleri açıklayıcı hükmündedir:

"Ve keza, insanın vücudunda birkaç daire vardır. Çünkü, hem nebatidir, hem hayvanidir, hem insanidir, hem imanî. Hem imanı tezkiye muamelesi bazan tabaka-i imaniyede olur. Sonra tabaka-i nebatiyeye iner. Bazan da yirmi dört saat zarfında her dört tabakada muamele vaki olur. İnsanı hata ve galata atan, bu dört tabakadaki farkı riayet etmemektir."

خَلَقَ لَنَا مَا فِى اْلاَرْضِ جَمِيعًا 'ya istinaden insaniyetin mebdei, hayvaniye ve nebatiyeye münhasır olduğunun zannıyla galat ediyor. Sonra bütün gayelerin nefsine ait olduğunun hasriyle galat ediyor. Sonra, herşeyin kıymeti, menfaati nisbetinde olduğunun takdiriyle galat ediyor. Hatta Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukabil almaz. Çünkü kendisine menfaati dokunmuyor." (1)

Sorunun ikinci kısmına gelince;

Sahabe, mazi ve müstakbele Allah’ın müsaade ettiği kadar hulul ve nüfuz edebilirler; ama mutlak nüfuz edemezler. Yani her ne kadar sahabenin hissiyatı ya da latifeleri ruh derecesine çıkıp mazi ve müstakbeli hazır zaman gibi görecek bir kıvama gelmiş olsa da âdetullah, mutlak olarak mazi ve müstakbelin içine girmelerine tam müsaade etmez. Çünkü imtihan ve adetullah gereği insan mutlaka değil mukayyede tabidir.

O zaman bütün sahabenin ya da derece-i ruha çıkan aktap ve evliyaların geçmiş ve gelecek her şeyi görüp bilmeleri icap ederdi. Böyle bir bakış hem akla hem imtihana hem de âdetullaha uygun değildir. Ama zaman zaman derece-i ruha çıkan makbul insanlarda bu nüfuz ve hulul tezahür edebilir. Bast-ı zaman, tayy-ı mekânla ilgili kerametler buna örnektir.

Şayet sahabe, mazi ve müstakbele mutlak anlamda hulul ve nüfuz edebilse idi, o zaman her hadiseyi her durumu ayna gibi görebilirlerdi. Oysa Hazreti Ömer (ra) kendini şehit eden katili göremedi. Hatta peygamberler bile bu konuda vahye tabidir.

Özetle, sahabeler keramet nevinden ara sıra mazi ve müstakbele hulul ve nüfuz edebilirler, ama her an mutlak bir şekilde hulul ve nüfuz etmeleri imtihan ve âdetullah açısından mümkün değildir.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...