"İbadetin manası şudur ki: Dergâh-ı İlahîde abd kendi kusurunu ve âcz ve fakrını görüp kemal-i Rububiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlahiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İbadetin mânası:

1. Kulun kendi kusurunu görerek rububiyetin kemâli önünde secde etmesidir.

Rububiyet: Cenâb-ı Hakk’ın mahlûkatını terbiye etmesi, idare etmesi, yaşatması ve onlarda tasarruf etmesidir. Rububiyetin kemâli ise, bu fiillerin ve icraatların akılları hayrette bırakacak tarzda, hiçbir varlığın unutulmaması, birbiriyle karıştırılmaması, hiçbir kusur ve eksiğin görünmemesi ve mükemmel bir şekilde icra edilmesidir. Böyle bir rububiyete karşı hayretle secde edilmelidir.

· Hiçbir mahlûkun aç bırakılmaması, rububiyetin kemâlindendir.

· Bir anda milyarlarca varlığın mükemmelen yaratılması rububiyetin kemâlindendir.

· Her varlığa farklı vazifeler gördürülmesi ve farklı şekillerde terbiye edilmesi rububiyetin kemâlindendir.

· Her mahlûka farklı bir elbise, farklı bir silah, farklı bir suret ve farklı cihazlar verilmesi rububiyetin kemâlindendir.

· Milyarlarca yıldızın birbirine çarptırılmadan gezdirilmesi rububiyetin kemâlindendir.

· Kısacası, mahlûklarda yapılan bütün mükemmel ve kusursuz tasarruflar rububiyetin kemâlindendir.

İşte rububiyetin bu muhteşem saltanatı, kuldan bir ubudiyet istemektedir. Zira küçücük bir iyilik bile mukabilinde bir teşekkür ister. Elbette rububiyetin bu muhteşem tecellisi de kula yapılan bütün iyiliklere mukabil bir şükür isteyecektir. İşte bu şükür de ibadettir. Rububiyetin saltanatı bu sebeple, kuldan ibadeti istediği gibi, rububiyetin kudsiyeti ve paklığı dahi ister ki:

· Kul kendi kusurunu görsün.

· Tövbe ile istiğfar etsin ve Allah’tan af dilesin.

· Cenâb-ı Hakk’ı bütün noksanlıklardan tenzih etsin.

İşte bütün bu mânalar, “sûbhanallah” kelime-i kudsiyesi ile ifade edilmektedir. Bu mânaları tefekkür ederek “Sûbhanallah!..” diyen bir kişi, rububiyetin kudsiyetine karşı tesbih vazifesini yapmış demektir.

2. Kulun kendi âczini ve zaafını görerek kudret-i Samedâniyenin önünde secde etmesidir.

İbadetin ikinci mânası ise kudret-i Samedâniye önünde secde etmektir. Şöyle ki:

· Kul evvela kendindeki âcziyeti ve zayıflığı görecek ve bunu derinden derine tefekkür edecek.

· Sonra diğer mahlûkların da kendi gibi âciz ve zayıf olduğunu müşahede edecek. Onlar hakkında da aynı tefekkürü yapacak.

· Daha sonra da kudret-i Samedâniyenin azamet-i âsârından olan; galaksilerin yaratılışı, yıldızların gezdirilmesi, semanın direksiz durdurulması, bulut ordularının sevk ve idaresi, denizlerin yaratılışı, dağların şu dünyaya bir direk ve mahzen yapılması gibi ilahî icraatları tefekkür edecektir. Kendisi bir taşı kaldıramazken, Cenâb-ı Hakk’ın koca yıldızları bir tesbih tanesi gibi çevirdiğini hayretle temaşa edecektir.

· Daha sonra da Yüce Allah’ın bu azametli eserlerine karşı istihsan ve hayret içinde “Allahü ekber” deyip, o büyüklüğün ve azametin karşısında hayret ve muhabbetle secdeye gidecek, O’na iltica ve tevekkül edecek.

İşte bütün bu manalar “Allahu ekber” kelime-i kudsiyesinin mânasında cem edilmiştir. Bu mânaları tefekkür ederek “Allahü ekber” diyen bir kişi, rububiyetin kemâl-i kudretine karşı tekbir vazifesini yapmış demektir.

3. Kulun kendi fakrını ve ihtiyacını görerek rahmet-i İlâhîyenin önünde secde etmesidir.

İbadetin üçüncü mânası da rahmet-i İlâhîyenin önünde secde etmektir. Şöyle ki:

· Evvela kul kendi fakrını bilecek ve ihtiyacını hissedecek.

· Sonra diğer mahlûkları temaşa edecek ve onların da aynı fakr ve ihtiyaç içinde yuvarlandıklarını görecek.

· Daha sonra sual ve duâ lisanıyla hem kendi ihtiyacını hem de diğer mahlûkların ihtiyaçlarını Rabbine izhar ve ilan edecek.

· Ve daha sonra da Rabb-i Kerîm olan Mevla’sının ihsan ve nimetlerine karşı şükür ve sena edecek.

İşte bütün bu mânalar “Elhamdülillâh” kelime-i kudsiyenin mânasında cem edilmiştir. Bu mânaları tefekkür ederek “Elhamdülillâh!..” diyen bir kişi, rububiyetin nihâyetsiz hazine-i rahmetine karşı şükür ve sena vazifesini yapmış demektir.

“Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-yi İlahîde teşhir edilen tezyinata, kemâlâta, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle ulûhiyetin azametine bir müşahid, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki, o güzellikleri görsün; o manzaralar arasında tenezzüh etsin; o hârika nakışlara, zînetlere tefekkür ile hayran olsun. Sonra o sergiden Sâni'in celâline, Mâlikinin iktidar ve kemâlâtına intikal ile Onun azametine secde-i hayret etsin.”(1)

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zerre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...