"İnsanın vazife-i asliyesi, nihâyetsiz makasıda müteveccih vezaifini görüp, acz ve fakr ve kusurunu ubûdiyet suretinde ilân etmek..." İnsanın vazifelerini maddeler halinde izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu derste Üstad Hazretleri, insanın yaratılmasında nihâyetsiz hikmetler bulunduğuna işaret etmekle birlikte, onun dört ana vazifesini ehemmiyetle nazara vermiş bulunuyor.

- Bunlardan birincisi, “acz ve fakr ve kusurunu ubûdiyet sûretinde ilân etmek”tir. Daha önce de açıklandığı gibi, insanın fakrı sonsuzdur, bedenindeki bütün âzâlara, ruhundaki bütün latifelere muhtaçtır. İnsan, muhtaç olduğu her şeyin yaratılmasıyla bütün İlâhî isimlere ayna olmuş olur. Göze muhtaç olduğu için onda Basîr ismi tecelli eder. İşitmeye muhtaç olduğu için Semi’ ismine, hayata muhtaç olduğu için Muhyi ismine, rızka ihtiyacından dolayı da Rezzak ismine mazhar olur.

Öte yandan, insanın aczi de sonsuzdur, muhtaç olduğu şeylerin hiçbirini kendi kudretiyle yapamaz. İnsan ne göz yapabilir, ne güneş; ne ciğer yapabilir ne hava; ne mide yapabilir ne rızık.

İnsanın kusuru yâni noksanlıkları da sonsuzdur. Kusur ve noksanlık denilince insanın bilgisindeki noksanlık, iradesindeki cüz’iyet, görme ve işitmelerinde belli sınırlar arasında kalması, yorulması, unutması, uyuması gibi hâller anlaşılır.

Yine Üstadımızın izah ettiği gibi, “insan acziyle Allah’ın kudretine, fakrıyla gınasına, naksıyla da kemâline ayna olur.”

İnsan Allah’ın kuludur; acz, fakr ve kusur da kulluğun esasıdır. İşte ubûdiyet, insanın bu üç esasın şuurunda olması, aczini düşünüp Rabbinin kudretine iltica etmesi, fakrını görüp O’nun rahmet tecellilerine şükürle mukabelede bulunması, kendi noksanlığını idrak ile İlâhî sıfatların sonsuz kemâlde olduğunu bilmesi ve hamd etmesidir.

- İnsanın ikinci temel vazifesi, “küllî nazarıyla mevcudâtın tesbihâtını müşahede ederek şehadet etmek”tir.

Küllî nazar: İnsan mahiyetine konulan latifelerin her biri insana ayrı bir bakış açısı kazandırır, ayrı bir marifet penceresi olur. Bir hayvan, sadece bulunduğu mekânı, bir derece bilirken, insan o küllî nazarıyla bütün varlık âlemini tefekkür eder, mâzi ve müstakbeli düşünebilir.

Yine hayvan, karşısındaki bir varlığı sadece görüntüsüyle tanırken, insan hem kendi vücûdundaki bütün âzâları ve onların hikmetlerini bilir, hem de başka varlıkları inceler, onlardaki İlâhî sanatları hayret ve hayranlıkla seyreder. Onlardan faydalanma imkânlarını arar ve bulur.

İşte insan bu küllî nazarıyla, yâni küllî tefekkürüyle “mevcudâtın tesbihâtını müşahede ederek şehadet” eder.

- İnsanın üçüncü vazifesi, nimetler içinde imdâdât-ı Rahmâniyyeyi görüp şükretmek”tir. Bu cümlenin tam izahı Üstadımızın şu vecizesidir:

"'Nimet içinde in’am görünür; Rahmânın iltifatı hissedilir. Nimetten in’ama geçsen, Mün'im’i bulursun."(1)

İnsan, kendisine ihsan edilen akıl sayesinde, hayvanlar gibi sadece nimete bakıp ondan faydalanmakla kalmaz, o nimet içinde in’amı görür. Yâni o nimetin bir ikram, bir ihsan, bir iltifat olduğu mânâsına intikal eder. İkram ve ihsan etmek mânâsı ise ağaçlara, bostanlara, tarlalara verilemez. Onların hiçbiri ikram nedir, ihsan nedir bilmezler. Bunu düşünen insan, in’amdan Mün’im’e, yani o nimeti verene, ihsan edene intikal eder. Bu ise o kişiyi, sebeplere değil, o sebepleri yaratan ve o nimetleri onlara takan Allah’a şükretmeye götürür.

- İnsanın dördüncü vazifesi ise, “masnuatta kudret-i Rabbâniyenin mu'cizâtını temâşa ederek nazar-ı ibretle tefekkür etmektir.”

Her mahlûk, Allah’ın hârika bir eseridir. Bu masnuatın yapılması ve yaratılması ancak “kudret-i Rabbâniye” ye mahsustur. Rab ismi, Allah’ın bütün eşyayı terbiye ettiğini, onları bir ilk noktadan itibaren terakki ettirerek en son ve en mükemmel şekle getirdiğini ifade eder. Allah, Rabbü’l-âlemîndir. Bütün âlemleri O terbiye etmiş ve kâinatı, yüz binlerce farklı meyveler veren bir ağaç haline getirmiştir.

Bir meyvenin terbiyesi ancak bütün kâinatı terbiye eden Allah’a mahsustur. Başkaları o meyveyi yahut benzerini yapamazlar. Bu cihetle o meyve bir kudret mu’cizesidir.

Mu’ciz; âciz bırakan demektir. Her masnu, benzerinin yapılması konusunda herkesi âciz bırakması cihetiyle kudret-i Rabbaniyenin bir mu’cizesidir.

İnsan, çevresini kuşatan bu sonsuz mu’cizeleri ibretle düşünmeli, iyi tefekkür etmeli ve o mu’cizelerden Allah’ın isim ve sıfatlarının kemâline intikal etmelidir. Bu ise o kişiye marifetullah sahasında mertebeler kat’ ettirir ve onu muhabbetullahın zevkine erdirir.

(1) bk. Sözler, On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...