"İlahî kelamların hususiyet ve külliyet cihetinde dereceleri muhteliftir." ifadesini nasıl anlamalıyız? Kur’an-ı Kerim’in "bütün kâinatın Halikı ünvanıyla Allah’ın kelamı olması" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Yeryüzünün küçük bir bölgesinde bir süre yaşayıp sonra tarih sahnesinden silinmiş bir kavme de “suhuf” indirilmiş olabilir. Bu birkaç sayfalık İlâhî ferman “has bir itibar ile hususî bir rububiyet iledir.” Yani, bu kelam, “o kavmin Rabbi unvanıyla” Allah’ın fermanıdır.

Kur’ân dışındaki diğer üç büyük kitap, suhuflara nisbet edildiklerinde, bunların muhataplarının daha geniş bir coğrafyaya yayılmış olduğu görülür. Bütün semavî fermanlar zaman ve mekân olarak vazifelerini sınırlı bir şekilde icra etmişler ve sonunda kıyamete kadar hükmü devam edecek olan ve yeryüzündeki bütün insanları muhatap alan Kur’ân-ı Kerim inzal edilmiştir.

Bütün İlâhî fermanlar Kâinat Hâlık’ının fermanıdırlar. Ancak, burada bu sıfatın Kur’ân’a tahsis edilmesi, onun diğer kelamlar üzerindeki rüçhaniyetini ifade ettiği gibi, kâinatın yaratılış hikmetinin en mükemmel mânada onda izah edildiğini ve yine âhiretin tarlası olan bu dünyanın en çok ve en mükemmel meyvelerinin Kur’ân’dan nebean ettikleri, feyizlendikleri mânasınadır.

“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim (bilinmek istedim) de kâinatı yarattım.”

Hadis-i Kudsîsiyle ders verilen hakikat en mükemmel mânasıyla Kur’ân'da kendini göstermiştir. Daire-i rububiyeti, yani Allah’ı bütün sıfatlarıyla, isimleriyle, şuunatıyla en kâmil mânada anlatan semavi ferman Kur’ân olduğu gibi, daire-i ubudiyeti, yani O’na karşı kulların neler yapmaları gerektiği konusunda da en tafsilatlı mâlumat yine Kur’ân'da verilmiştir. Kâinatın yaratılış gayesi Kur’ân'da ve O’nun şakirtlerinde en ileri derecede tezahür ettiği için Kur’ân-ı Kerim’in “bütün kâinatın Halikı ünvanıyla Allah’ın kelamı” olduğu ifade edilmiştir. Yoksa, başta da arzettiğimiz gibi bütün İlâhî kitaplar Allah’ın fermanıdırlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...