"İ'layı Kelimetullahın bayrağı olan (hilal yıldız bayrağı) teali edecek. Eski şevketini bulacak." İslam’ın sancak veya bayrağının şekli ve renkleri nelerdir, Türk bayrağı mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tarihte, İslamı temsil eden bayrakların şekil ve renkleri birbirinden farklı olagelmiştir. Osmanlı Devletinin de bayrak ve sancağı zamanla bir takım değişiklilklere uğramıştır.

Kırmızı zemin üzerine hilal ve yıldız bulunan bayrak, Osmanlılarda İlk defa 1793'de devletin resmi bayrağı olarak kabul edildi. Ancak bu bayraktaki yıldız, sekiz köşeli idi. Bu bayrak Osmanlı Devleti'nin resmi ve umumi sembolü olarak kullanıldı. Sultan I. Abdülmecit zamanında 1842'de yıldızın beş köşeli olması kararlaştırıldı ve Osmanlı bayrağının şekli kesinleşti. Bu devirde padişaha ait tuğralı sancaktan başka hükümdarın gemileri ziyaretinde kullanılan, ortasında Güneş ve dört köşesinde de şualar bulunan bir sancak daha vardı. Kaptan paşaya mahsus sancakta; bir hilal ile sekiz köşeli yıldız mevcuttu.

Osmanlı hâkimiyetinde bulunan, Tunus, Eflak, Boğdan beyleri ile Sırp prensliğinin özel bayraklarında; Osmanlı bayrağının kırmızı rengiyle birlikte mavi, beyaz, sarı gibi mahalli renkler de kullanılırdı. Tunus beyinin sancağının, ortasında kırmızı zemin üzerindeki bir beyaz daire içinde kırmızı hilal ve yıldız şekli mevcuttu. Sırp, Eflak ve Boğdan beylerbeyleriyle Sisam adasına ait hususi bayrakların üst köşelerinde, Osmanlı hâkimiyetinin sembolü olmak üzere, kırmızı zemin üzerinde beyaz üç yıldız bulunan sarı, Eflak bayrağı İle mavi Boğdan bayrağında, birincisinde çifte kartal, ikincisinde de bir öküz başı mevcuttu.

Sultan Abdülaziz zamanından başlayarak, padişahlara mahsus kırmızı renkli bayrakların ortasındaki tuğraların beyaz renkte sekiz şualı bir Güneş içinde alınması adet oldu. Sonradan bu bayrağın rengi vişneçürüğü olarak değiştirildi ve saltanat sancağı kabul edilen bu bayrak, saltanatın kaldırılmasına kadar devam etti.

Sultan II. Abdülhamit zamanında cuma namazı münasebetiyle yapılan selamlık resminde hilafete mahsus bir bayrak kullanılırdı. Bu, kırmızı atlas zemin üzerine etrafı beyaz ile işlenmiş dört köşe bir çerçeve içinde; bir tarafında Fetih Suresi, diğer tarafta ise güneş resmi bulunan sırma saçaklı ve ucu hilalli bir sancaklı.

1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından saltanatın kaldırılması üzerine halifeye mahsus olarak, yeşil zemin ortasında sekiz şualı beyaz bir Güneş içindeki kırmızı zeminde beyaz ay yıldızı ihtiva eden bir sancak kabul edildi ve saltanata mahsus bayrak kaldırıldı. Lakin daha önceki milli bayrak muhafaza edildi. Cumhuriyet idaresinin kurulmasından ve halifeliğin kaldırılmasından sonra 25 Teşrin-i Evvel 1925'de bir sancak talimatnamesi çıkarılarak, harp ve ticaret gemileri hakkında muayyen esaslar kabul olundu.

29 Mayıs 1936 tarih ve 2994 sayılı Kanunla Türk Bayrağı’nın şekli ve ölçüleri kesin bir şekilde tespit edildi.

Merhum Abdulkadir Badıllı'nın Mufassal Tarihçe-i Hayat eserinde şu kaydı düşer:

"Merhum Abdurrahman'ın beyanından da anlaşılan odur ki; Bediüzzaman Hazretleri 'Lemeat' kitabını 1921 senesi Ramazan'ının ilk hilâlinde, yani ilk gününde te'life başlamış, çalışmadığı günler hariç, Ramazan ayı içinde yirmi gün zarfında bitirmiş... ve bittiği gün, ikinci hilal, yani bayram hilâli görününce de sona ermiştir. Böylece bu eserin iki hilâl ortasında te'lifi tamamlandığı gibi, kitabın son cümlesi de 'Burada hilal ve yıldız' cümlesiyle bitmiştir."

"Çok zekî ve müdakkik bir alim olan Abdurrahman Efendi, bu ince sırrı hissettiği günde; çok ender rastlanan o senenin Ramazan bayram hilâli bir yıldızla kucak kucağa gelerek, sancak bayrağının amblemini gök yüzünde tersim ettiğini görünce, amucası Bediüzzaman'a: 'Bak amca! Senin kitabının hilâl-yıldız tevafuku, gök yüzünde de görünüyor.' demiş. Bediüzzaman Hazretleri: 'Ben zaten tesadüf denilen şeyi kabul etmem... Kâinatın hadiseleri birbiriyle münasebetlidir.' diye cevab vermiştir." (A. BADILLI, Mufassal Tarihçe-i Hayat, İstanbul 1998, I, 497)

Tarihi Süreklilik: Günümüzde kullandığımız al bayrak, Osmanlı'dan devralınan ve İslam dünyasını temsil eden sancağın kendisidir.

Manevi Vazife: Bu bayrağın teâli etmesi, temsil ettiği maneviyatın ve adaletin tekrar dünyaya hakim olması demektir.

Gelecek Müjdesi: Üstad, bu bayrağın temsil ettiği birliğin ve gücün gelecekte tekrar parlayacağına dair bir ümit ve müjde verir.

Özetle; bahsedilen bayrak, günümüzde dalgalanan ay-yıldızlı şanlı Türk bayrağıdır ve ona yüklenen mana İslam'ın izzetidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 9.202
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Nurun fedaisi

Bu söz Üstâd Bediüzzaman'a mı yoksa Abdurrahman Nursî'ye mi ait? Tereddüde düşüren beni şu oldu; Amucama dedim: "..... Cevaben dedi: "..... Sonra tırnak kapanıyor .....tabir ediyoruz." Ardından Tırnak içine almadan bu üstteki ifadeler var.. ama metni yıllardır okuyorum bu ifade Üstâd Bediüzzaman'a mı yoksa Abdurrahman Nursî'ye mi ait tam anlayamadım.. bu yeri izah edip kime ait olduğunun tespiti konusunda yazabilir misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

“Kitabındaki tesadüfe dair konuşurken; semada hilâl yıldız, Sancak-ı İslâmın resmini tersim etti. Amucama dedim: "Kitabındaki tesadüf, sahife-i semada tanzir ediyor." Cevaben dedi: "Ben zaten tesadüf denilen şey'i kabul etmem. Herşeyde bir hikmet var. Hem tesadüf tekerrür etse, tesadüf olamaz. Bir kasdı ihsas eder. Kâinat birbiriyle münasebettardır. O dakik münasebatın mânâları var. Vâzıhan bilmediğimiz için tesadüfle tabir ediyoruz."

İşte bütün bunlardan tefeü'l çıkıyor ki: İ'lâ-yı Kelimetullahın bayrağı olan (Hilal yıldız Bayrağı) teâli edecek. Eski şevketini bulacak, İnşaallahü Teâla!..”

Bu metin, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin yeğeni Abdurrahman Nursî tarafından kaleme alınan bir makaleden veya zeylden alınmıştır. Ancak metnin yapısı incelendiğinde, bahsettiğiniz o son cümlelerin kime ait olduğu hususunda şu ayrımı yapmak mümkündür:

Metnin Analizi ve Aidiyet Tespiti

Paylaştığınız bölümdeki diyalog yapısına baktığımızda akış şöyledir:

Abdurrahman Nursî, gökyüzünde hilal ve yıldızın İslam sancağı şeklinde göründüğünü fark eder.

Soru: Abdurrahman Nursî, amcası Bediüzzaman'a (metindeki ifadesiyle "Amucama") bu durumun kitaptaki "tesadüf" bahsiyle olan benzerliğini söyler.

Cevap (Tırnak İçindeki Kısım): Bediüzzaman Said Nursi, tesadüf kavramını reddeden ve her şeyde bir hikmet olduğunu anlatan o meşhur cevabı verir. "Ben zaten tesadüf denilen şey'i kabul etmem... tesadüfle tabir ediyoruz." cümlesiyle Üstad'ın sözü biter.

Tırnak kapandıktan sonra gelen "İşte bütün bunlardan tefeü'l çıkıyor ki..." ile başlayan ve bayrağın teali edeceğini müjdeleyen kısım, bu hadiseyi nakleden ve yorumlayan Abdurrahman Nursî'ye aittir.

Neden Abdurrahman Nursî'ye Aittir?

Abdurrahman Nursî, amcasıyla yaşadığı bu ibretli hatırayı naklettikten sonra, gördüğü o semavi işaretten (hilal ve yıldızın durumundan) bir "tefe'ül" (hayırlı bir işaret çıkarma) yapmaktadır.

Metnin yazarı Abdurrahman Nursî olduğu için, tırnak içindeki "nakil" bittikten sonraki değerlendirme cümlesi doğal olarak yazarın kendisine, yani Abdurrahman Nursî'ye aittir. Amcasının sözlerinden aldığı feyzle kendi kanaatini ve ümidini ifade etmektedir.

Bu bölüm genellikle Abdurrahman Nursî'nin Üstad hakkında yazdığı biyografik veya zeyl mahiyetindeki kısımlarda yer alır.

Özetle "İ'lâ-yı Kelimetullahın bayrağı olan (Hilal - Yıldız Bayrağı) teâli edecek..." müjdesi, Bediüzzaman'ın tesadüf hakkındaki dersinden ilham alan Abdurrahman Nursî'nin bu hadiseden çıkardığı bir netice ve duadır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...