"İ’lem Eyyühe’l-Aziz! Tevfîk-i İlâhî refiki olan adam, tarîkat berzahına girmeden zâhirden hakikate geçebilir. Evet Kur’ân’dan, hakikat-ı tarîkatı -tarîkatsız- feyiz sûretiyle gördüm ve bir parça aldım..." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Gördüğümüz her şeyin ve şahit olduğumuz her hadisenin bir sureti bir de hakikati vardır. Bunların hepsinin hakikatleri Allah’ın isimlerine dayanır. “Hakikî hakâik-i eşya esmâ-i İlâhiyedir.” hükmünce, bizim hakikat olarak bildiğimiz ve gördüğümüz şeylerin de hakikatleri vardır, buna göre bu gördüklerimiz hakikî değillerdir, birer suret, birer gölge, birer tecellidirler ve hepsinin hakikati İlâhî isimlere dayanır. Mesela, gördüğümüz bütün rızıklar Rezzak isminin, bütün mahlukat Hâlık isminin, bütün hayatlar Muhyi isminin birer tecellisi, birer gölgesi hükmündedirler. İşte zahirden hakikate geçmek, bu suretler âleminde boğulmayıp onlardan esmâya, esmâdan İlâhî sıfatlara ve sonsuz kemaldeki bu isim ve sıfatların sahibi olan Allah’ın marifetine ve muhabbetine ermek demektir.

Nur’lardan bir hakikat dersi:

“Evet, nimet içinde in’am görünür; Rahman’ın iltifatı hissedilir. Nimetten in’ama geçsen, Mün’im’i bulursun.

Hem her eser-i Samedanî, bir mektub gibi, bir Sâni’-i Zülcelal’in esmasını bildirir. Nakıştan manaya geçsen, esma yoluyla Müsemmayı bulursun.” – Sözler

Sadece nimete bakan, yalnız onun faydasını ve özelliklerini düşünen, ama o nimetin kendisine bir İlâhî ikram olduğunu nazara almayan kişi zâhirden hakikate geçememiştir. Hakikate varabilmesi için o nimet içinde in’amı yani o nimetin kendisine “Rahman’ın iltifatı” olduğunu düşünmesi ve Mün’im’i, yani o nimeti veren Rabbini tanıması, O’na iman etmesi gerekir.

O halde, bir nimetin hakikati Mün’im ismine dayanmaktadır. Ve zâhirden hakikate geçmek nimetten Mün’ime intikal etmek demek olur.

Kezâ, ölümün de hakikati Mümit ismine dayanır. Ölümün sureti çirkin gibi görünse de hakiki yüzü güzeldir. Üstadımızın ifadesiyle, “Ölümün peçesi gerçi karanlık, siyah, çirkin ise de; fakat mü’min için asıl sîması nuranîdir, güzeldir.” – (Lem’alar)

Zâhirden hakikate geçmenin bir manası da, tahkikî imana ermek ve imanda hakkalyakîn mertebesine kavuşmaktır. Bunun temel şartı, şeriatın zâhir hükümlerine büyük bir hassasiyetle uymak, elden geldiği kadar nafile ibadetleri artırmak, şüphelilerden yani “haram mı, helâl mi olduğu kesinlikle bilenmeyen” şeylerden uzak durmaktır.

“Kulum bana en çok farzlarla yaklaşır, sonra nafilelerle......” Hadîs-i Kudsî

“Maksud-u bizzât olan ilimler” ifadesi ilimlerin iki kısma ayrıldığını hatırlatıyor. Birisi “alet ilimleri”dir, yani gramerle ilgili ilimlerdir, bunlar bizzat maksud değillerdir. Bunları öğrenmekten maksat “ulûm-i âliye” denilen yüksek ilimlere ulaşmak içindir. Bu ilimler, tefsir, fıkıh, hadis, kelam gibi ilimlerdir.

İmandan sonra marifetullah gelir ve en yüksek ilimler insanın imanını ve marifetini inkişaf ettiren ilimlerdir. İşte Üstat hazretleri bu ilimler için “Kur’ân’dan ... feyiz sûretiyle gördüm ve bir parça aldım.” buyuruyor.

Burada bir noktanın önemle belirtilmesi gerekiyor:

Sözü edilen yüksek ilimlerden birisi fıkıh, bir başkası hadis, bir diğeri tefsirdir. Üstat hazretleri bu ilimlerin de hepsinde söz sahibidir. Ancak küfür ve dalâletin imana ve İslâm’a şahs-ı manevîler halinde hücum ettikleri bu dehşetli zamanda Üstat hazretleri “Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var.” diyerek bütün kuvvetiyle insanların imanlarını kurtarmaya, onları şüphelerden azade kılmaya, isyandan ibadete çekmeye gayret göstermiştir. Ve bu ulvî görevi Kur’ânın feyziyle kaleme aldığı Nur Külliyatıyla en ileri bir derecede ifa etmiştir.

"Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir."(1)

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Tevfik-i İlâhî refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur'ân'dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın isâl edici bir yol buldum. Serîüsseyir olan bu zamanın evlâdına, kısa ve selâmet bir tarîki ihsan etmek rahmet-i hâkimenin şânındandır."(2)

"Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına Risale-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir."(3)

"Eski Said'in, on beş yaşında iken medrese usulünce on beş senede okunan ilmi, on beş haftada okumaya inâyet-i İlâhiye ile muvaffak olması gibi, rahmet-i Rabbâniye ile, Risale-i Nur dahi, ilm-i hakikatte ve imaniyede on beş seneye mukabil, bu medresesiz zamanda on beş hafta kâfi geldiğini, bu on beş senede belki on beş bin adam kendi tecrübeleriyle tasdik ediyorlar."(4)

Yukarıda ifade edilen yol ve feyiz, Risale-i Nur'un iman üzerine getirdiği güçlü ve etkili hakikatlerdir. Öyle ise iman ve ilimde inkişaf etmek isteyen Risale-i Nur'a dört el ile sarılmalıdır.

Bir usta, bir doktor, bir mühendis olmak için insan en az yirmi yılını vermesi gerekiyor. Aynı şekilde İslam ilimleri noktasından alim olabilmek için insanın epey bir çaba ve gayret sarf etmesi gerekir. Eski dönemlerde medrese tahsili on beş yıl sürüyordu.

Diğer bir husus, bu zamanda İslam ilimlerini hakkı ile talim ve terbiye edecek kurum ve kuruluşlar olmadığı için, şahsi çabalar ile geçmiş ilimleri hazmederek talim etmek çok zor bir hâle gelmiştir. Yani bu zamanda şahsi çabalar ile Sad-ı Taftazani'ye ulaşmak çok zordur.

Lakin bu zamanda iman ve akaid noktasında zamanın mühim bir alimi olmanın ya da çok kısa bir zamanda velayete ulaşmanın yolu vardır. Bu yol Üstadımızın da yukarıda işaret ettiği gibi Risale-i Nurlar ile meşgul olmaktır.

Eski zamanda nefsin terbiye edilmesi çok uzun ve meşakkatli bir süreç ile mümkünmüş. Yani tarikatın o zor ve uzun riyazeti ve çilesi ile insanlar nefis ve benliğini ıslah ve terbiye ediyorlarmış. Şimdiki zaman ve zeminde bu riyazet ve çilelerin uygulanması çok zor bir hâle geldiği için, Allah kereminden tahkiki iman ile bu ıslah ve terbiye işlemini hem kısa hem kolay hem de herkesin rahatlıkla yapabileceği bir şekle çevirmiştir.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, tahkiki imanı kazanmanın en kestirme ve kolay yolu, bu zamanda Risale-i Nurlardır. Kim Risale-i Nurları kendine rehber ve mürşit ittihaz edip onu hayatının amacı ve gayesi kabul ederse, her alanda terakki ve tekemmül eder. Zira Risale-i Nurlarla meşgul olmak hem tefekkür hem ibadet hem ıslahı nefis hem kullukta derinlik kazanmak hem de kısa ve kestirme bir yol ile velayeti elde etmektir.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.

(2) bk. Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale.

(3) bk. age., Zerre.

(4) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...