İmam-ı Gazali Hazretleri, İbni Sina'nın imansız gittiğini mi söylüyor? İbni Sina imansız gitmemişse İmam-ı Gazali -haşa- onu tekfir ettiği için kendisi tekfire uğramış olmaz mı? Üstad'ın ona verdiği "adi bir mü'min" derecesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmam Gazali ile Üstat arasında bir içtihat farkı vardır. İbn-i Sina ve Farabi gibi İslam filozofları, Yunan felsefesinin cazibesine kapılarak bir çok noktada Kur'an ve sünnetin zahirini incitecek yorumlarda bulunmuşlardır. Ama bu yorumlarda hüküm bakımından müşkilat vardır. Yani bu yorumlarda iman ve küfür noktasından tam bir netlik olmadığı için, bu fikirlerin küfür olup olmadığı ihtilaflı hale gelmiştir.

Muhtelifun fih (üzerinde ihtilaf edilen konu) olan bir meselede içtihat caizdir. Bu yüzden İmam Gazali ve Üstat bu ihtilaflı konuda farklı içtihatlarda bulunmuşlardır. Müçtehit ise içtihadından hesaba çekilmez. Bu kaideye binaen İmam Gazali içtihadında hata etmiş olsa bile muaheze olunmaz.

Üstat ise içtihadını imandan yana kullanarak, bu gibi İslam filozoflarının basit ve avam bir mümin makamında ve derecesinde olduğunu söylüyor. Adi bir mümin tabiri iman noktasından taklidi ve basit bir iman mertebesine işaret ediyor.

İbn-i Sina’nın: “Öldükten sonra dirilme inancını aklen ispatı mümkün değil, ama biz takliden iman ederiz.” demesi, meseleyi gayet güzel özetliyor. Yani İbn-i Sina gibi bir dahi ve alim insan, iman hususunda avam bir mümin gibi mukallid kalmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)

Müceddid, Hüccet-ül İslam İmam Gazali Hazretleri şu 20 sebebten dolayı İbn-i Sina'yı tekfir ediyor:
Filozofların Bid’at/dine ve felsefeye sonradan sokulan ve batıl/felsefi gerçeklere dayanmayan olan fakat küfrü gerektirmeyen görüşleri şunlardır:

1- Filozofların, Allah mücibun bi’z-zatattır, Fail-i muhtar değildir demeleri.
2- Filozofların, âlem ebedidir demeleri.
3- Filozofların, Allah sanii âlemdir, kâinat onun sun’unun eseridir demeleri hilekârlıktır. Gerçek fikirlerini gizlemek için söylemişlerdir.
4- Filozofların evvel, yani Allah, mahiyetsiz saf vücuttur demeleri.
5- Allah’ın sıfatlarını kabul etmemeleri batıldır.
6- Zat-ı Evvel, cins ve fasl altına girmez, demeleri batıldır.
7- Sema, iradesiyle hareket etmektedir demeleri de batıldır.
8- Semavî nefisler bu âlemdeki bütünü bütün cüz’iyyatı bilir demeleri de batıldır.
9- Harikulade halleri, yanı mucize ve kerametleri imkânsız görmeleri batıldır.
10- Beşerin nefs ve ruhların fani oluşunu imkânsız görmeleri batıldır.

Filozofların İspatlamaktan aciz oldukları görüşleri şunlardır:

1- Filozoflar, âlemin saniini ve yaratıcısını ispat etmekten acizdirler. İmkân delili Allah’ın varlığını ispat etmeye yeterli değildir.
2- Filozoflar, Allah’ın bir olduğunu ispat edemezler. Bu konuda sağlam delil getiremezler.
3- Allah’ın cisim olmadığını ispattan acizdirler. Bu konuda delilleri yoktur.
4- Filozofların görüşleri netice itibariyle Allah’ın Allah’ın inkâr edilmesi neticesini doğurur.
5- Allah’ın zatını bildiğini ispattan acizdirler.
6- Allah’ın başkasını bildiğini ispat etmeye güçleri yetmez.
7- Semanın irade ile hareket etmesinin bir gayesi ve maksadı vardır şeklindeki iddiaları asılsızdır. Bu konuda ispatları yoktur.

Gazzâlî’nin filozofları dinden çıktıkları yolundaki ithamlarıyla ilgili üç mesele şunlardır:

a. Filozofların, haşrın/ölümden sonra dirilmenin ruh ve bedenle birlikte olmayacağı, yani insanın öldükten sonra ruhunun tekrar bedeni ile birleşmeyeceği, yalnız ruhların varlıklarının devam edeceği şeklindeki görüşleri.

Felsefeciler ölümden sonra elem veya zevki nefslerin duyacağını ileri sürüyorlar. Felsefeciler bu iddiayı yaparken, diyorlar ki âlem yani madde kadimdir ve sonludur. Nefsler ise sonsuzdur. Cesetler dirilseydi sonsuz olan nefslere kafi gelmezlerdi.

Gazzâlî filozofların bu görüşlerini kabul etmiyor ve karşı çıkıyor. Âlemin kadim, nefslerin hâdis olması nefslerin maddeden fazla olmasını gerektirmez. Eğer nefsler fazla olsa bile, Allah o nefslere yetecek kadar madde yaratamaz mı?

b. Filozofların Allah’ın küllileri/tümelleri bilip cüzileri/tikelleri bilmediği şeklindeki iddiaları.

Felsefecilerin dediğine göre hadiseler/olaylar değişkendir. Değişmede ilim, malüma/bilinene tabi olur. Malum/bilinen değiştiği zaman ilmin ve onu bilenin de değişmesi gerekir. Buna göre Allah cüz’iyyatı/tikelleri bilseydi, O’nun değişmesi gerekirdi. Allah’ın değişmesi ise muhaldir/mümkün değildir. O halde Allah cüz’iyyatı bilmez.

Gazzâlî’nin cevabı: ilim, bilenin zatına bir izafettir/ilinti. İzafet değiştiği zaman, zat kendi halinde kalır. Mesela benim solumda bulunan insan, benim sağıma geçse, değişen ben değilim odur. Diğer yandan eğer ilmin değişmesi alimin zatında bir şey değiştiriyorsa, ilim çeşitlendikçe zatın da taadüdü/değişkenleşmesi gerekir. İnsanı, hayvanı ve nebatı/bitkiyi bilmek bir insanda çeşitli zatların bulunmasını mı icab ettirir? Üstelik felsefeciler hem Allah’ı, hem âlemi kadim/ezeli sayıyorlar. Ondan sonra da âlemde değişmenin olduğunu iddia ediyorlar. Halbuki aynı iddiayı Allah hakkında yapamazlar ve yapamıyorlar. Bu onların çelişmeye düştüğünü göstermez mi?

c. Filozofların âlemin kadim/yani ezelden beri var olduğu şeklindeki düşünceleri.

Fakat biz muazzez Üstadımızın içtihatına katılıp onu adi bir müslüman derecesinde görüyoruz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...