"İmkân ve vücub arasındaki hadsiz mesafeden sonra da sonsuz seradikat-ı tecelliyat vardır. Ve bunların ötesi ise, ölüm ve helakettir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Zira Cenab-ı Hak (C.C.) nasılki senin yanında hazırdır. Aynı zamanda bütün her şeyin de yanındadır. Öyle ise sen, kendi cihetinden onun yanında olman için; ancak her şeyin yanında olabildiğin vakit, (yani öyle bir makam-ı külliyete çıkabildiğin zaman) onun yanında olabilirsin. Ayrıca bundan sonra da imkân ile vücûb arasındaki hadsiz bir mesafe karşına çıkar ki; sen şu acib bu'diyeti katedip de ulaşmak ve onun kurbüne vusül bulmak nasıl mümkün olabilir. Daha bundan başka da yani imkân ve vücub arasındaki hadsiz mesafeden sonra da sonsuz seradikat-ı tecelliyat vardır. Ve bunların ötesi ise, ölüm ve helakettir."(1)

“Seradikat” terimi perde, hicap gibi anlamlara geliyor. Seradikat-ı tecelliyat ise kısaca Allah ile insan arasındaki tecelli perdeleri demektir. İnsanın bütün bu tecelli perdelerini aşıp doğrudan Zat-ı Akdese yaklaşması âdeta imkânsız gibi bir şeydir ki, bu imkânsızlığı üstadımız ölüm ve helak ile tabir ediyor.

Miraç hadisesinde Hz. Cebrail (as)’in belli bir yükselişten sonra (Sidretu’l-Münteha’da) geri kalması ve “Bir adım daha ileri atsam yanarım.” demesi de bu ölüm ve helak tabirine ışık tutar mahiyettedir.

İnsanın bütün mahlukat perdelerini aşıp şuunat, sıfat ve esma perdelerine ulaşması ve onları da aşarak Allah ile doğrudan yakınlaşması mümkün değildir. Bu ancak miraç mucizesi ile Peygamber Efendimize (asm) nasip olmuştur.

Madem insan kendi çaba ve imkânları ile Allah’a yakınlaşamıyor, o halde Allah’ın insana olan yakınlığından istifade ederek onu tanıyabilir, onu sevebilir ve onun rızasını kazanabilir. Kulun Allah’a olan uzaklığı, Allah’ın kula olan yakınlığına engel değildir. Bu sebeple velayet yolları içinde akrabiyet kurbiyetten her daim üstün ve kullanışlı bir yoldur.

1) bk. Mesnevi-i Nuriye, (trc. Badıllı).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ahmet özcan

İsim sıfat şuunat perdelerinden geçip doğrudan doğruya allahın zat ı akdesi ile perdesiz ve vasıtasız görüşmek imkan dahilinde midir? Zamandan ve mekandan münezzeh olarak. Yani imkan aleminin sınırından direkt vücüp alemine perdesiz bir şekilde bakabiliyormuyuz. 2.olarak kıyametden sonra cennete ehli iman da kab ı kavseyn e çıkacakmı yoksa sadece peygamberimize mi has bir durum.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Muhal ve imkansız olan bir şey herkes ve herşey için muhal olur mümkün olan bir şeyde herkes ve herşey için mümkün olur bu bir mantık kuralıdır.

Mesela mahluk olan bir şeyin İlah olması muhaldir bu kural bütün mahlukat için aynı ve eşittir. Bu hususta istisna yapmak mümkün ve caiz olmaz.

Peygamber Efendimiz için mümkün ve caiz olan bir şey diğer insanlar içinde caiz ve mümkündür çünkü Peygamber Efendimizde nihayetinde bir beşerdir.

Lakin burada liyakat ve makam farkı bulunuyor yani Peygamber Efendimizin manevi makamına çıkmadan o makama özgü hediye ve ihsanlara ulaşmak adetullah açısından mümkün değildir denilebilir. Bu açıdan bakıldığında kab-ı kavseyn, sidretül münteha gibi makamlar Peygamber Efendimize özgü ve ona mahsus ihsanlar sınıfındandır.

İmkan aleminin sınırından direkt vücup alemine perdesiz bir şekilde bakabilmek insanlık açısından caizdir ve cennette insanlar Allah’ı perdesiz bir şekilde görecekler ehli sünnet itikadı bu minval üzeridir. Lakin kab-ı kavseyn makamı Peygamber Efendimize özgü bir makam olduğu için onu diğer insanlara şamil görmek uygun değildir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Adem68474

ancak her şeyin yanında olabildiğin vakit, (yani öyle bir makam-ı külliyete çıkabildiğin zaman) onun yanında olabilirsin PEYGAMBERİMİZ MİRAÇ TA BU DURUMA MAZHAR OLDU MU?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Makam-ı külliyet bir beşerin ulaşacağı en yüksek manevi makam anlamındadır yoksa her yerde hazır nazır olmak anlamında değildir bu Allah'a ait bir sıfattır. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ahmet özcan

tâ Kab-ı Kavseyn'e, yani imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ve Zât-ı Celil-i Zülcemal ile görüşecektir ki; şu seyr ü sülûk ise, Mi'racın hakikatıdır.
 

Acaba kab-ı kavseynin yüksek makam olmasındaki sır ve hikmet nedir? Yani imkan alemi bitiyor tabiri caizse vucub alemi başlıyor ve bu makam çok kıymetdar bir mevki oluyor ve sadece efdalül halk efendimiz a.s.m mazhar oluyor . bunun hikmeti nedir acaba?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Peygamber Efendimizin manevi makamına özgü bir mükafat hikmeti bu oluyor. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...