"İnsanı, mukadder olan kemalatına yetiştiren ibadettir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Mukadder kemal; insanın fıtratına kader tarafından konulan duygu ve istidattır. İbadet ise; bu duygu ve kabiliyetleri inkişaf ve inbisat ettiren elektrik gibidir. Bu cihetle insan ibadet ile a’la-yı illiyyine çıkacak, küfür ve fısk ile de esfel-i safiline düşecek bir kabiliyete sahiptir.
Nasıl bir tarlaya buğday tohumu ekilince, bu tohum gelişip büyüyerek, buğday başağı oluyor ise, aynı şekilde insanın fıtrat ve mahiyeti de bir tarla gibi, Allah bu tarlaya çok muhtelif duygu ve kabiliyet tohumları ekmiştir. Şayet insan fıtrat tarlasındaki bu kabiliyet tohumlarını İslamiyet suyu ile sulayıp hayırda inkişaf ettirirse; her bir istidat farklı bir mana ve farklı bir ibadet tarzına ulaşır. Böyle hissiyatların ibadet yönünde inkişaf etmesi, insan mahiyetinin kemalat ve hayır noktasından ağaç olması manasına geliyor.
İnsanın mahiyetinde kader planı ile konulmuş ve programlanmış maddî ve manevî sayısız kabiliyet ve duygular vardır. Bu kabiliyet ve programların iki yüzü var; birisi hayra diğeri ise şerre bakıyor. İnsan bu duygu ve kabiliyetleri şerre sevk ederse, bir nevi o duygu ve kabiliyetleri bozmuş ve kokuşturmuş oluyor. İnsan şayet bu duygu ve kabiliyetlerini iman ve ibadet ile hayra sevk ederse, o zaman kaderin hedef olarak koyduğu kemale ulaşıyor.
“İnsan, ahsen-i takvîmde yaratıldığı ve ona gayet câmi’ bir istidad verildiği için, esfel-i sâfilînden tâ âlâ-yı illiyyîne, ferşten tâ Arşa, zerreden tâ şemse kadar dizilmiş olan makamâta, merâtibe, derecâta, derekâta girebilir ve düşebilir bir meydan-ı imtihana atılmış, nihayetsiz sukut ve suûda giden iki yol onun önünde açılmış bir mu’cize-i Kudret ve netice-i hilkat ve acûbe-i san’at olarak şu dünyaya gönderilmiştir.” (23. Söz)
İnsanın istidat yönünden zenginliğini ifade eden birçok âyet-i kerîme, bir yönüyle de onun ahsen-i takvimde yaratılmış olduğunu beyan etmektedirler. Bir ayette mealen şöyle buyuruluyor:
“Yemin olsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”(İsrâ Suresi, 17/70)
İşte insanın bu üstün yaratılışı onun önüne iki yol açmıştır. Birinde iman ve salih amel ile manen çok yüksek dereceler kazanmak, diğerinde ise küfür ve isyan yolunu tutarak çok aşağılara düşmek.
Bilindiği gibi, az sermayenin kârı da az olur, zararı da... Herhangi bir hayvan türünü bir an için akıllı farz etsek ve imtihana tabi tutulduğunu düşünsek, bu imtihanı kazananların saadetleri de kaybedenlerin azapları da sınırlı olacaktır...
İnsanın her bir duygusu onun için hem bir İlâhî lütuf, hem de onu yükseltecek yahut alçaltacak bir imtihan sualidir.
En büyük sermayemiz akıl... Onu doğru kullananlar hidayet yolunu seçmekle Allah’ın razı olduğu ve sevdiği üstün kullar zümresine dâhil olmuşlardır. Yanlış kullananlar ise batıl akidelere, yanlış felsefî cereyanlara, ahlâksızlığın her çeşidine sapmakla o yüksek insanlık mahiyetini hayvanlıktan çok aşağılara düşürmüşlerdir.
Hafıza ayrı bir nimet. Onu yanlış yahut faydasız şeylerle doldurmak insanı alçalttığı gibi, faydalı bilgilerle, ibretli hatıralarla doldurmak da insanı yükseklere çıkarır.
Sevgi başka bir sermayemiz. Bunun yanlış kullanılmasından nice hatalar, günahlar, isyanlar doğduğu gibi, yerinde kullanılmasıyla da nice Hak dostları yetişmiş, insanlık âlemine hüsn-ü misal olmuşlardır.
Korku, merak, endişe, tevazu, kibir gibi daha nice hisler, duygular ve latîfeler de insan mahiyetinin sermayeleridir.
İnsanın istidadının câmi’ olması, kalbinden aklına, hafızasından vicdanına, merakından korkusuna kadar bütün latifelerini, duygularını, his dünyasını ifade eder.
İnsanın bu zengin istidadının onun yükseltmesinde yahut alçaltmasında en ehemmiyetli rolü “irade sıfatı” üstlenmiştir. Meleklerde de irade vardır, ancak onların iradeleri sadece hayrı kabul etme ve tatbik etmede iş görür. Meselâ, Cebrail aleyhisselâm meleklere vazifelerini iradesiyle tebliğ eder, onlar da yine iradeleriyle bunu kabul eder ve tatbik ederler. Aksini yapmaları mümkün değildir.
İşte insan, kendisine ihsan edilen bu çift yönlü irade sıfatıyla, yine kendisine ihsan edilen bütün maddî ve manevî sermayesini doğru kullanmayı tercih ettiği takdirde âlâ-yı illiyyine çıkar, aksi halde esfel-i safiline düşer.
İnsanın istidadı yüksek ve câmi’ olduğu için, bunun sayılamayacak kadar çok kullanılma sahaları vardır. Onun içindir ki insanlar arasındaki mertebe farkları diğer canlılarla mukayese edilemeyecek kadar büyüktür. Bunu Üstad Hazretleri; “zerreden şemse kadar” şeklinde ifade ediyor. Bilindiği gibi zerre atom demektir, Milyonlarca atom bir araya gelse bir çakıl taşı kadar olamazlarken, zerre kadar insanlar yanında güneş kadar büyük insanların da olması, insan nev’indeki bu mertebe farklılığının çok güzel bir ifadesidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü