"İşte şu cüz’iyat ve kesretin menbaları, madenleri, elbette külli kanunlar ve külli tecelliyât-ı esmaiyedir ki, o külli kanunlar, o külli tecelliler ve o muhit esmaların mazharları da bir derece basit ve safi..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte şu cüz’iyat ve kesretin menbaları, madenleri, elbette külli kanunlar ve külli tecelliyât-ı esmaiyedir ki, o külli kanunlar, o külli tecelliler ve o muhit esmaların mazharları da bir derece basit ve safi ve her biri bir âlemin arşı ve sakfı(*) ve bir âlemin merkez-i tasarrufu hükmünde olan semavattır..." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas.)

Kâinatta hiç değişmeden ve zerre kadar şaşmadan devam eden düzenli, sistemli ve istikrarlı icraatlar ve fiiller var. İnsanlığın ortak aklı olan bilim ve keşifler de bu kanunlar üzerine şekillenmektedir.

Her fiil bir kanuna, her kanun ilahi bir isme, her isim de Zat-ı Akdes'in yedi sıfatına dayanır.

Mesela, ölmek bir fiildir, ölüm gerçeği ise bir kanundur. Bu kanun da Allah’ın Mümit ismine dayanmaktadır. Mümit ismi de Allah’ın yedi sıfatına dayanır. Allah öldürme fiilini ilim, irade, kudret gibi sıfatlarıyla yaratır. Bu noktadan, sıfatlar isimlerin menbalarıdır. Bu sıfatlar tecelli etmezse, ölüm kanunu ortadan kalkar.

Fen ve sanatların İlahi isimlere dayanmasın misallerinden birkaç taneyi zikrediyoruz:

"Her bir kemalin, her bir ilmin, her bir terakkiyatın, her bir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki, o hakikat bir ism-i İlahiye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyatı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla, o fen, o kemalat, o sanat kemalini bulur, hakikat olur. Yoksa, yarım yamalak bir surette, nakıs bir gölgedir."

"Mesela, hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehası, Cenâb-ı Hakkın ism-i Adl ve Mukaddir'ine yetişip, hendese aynasında o ismin hakîmâne cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir."

"Mesela, tıp bir fendir, hem bir sanattır. Onun da nihayeti ve hakikati, Hakîm-i Mutlakın Şâfî ismine dayanıp, eczahane-i kübrâsı olan rû-yi zeminde Rahîmâne cilvelerini edviyelerde görmekle, tıp kemalatını bulur, hakikat olur."

"Mesela, hakikat-i mevcudattan bahseden hikmetü'l-eşya, Cenâb-ı Hakk'ın (celle celâlühü) ism-i Hakîm'inin tecelliyat-ı kübrasını müdebbirane, mürebbiyane eşyada, menfaatlerinde ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet hikmet olabilir. Yoksa, ya hurafâta inkılap eder ve malayaniyat olur veya felsefe-i tabiiye misilli dalalete yol açar."

"İşte sana üç misal. Sair kemalat ve fünunu bu üç misale kıyas et." (bk. age., Yirminci Söz, İkinci Makam.)

(*) bk. "En küçük tabakat-ı mahlûkat olan zerrattan, ta semavata ve semavatın birinci tabakasından, ...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...