"İşte şu cüz’iyat ve kesretin menbaları, madenleri, elbette küllî kanunlar ve küllî tecelliyât-ı esmâiyedir ki, o küllî kanunlar, o küllî tecellîler ve o muhit esmâların mazharları da bir derece basit ve sâfi..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte şu cüz’iyat ve kesretin menbaları, madenleri, elbette küllî kanunlar ve küllî tecelliyât-ı esmâiyedir ki, o küllî kanunlar, o küllî tecellîler ve o muhit esmâların mazharları da bir derece basit ve sâfi ve her biri bir âlemin arşı ve sakfı(*) ve bir âlemin merkez-i tasarrufu hükmünde olan semâvâttır..."(1)

Kâinatta hiç değişmeden ve zerre kadar şaşmadan devam eden düzenli, sistemli ve istikrarlı icraatlar ve fiiller var. İnsanlığın ortak aklı olan bilim ve keşifler de bu kanunlar üzerine şekillenmektedir.

Her fiil bir kanuna, her kanun İlahi bir isme, her isim de Zât-ı Akdesin yedi sıfatına dayanır.

Mesela, ölmek bir fiildir, ölüm gerçeği ise bir kanundur. Bu kanun da Allah’ın Mümit ismine dayanmaktadır. Mümit ismi de Allah’ın yedi sıfatına dayanır. Allah öldürme fiilini ilim, irade, kudret gibi sıfatlarıyla yaratır. Bu noktadan, sıfatlar isimlerin menbalarıdır. Bu sıfatlar tecelli etmezse, ölüm kanunu ortadan kalkar.

Fen ve sanatların İlahi isimlere dayanmasın misallerinden birkaç taneyi zikrediyoruz:

"Her bir kemâlin, her bir ilmin, her bir terakkiyâtın, her bir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki, o hakikat bir ism-i İlâhîye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyâtı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla, o fen, o kemâlât, o san'at kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa, yarım yamalak bir surette, nâkıs bir gölgedir."

"Meselâ, hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehâsı, Cenâb-ı Hakkın ism-i Adl ve Mukaddir'ine yetişip, hendese aynasında o ismin hakîmâne cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir."

"Meselâ, tıp bir fendir, hem bir san'attır. Onun da nihayeti ve hakikati, Hakîm-i Mutlakın Şâfî ismine dayanıp, eczahane-i kübrâsı olan rû-yi zeminde Rahîmâne cilvelerini edviyelerde görmekle, tıp kemâlâtını bulur, hakikat olur."

"Meselâ, hakikat-i mevcudattan bahseden hikmetü'l-eşya, Cenâb-ı Hakk'ın (celle celâlühü) ism-i Hakîm'inin tecelliyât-ı kübrâsını müdebbirâne, mürebbiyâne eşyada, menfaatlerinde ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet hikmet olabilir. Yoksa, ya hurafâta inkılâb eder ve mâlâyâniyât olur veya felsefe-i tabiiye misilli dalâlete yol açar."

"İşte sana üç misal. Sair kemâlât ve fünunu bu üç misale kıyas et."(2)

Dipnotlar:

(*) bk. "En küçük tabakat-ı mahlûkat olan zerrattan, ta semavata ve semavatın birinci tabakasından, ...
(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas.
(2) bk. age., Yirminci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...