"Kadere iman, imanın erkânındandır. Yani, 'Her şey Cenab-ı Hakk'ın takdiriyledir.' Kadere delail-i katiye o kadar çoktur ki, had ve hesaba gelmez..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Kadere iman, imanın erkânındandır.” İmanın altı rüknü birbirinden ayrılmaz ve tecezzi kabul etmez bir küldür. Yani bir insan iman etmesi icap eden herhangi bir şeyi inkâr ederse, tamamını inkâr etmiş kabul edilir.

Amelde tecezzi ve inkısam caizdir. Bir Müslüman, namazını kılsa fakat orucunu tutmasa, bunlara iman etmesi kaydıyla, küfre girmez. Namazından hesaba çekilmez, tutmadığı orucun günahını çeker. Bu bir borcun alacaklıya ödeme keyfiyeti gibidir. Fakat iman birbirini ikmal ve birbirini ispat edip teyit eden, birbirini netice veren bir keyfiyette olduğundan, birine iman eden bütününe iman etmesi icap eder, birini inkâr eden bütününü inkâr etmiş sayılır. Bu mesele esma-i ilahiyenin kâinattaki tasarruf ve tecelliyatından kaynaklanan bir sırdan dolayıdır. Çünkü “bir şey her şeyle bağlıdır.”

Yani bir zeytini yoktan yaratana ibadet edilir ve mabud kabul edilir. Bu da ancak Allah-ı Zülcelal'dir. Kâinatta bir şeyi yapmak her şeyi yapmak gibi müşkilatlıdır. Allah’ın sonsuz kudretine göre her şeyi yapmak, bir şeyi yapmak kadar kolaydır.

Madem bir şeyin halıkı her şeyin halıkıdır; bir adam kâinatın yaratılışını Allah’a verip de sineğin yaratılışını tabiata isnat ederse; yukarıdaki kaideler mucibince kâinatı inkâr etmiş, hukukuna tecavüz etmiş ve büyük bir cinayet işlemiş olur. Çünkü bir şey her şeyle bağlıdır ve münasebettardır.

Bu hakikat iman esasları içinde aynen geçerlidir. Yani Kur'an'dan bir ayeti inkâr eden bütün Kur'anı inkâr etmiş olur. Tek bir peygambere iman etmeyen bütün peygamberleri inkâr etmiş olur. İmanın altı şartından birini inkâr eden veya hafife alan, bütün iman hakikatlerini reddetmiş sayılır. Zira bu iman esasları arasında ciddi bir münasebet, irtibat, alaka ve bütünlük vardır.

Osmanlı mimarisinde kubbeler ve kemerler kilit taşları ile birbirine bağlıdırlar. Bu taşlardan herhangi birini çekip alsanız kubbe yıkılır. Çünkü taşların her biri birbiriyle bağlıdır, birbirine kuvvet verir ve muhafaza ederler.

İman esasları da aynen bu kubbedeki taşlar ve kemerdeki mimari gibidir. Bir iman esası bütününü icap ettirip iman kubbesini ayakta tutar. Birinin inkâr edilmesiyle o iman kubbesi yıkılır.

Fakat iman esaslarını kabulden sonra mütalaa, muhakeme ve marifetin ziyadeleşmesi için, önce imanıbillah, daha sonra meleklere iman, sonra kitaplara iman, sonra peygamberlere iman, sonra ahiret gününe ve daha sonra da kadere iman gibi esaslar, bu hikmete mebni sıralanır.

Yani Allah’ı bilmeyen ve tanımayan bir insana kaderden bahsetmek manasız kalır. İşte bu hikmete binaen Üstad Hazretleri Kader Risalesini Yirmi Altıncı Söz olarak telif eylemiş. Buraya kadar diğer iman esaslarını iki kere iki dört eder derecesinde izah ve ispat ettikten sonra kader mevzuna geçmiştir.

Her şey Cenab-ı Hakk'ın takdiri iledir. Yani Cenab-ı Hak her şeyi yani olmuş, oluyor ve olacak ne varsa biliyor, yazıyor ve yaratıyor. Kader aynı zamanda bilmenin, irade etmenin ve yaratmanın esasını oluşturuyor. Yani bir plan var, bir proje gerçekleşiyor ve bir program uygulanıyor. İşte bu programın ve planın varlığı ve tahakkuku had ve hesaba gelmez kati delil ve burhanlarla sabittir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...