"Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli." Kızların üniversite okumasına nasıl bakmalıyız?

Soru Detayı

- Kadınlar için en doğru olan evlerinde olmaları mıdır?
- Ben fakültede İslâmi İlimler almak için üniversiteye gitmeyi düşünüyorum, fakat İslâm alimlerinin bilhassa da Bediüzzaman‘ın tespitleri beni düşündürüyor. Şimdiki zamanda dışarıda bulunduğumuz sürece maalesef yüzlerce günaha muhatap oluyoruz. Üniversite ortamı, kampüs, dolmuşlar, sokaklar..
- Bir de şu var; yüzümüz maskeyle kapalı olduğu halde, çok da geniş bir ferace giyiyor olduğumuz halde erkeklerin bakışlarından kurtulamıyoruz, semlendiren pis nazarlar bizi rahatsız ediyor.
- Ama evde kaldığımız zaman da boşa giden zamanlar ve rehavet çok oluyor ne yazık ki.. En doğrusu nedir?
- Bir kadın ne yaparsa ümmete daha faydalı olmuş olur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu manadaki sualler, hanım kardeşlerimizden değişik vesilelerle çokça sorulmaktadır. Bu suallere veya ihtiyaçlara cevaplar verilirken, hem şeriatın hakikatini incitmemek lazımdır hem de muhataba faydalı olabileceği yine şeriatın el verdiği ölçüde cevaplar vermek ve bir cihette insanları ikna etmek icap ediyor.

Her zamanın bir hükmü vardır. İlcaat-ı zamanı bilmeyen, şeriatın kıyamete kadar hiç kimseye dar gelmeyecek çerçevesini ve hak içtihatları nazara almadan bu konulara yaklaşmak, bazen kabulde zorlanmalara ve İslamiyet hususunda gevşemelere ve tenkitlere de kapı açmaktadır. Dolayısıyla bu meseleye üç açıdan bakmak makul görünmektedir:

Birincisi: Hak olan şeriatın muvazenesi cihetinden bakmak. Burada Allah'ın (c.c) çizmiş olduğu hudutlar, hakikat ve farz olup muhalefeti ve değiştirilmesi asla mümkün değildir. Ancak "Zaman iyi bir müfessirdir, kaydını izhar etse itiraz olunmaz." kaidesince; sualde bahsedilen mevzuyu soranların seviyeleri, kültürleri, ihtiyaçları ve zaruri halleri nazar-ı itibara alınarak içtihadlar neticesinde kurumsal hale gelmiş mezhepler açısından bakmak, umumun istifadesine bir derece daha yaklaşmak anlamına gelir. Ayrıca hakikatten nasibini alan bazı münferit içtihatlar da bu meselede insanları rahatlatacak ihtiyaçlarını giderecek ve bazı zaruri hallerden onları kurtaracak tavsiyeler ve hükümler ihtiva edebilir.

Yukarıda saydığımız şeriatın muvazenesinden ve kademe kademe tensibinden haberdar olmayanlar; bu gibi konulara yaklaşımlarında ya hakikati incitirler veya muhataplara faydalı olamazlar. Muazzez Üstadımız; kendi sahası olmadığı halde "umumu'l belva" haline gelmiş ve asrın ilcaatı ve ihtiyacı olarak kabullenilmiş bazı meselelere yaklaşım tarzı, şeriatın da ölçüsünü muhafaza etmek kaydı ile insanları sıkboğaz etmeden bir derece kurtulmalarına kapı açmıştır. Bu hususta Üstadımız; ahir zamanın ilcaatı icabı, gafletten ve meşguliyetten dolayı bir cihette fetret dönemi gibi olacağından; her inananı aynı kefeye koymak aynı mizan ile muvazene etmenin doğru olmayacağını hem fikir hem de amel açısından ortaya koymuştur.

İkincisi: Risale-i Nur'un mesleği açısından meseleye bakmaktır. Bu da üç kategoridir.

1. Üstadımızın dellal-ı Kur'an olma noktasında hakikat mesleği nokta-i nazarından bakmaktır. Bu bakışla bu suale müspet Cevap vermek mümkün değildir. Çünkü dellal-ı Kur'an olma noktasında Üstadımızın hakikat mesleği tavizsizdir. Burada hanım kardeşlerimize hakikat tavsiyesi şudur: "Kadınlar yuvalarından çıkmış, beşeri de yoldan çıkarmış tekrar yuvalarına dönmeli. Kadının yeri evi, eğlencesi evladıdır."

2. Muazzez Üstadımızın ubudiyet açısından şahsiyetine varis olmak. O manada davaya hizmet etmek alanı ise kardeşlik alanıdır. Bu alan dellal-ı Kur'an olma noktasında talebelik davasından daha hafif biraz daha seyreltilmiş bir hizmet tarzıdır. Talebelikten istenilen vazife, hizmet ve keyfiyet burada ve bu alanda beklenilmez. İhtiyaç olarak gündeme getirilen bazı meseleler ve ilcaat olarak aşamadığımız konular burada bazı içtihadi düşüncelerle ve yaklaşımlarla çözülebilir.

3. Muazzez Üstadımızın dairesi içerisinde olup en geniş alanı işgal eden dostlar grubudur. Muhatabın dava ruhu, yetişme tarzı ve keyfiyeti hangi kategoriye uygunsa yine şeriatın ölçüleri içerisinde o kardeşlerimize faydalı olmak icap eder. Bu dostlar grubu Üstadımızın tabiri ile namaz dahi kılmasalar bu gruba dahil olurlar. Eğer namazlarını ifa ederler ise duaya da dahil olurlar, buyurulmaktadır. İşte camiamızın üstadımız tarafından üç ana kategoriye ayrılmasının altındaki sır; camianın fertlerinin hepsinin aynı özellikte ve keyfiyette olamayacağından, umumun istifade etmesi ve umumunun camianın içerisinde kalabilmesi için bu tasnifat yapılmıştır.

Üçüncüsü: Örfe göre, geleneğe göre bu meseleye yaklaşmak icap eder. Dikkat edersek hem şeriatın, hem davamızın her ikisinin de toplumun tamamını kucaklamak her kesimin, her cinsin, her ırkın ve her coğrafyanın terbiyesi ile yetişmiş insanlara bir kurtuluş yolu bir kullanım alanı açmaya gayret edilmiştir. Kur'an, sünnet, icma ve kıyas gibi edille-i erbanın kabulunün altında yatan sır ve gerçek; insanlığın tüm ihtiyacatına bir cihette cevap verme amacına yöneliktir. Herkes tarafından takdir edilir ki; dava adamlarının tabi olduğu şeriatın inceliği ve hassasiyeti ile onlardan sonra gelenlerin inceliği ve hassasiyeti fark eder. Daha sonrakiler daha farklı bir yaklaşım ve hassasiyet gösterir. Peygamberlere (as) en yakınlarının keyfiyetleri ile en arkadan gelenlerin keyfiyetleri arasında dağlar kadar fark vardır. Hatta merkezdeki keyfiyet; zamanın geçmesiyle asırlar sonra kemiyete dahi dönebilir.

Bu kadar bilgi ve malumat arz edildikten sonra; acizane tavsiyemiz muhatapların ruh derinliğini ve dini salabetini nazara alarak tavsiyelerde bulunmaktır. Bu sebeple bu asrın insanına bu gibi konularda yaklaşım usulü örf ağırlıklı olmakla beraber, şeriatın da helal ve haram hudutlarına zarar vermeden bir yol haritası çizmek ve bazı tavsiyelerde bulunmaktır. Kıyamete kadar içtihad kapısının açık bırakılmasındaki amaç bu ihtiyacata cevaplar hazırlamaktır. Hele mesele zaruret haline girerse; burada insanı yaşatmak ve hayatını idame ettirmek birinci derecede esas olmalıdır.

Bizler Nur talebelerini dost, kardeş ve talebe olarak üç kategoride değerlendiren bir Üstad'ın talebeleri olarak bu ihtiyacı teferruatı ile görüp muhatapları dinden soğutmamak ve muhalif cereyanlara kaptırmamak için, elimizden geldiği kadar şeriatın da muvazenesini koruyarak değişik şekilde hizmet alanları ve mekanları ihdas etmek mecburiyetindeyiz. Bu sebeple muhatapları şöylre kategorize edebiliriz. Mesela;

1. "Yeri evi, eğlencesi evladı" hakikati ile meseleye yaklaşma keyfiyetinde olanlar için, sadece ev hanımlığı ve evlat terbiyesi üzerine teksif edilmiş (odaklanılmış), aynı zamanda Dinimizin ve Nurun terbiyesi verilmek üzere kurumlarımız ve mekanlarımız olmalıdır.

2. "Dini bir mesleğim olsun, bu hususta davama yardımcı olayım." deme ihtiyacında olanlar için; kur'an kurslarımız, hafızlık kurumlarımız ve dışarıdan takiple imam hatip ve ilahiyat okuyan yavrularımıza ayrı bir hizmet alanımız oluşturulmalıdır.

3. "Dünyevi meslek sahibi olmayı ve imkan ve makam sahibi olmayı arzu edenler için" de hizmet alanlarımız ve mekanlarımız teşekkül ettirilmelidir.

4. Hanımlarla alakalı umumi manada hangi konumda, meşrepte, meslekte ve makamda olursa olsun; ayrım yapmadan halka açık hizmet alanlarımız ve mekanlarımız da hazır bulundurulmalıdır. Burada eğitimden ziyade elimizden geldiği kadar bu alandaki kardeşlerimize faydalı olmak, dinimizin ve Nurun hakikatlerini "ala kaderil imkan" vermek hususunda, ayrı bir hizmet planlamamız ve organizelerimiz de mevcut olmalıdır.

Bu fiili yapılanmadan da anlaşılıyorki; bütün muhatapları aynı kategoriye ve sınıfa tabi tutmak fıtrata ve kültürlere muvafık değildir.

Bu sebeple ihtiyaçların giderilmesi asıl olmalı. Ancak müracaat edenlerin keyfiyet ve anlayışlarına göre de kategorize ederek sistemli bir şekilde çalışır isek; inşallah hatası az sevabı çok olan hayırlı hizmetler ifa etmiş oluruz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

aczvari

Allah razı olsun, cevabınız kalbimi tatmin etti gerçekten. fıtrat da böyle söylüyor.. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...