"Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli." Kızların üniversite okumasına nasıl bakmalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu manadaki sualler, hanım kardeşlerimizden değişik vesilelerle çokça sorulmaktadır. Bu suallere veya ihtiyaçlara cevaplar verilirken, hem şeriatın hakikatini incitmemek lazımdır hem de muhataba faydalı olabileceği, yine şeriatın el verdiği ölçüde cevaplar vermek ve bir cihette insanları ikna etmek icap ediyor.

Her zamanın bir hükmü vardır. İlcaat-ı zamanı bilmeyen, şeriatın kıyamete kadar hiç kimseye dar gelmeyecek çerçevesini ve hak içtihatları nazara almadan bu konulara yaklaşmak, bazen kabulde zorlanmalara ve İslamiyet hususunda gevşemelere ve tenkitlere de kapı açmaktadır. Dolayısıyla bu meseleye üç açıdan bakmak makul görünmektedir:

Birincisi: Hak olan şeriatın muvazenesi cihetinden bakmak. Burada Allah'ın (c.c) çizmiş olduğu hudutlar, hakikat ve farz olup muhalefeti ve değiştirilmesi asla mümkün değildir. Ancak "Zaman iyi bir müfessirdir, kaydını izhar etse itiraz olunmaz." kaidesince; sualde bahsedilen mevzuyu soranların seviyeleri, kültürleri, ihtiyaçları ve zaruri halleri nazar-ı itibara alınarak içtihadlar neticesinde kurumsal hale gelmiş mezhepler açısından bakmak, umumun istifadesine bir derece daha yaklaşmak anlamına gelir. Ayrıca hakikatten nasibini alan bazı münferit içtihatlar da bu meselede insanları rahatlatacak ihtiyaçlarını giderecek ve bazı zaruri hallerden onları kurtaracak tavsiyeler ve hükümler ihtiva edebilir.

Yukarıda saydığımız şeriatın muvazenesinden ve kademe kademe tensibinden haberdar olmayanlar; bu gibi konulara yaklaşımlarında ya hakikati incitirler veya muhataplara faydalı olamazlar. Muazzez Üstadımız; kendi sahası olmadığı halde "umumu'l-belva" haline gelmiş ve asrın ilcaatı ve ihtiyacı olarak kabullenilmiş bazı meselelere yaklaşım tarzı, şeriatın da ölçüsünü muhafaza etmek kaydı ile insanları sıkboğaz etmeden bir derece kurtulmalarına kapı açmıştır. Bu hususta Üstadımız; ahir zamanın ilcaatı icabı, gafletten ve meşguliyetten dolayı bir cihette fetret dönemi gibi olacağından; her inananı aynı kefeye koymak aynı mizan ile muvazene etmenin doğru olmayacağını hem fikir hem de amel açısından ortaya koymuştur.

İkincisi: Risale-i Nur'un mesleği açısından meseleye bakmaktır. Bu da üç kategoridir.

1. Üstadımızın Dellal-ı Kur'an olma noktasında hakikat mesleği nokta-i nazarından bakmaktır. Bu bakışla bu suale müspet cevap vermek mümkün değildir. Çünkü Dellal-ı Kur'an olma noktasında Üstadımızın hakikat mesleği tavizsizdir. Burada hanım kardeşlerimize hakikat tavsiyesi şudur:

"Kadınlar yuvalarından çıkmış, beşeri de yoldan çıkarmış tekrar yuvalarına dönmeli. Kadının yeri evi, eğlencesi evladıdır."

2. Muazzez Üstadımızın ubudiyet açısından şahsiyetine varis olmak. O manada davaya hizmet etmek alanı ise kardeşlik alanıdır. Bu alan Dellal-ı Kur'an olma noktasında talebelik davasından daha hafif biraz daha seyreltilmiş bir hizmet tarzıdır. Talebelikten istenilen vazife, hizmet ve keyfiyet burada ve bu alanda beklenilmez. İhtiyaç olarak gündeme getirilen bazı meseleler ve ilcaat olarak aşamadığımız konular burada bazı içtihadi düşüncelerle ve yaklaşımlarla çözülebilir.

3. Muazzez Üstadımızın dairesi içerisinde olup en geniş alanı işgal eden dostlar grubudur. Muhatabın dava ruhu, yetişme tarzı ve keyfiyeti hangi kategoriye uygunsa yine şeriatın ölçüleri içerisinde o kardeşlerimize faydalı olmak icap eder. Bu dostlar grubu Üstadımızın tabiri ile namaz dahi kılmasalar bu gruba dahil olurlar. Eğer namazlarını ifa ederler ise duaya da dahil olurlar, buyurulmaktadır. İşte camiamızın üstadımız tarafından üç ana kategoriye ayrılmasının altındaki sır; camianın fertlerinin hepsinin aynı özellikte ve keyfiyette olamayacağından, umumun istifade etmesi ve umumunun camianın içerisinde kalabilmesi için bu tasnifat yapılmıştır.

Üçüncüsü: Örfe göre, geleneğe göre bu meseleye yaklaşmak icap eder. Dikkat edersek hem şeriatın, hem davamızın her ikisinin de toplumun tamamını kucaklamak her kesimin, her cinsin, her ırkın ve her coğrafyanın terbiyesi ile yetişmiş insanlara bir kurtuluş yolu bir kullanım alanı açmaya gayret edilmiştir. Kur'an, sünnet, icma ve kıyas gibi edille-i erbaanın kabulunün altında yatan sır ve gerçek; insanlığın tüm ihtiyacatına bir cihette cevap verme amacına yöneliktir. Herkes tarafından takdir edilir ki; dava adamlarının tabi olduğu şeriatın inceliği ve hassasiyeti ile onlardan sonra gelenlerin inceliği ve hassasiyeti fark eder. Daha sonrakiler daha farklı bir yaklaşım ve hassasiyet gösterir. Peygamberlere (as) en yakınlarının keyfiyetleri ile en arkadan gelenlerin keyfiyetleri arasında dağlar kadar fark vardır. Hatta merkezdeki keyfiyet; zamanın geçmesiyle asırlar sonra kemiyete dahi dönebilir.

Bu kadar bilgi ve malumat arz edildikten sonra; acizane tavsiyemiz muhatapların ruh derinliğini ve dini salabetini nazara alarak tavsiyelerde bulunmaktır. Bu sebeple bu asrın insanına bu gibi konularda yaklaşım usulü örf ağırlıklı olmakla beraber, şeriatın da helal ve haram hudutlarına zarar vermeden bir yol haritası çizmek ve bazı tavsiyelerde bulunmaktır. Kıyamete kadar içtihad kapısının açık bırakılmasındaki amaç, bu ihtiyacata cevaplar hazırlamaktır. Hele mesele zaruret haline girerse; burada insanı yaşatmak ve hayatını idame ettirmek birinci derecede esas olmalıdır.

Bizler Nur talebelerini dost, kardeş ve talebe olarak üç kategoride değerlendiren bir Üstad'ın talebeleri olarak, bu ihtiyacı teferruatı ile görüp muhatapları dinden soğutmamak ve muhalif cereyanlara kaptırmamak için, elimizden geldiği kadar şeriatın da muvazenesini koruyarak değişik şekilde hizmet alanları ve mekanları ihdas etmek mecburiyetindeyiz. Bu sebeple muhatapları şöyle kategorize edebiliriz. Mesela;

1. "Yeri evi, eğlencesi evladı" hakikati ile meseleye yaklaşma keyfiyetinde olanlar için, sadece ev hanımlığı ve evlat terbiyesi üzerine teksif edilmiş (odaklanılmış), aynı zamanda Dinimizin ve Nur'un terbiyesi verilmek üzere kurumlarımız ve mekanlarımız olmalıdır.

2. "Dini bir mesleğim olsun, bu hususta davama yardımcı olayım." deme ihtiyacında olanlar için; Kur'an kurslarımız, hafızlık kurumlarımız ve dışarıdan takiple imam hatip ve ilahiyat okuyan yavrularımıza ayrı bir hizmet alanımız oluşturulmalıdır.

3. "Dünyevi meslek sahibi olmayı ve imkan ve makam sahibi olmayı arzu edenler için" de hizmet alanlarımız ve mekanlarımız teşekkül ettirilmelidir.

4. Hanımlarla alakalı umumi manada hangi konumda, meşrepte, meslekte ve makamda olursa olsun; ayrım yapmadan, halka açık hizmet alanlarımız ve mekanlarımız da hazır bulundurulmalıdır. Burada eğitimden ziyade elimizden geldiği kadar bu alandaki kardeşlerimize faydalı olmak, Dinimizin ve Nur'un hakikatlerini "ala kaderil imkan" vermek hususunda, ayrı bir hizmet planlamamız ve organizelerimiz de mevcut olmalıdır.

Bu fiili yapılanmadan da anlaşılıyorki; bütün muhatapları aynı kategoriye ve sınıfa tabi tutmak fıtrata ve kültürlere muvafık değildir.

Bu sebeple ihtiyaçların giderilmesi asıl olmalı. Ancak müracaat edenlerin keyfiyet ve anlayışlarına göre de kategorize ederek sistemli bir şekilde çalışır isek; inşallah hatası az sevabı çok olan hayırlı hizmetler ifa etmiş oluruz.

Soru: Bir de şu var; yüzümüz maskeyle kapalı olduğu halde, çok da geniş bir ferace giyiyor olduğumuz halde erkeklerin bakışlarından kurtulamıyoruz, semlendiren pis nazarlar bizi rahatsız ediyor.

Cevap: Elimizden geldiği kadar, yanımızda baba, kardeş, yeğen v.s bir erkeğin bulunmasına dikkat etmek lazım. Yoksa da biz elimizden geldiği kadar edeb dairesinde işimize bakalım, diğeri o şahısların imtihanı...

Soru: Ama evde kaldığımız zaman da boşa giden zamanlar ve rehavet çok oluyor ne yazık ki... En doğrusu nedir?

Cevap: Bu noktada yukarıda da ifade edildiği gibi, hanım kızlarımızın eğitimini üstlenen medrese, kurs v.s mekanlarda eğitim ve ibadete dair vakit geçirmeye çalışmak bu sıkıntılara ilaç olur.

Soru: Bir kadın ne yaparsa ümmete daha faydalı olmuş olur?

Cevap: Bir Müslüman hanım kardeşimizin; istikbalin Mevlanalarını, Fatihlerini ve mücahitlerini yetiştirmeye çalışması en büyük bir iş olur. Çünkü bir çocuk en evvel anneyi model alır, her şeyini ona bakarak alemine yerleştirir. Annenin ibadet ve ahlak noktasında sıkıntısı varsa, çocuk da o dini lakaytlığın dersini almış ve yanlış bir hayata adım atmış olur. Üstadımızın bu cümleden;

"Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum."(1)

ifade ettiği hakikati uygulamak. Düşünün ki siz bir Bediüzzaman, bir Mevlana, bir Fatih yetiştirmişsiniz, daha Allah'tan ne nimet isteyebilirsiniz.

Ayrıca ilim öğrenmek için dini cemaatlere gitmek, ders almak, Kur'an kurslarından Kur'an eğitimi almak, şahsi olarak faydalı kitaplar okumak ve bunları hanımlara aktarmaya çalışmak güzel olur.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Toplumun şekillenmesinde kadının rolü (Video)

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Dördüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

aczvari

Allah razı olsun, cevabınız kalbimi tatmin etti gerçekten. fıtrat da böyle söylüyor.. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Bir meclis-i ihvanda güzel karı girdikçe, riyâ ile rekabet, haset ile hodgâmlıkdepretir damarları..." Burada Üstad, kadınların içtimaî hayatta erkeklerle çalışmalarını, okumalarını red mi ediyor?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Eğitim ve içtimaî faaliyetler, insanın temel hakları arasındadır. Bu yüzden ne İslam dini, ne de Üstad, kadınların eğitim ve içtimaî faaliyetlerine karşı değildir. Lakin bu eğitim ve faaliyetler ifa edilirken, İslam’ın umde ve esaslarına uygun olması iktiza eder. Erkek ile kadının aynı ortamda tesettüre riayet etmeden bulunmaları İslam’a ve fıtrata zıttır. Üstad'ın tenkit ettiği nokta burasıdır. Yoksa tesettüre riayet etmek, İslam’ın emirlerine uygun hareket etmek şartıyla okumak ve içtimaî faaliyetlerde bulunmak caizdir ve fıtrata uygun olan da budur.

Maalesef günümüzdeki sözde kadın hakları adı altında, nefsinin kölesi, namus, edeb, nezaket, terbiye, hicab, iffet ve hayâ duygularından mahrum olan, şeref ve haysiyetten bîhaber nefisperest ve sefih medeniyetle sarhoş bir kısım kimseler, cahiliye devrinde olduğu gibi, kadınları bir eşya ve reklâm vasıtası olarak görmektedir. İslamın nazarında bir hanım, devletleri idare edecek olan kahramanları yetiştirecek anne adayı, çocukların en müessir mürebbisi ve ruhundaki hassas yapı itibariyle erkeklerden daha şefkatli mümtaz bir varlıktır. Kadının fıtrî zaafiyeti ve nezaketi, çalışmaya ve içtimaî hayatın ağır şartlarına münasip değildir. Batı medeniyeti bu hakikati göz ardı ederek, kadınları içtimaî hayata ve açık-saçıklığa teşvik ediyor. Üstad'ın şiddetle tenkit ettiği nokta burasıdır.

Günümüzde kadınların, araba lastiğinden tutun, bilmem ne mamulünün tanıtımına kadar, her şeyde reklam vasıtası olarak kullanılması, ona bir kıymet vermek değil, tam aksine, onu aşağılamak ve itibarsızlaştırmaktır.

Hâlbuki kadının içtimaî hayatta âdi bir eşya olmaya değil, evinde ve yuvasında yavrusu ile meşgul olmaya müsait olarak yaratılmıştır. Ama kadının yuvasında ve yavrusu ile meşgul olması, ilim tahsil etmesine ve sosyal faaliyetlerde bulunmaya mâni değildir. Kadının en mühim vazifesi ve en tatlı meşguliyeti; yavrusu ile meşgul ve onu güzel terbiye edip vatana ve millete faydalı olarak yetiştirmesidir.

Şayet kadın çalışmaya mecbur ise, yani nafakasını temin edecek kimsesi yok ise, tesettüre ve İslam’ın edebine riayet etmek kaydı ile çalışabilir, bunun bir sakıncası yoktur. Ama sırf bunları bahane ederek, “bütün kadınlar çalışmalı ve içtimaî hayata atılmalıdır”, diye hüküm çıkartmak yanlış olur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli,.." Bu ifadeleri nasıl anlamalıyız? Kadın hastalıkları doktoru, kuaförlük gibi bayanların yapması gereken meslekler de var...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Yuvalarına dönmeleri" demek, kadınların iktisadî ve ticarî haklardan mahrum olmaları demek değildir. Bu tabirle kadının bir meta’ gibi her sektörde kullanılmasının doğru olmadığına veya ahlaksızlığın yayılmasında bir vasıta olmamaları gerektiğine işaret ediliyor. Yoksa kadının İslam’ın düsturlarına riayet etmek şartıyla okuma, para kazanma ve sosyal faaliyetlerde bulunma hürriyeti vardır. Tesettür ve halvete dikkat ediliyorsa, kadının nahif mizacına uygun bir iş ise, bu İslam dini açısından sakıncalı değildir.

Bu ifadeyi; “Kadınlar asla dışarıya çıkmamalı” şeklinde anlamak yanlış olur kanaatindeyiz. Tesettüre riayet eden bir hanım, ihtiyaç nisbetinde dışarı çıkıp evinin ihtiyaçlarını görür.  Bunu da yine yalnız değil, bir yakınıyla birlikte yapması daha münasip olur.

Müslüman kadının giyiminde esas mesele, tesettüre riayet etmesi; eli ve yüzü dışında bütün vücudunu örtmesidir. Giyilen bir elbisenin de tesettüre uygun olması, vücut hatlarını belli eden ince ve şeffaf olmaması gerekir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

Hz. Hatice annemizin ticaret yapması ve Hz. Aişe annemizin erkek sahabilerle savaşlara katılmasını nasıl anlamalıyız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

İslam'da, erkeğe tanınan temel hak ve hürriyetler, aynı derecede kadına da tanınmıştır. Buna göre yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme; kişi hürriyeti ve emniyeti; vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyeti; mülkiyet ve tasarruf hakkı; meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle adlî merciler önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmada bulunma, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve haysiyetin korunması, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir. 

Kadınların yuvalarına dönmeleri demek; kadınların iktisadî, ilmî ve ticarî haklardan mahrum olmaları demek, değildir. Bu tabirle kadının mebzul bir meta gibi her sektörde kullanılmasının doğru olmadığına veya ahlaksızlığın yayılmasında bir vasıta olmamaları gerektiğine işaret ediliyor.

Yoksa kadının İslam dinine uygun olmak şartıyla ilim tahsil etme, ticaret yapma ve çalışma hürriyeti vardır. Yani kadının ticaret yapması, ilim öğrenmesi İslamî bir çerçeve içinde caizdir. Hazret-i Hatice (ra) validemizin ticarî hayatına da bu nazarla bakmak gerekir.

Hâlihazırdaki kadınların nasıl bir durumda olduklarını ve bunların yuvalarına yani iffet ve edebe tekrar dönmeleri gerektiği izaha ihtiyaç duyulmayacak kadar açıktır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...