"Kâinatı abes ve gayesiz itikad eden felâsife-i abesiyyun gibi,.." Bu akımın hususiyetlerini misallerle açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Abesiyyun" kâinatın ve hâdiselerin başıboş, mânâsız ve gayesiz olduğuna inanan ve bir yaratıcıyı tanımayan felsefecilere verilen umumî bir isimdir.

Zamanımızda "ekzistansializm / varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan, bir varlık ve hayat felsefesidir ve iki kola ayrılmıştır.

Bunlardan ulûhiyeti inkâr edenler, hayatın, varlığın ve insanın var oluşunu abes ve gayesiz sayan ehl-i dalalet fırkalarından biridir.

Hristiyanlık dünyasında bunlara karşı çıkan ikinci kısım ise, Allah'a inanılmazsa her şeyin abes olacağını, bu sebeple Allah'a inanmanın zaruriliğini müdafaa etmektedirler.

"Kâinatı abes ve gayesiz itikat eden felâsife-i abesiyyun gibi kendilerini başıboş, hikmetsiz, gayesiz, vazifesiz, Haliksız mı zannediyorlar? Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kâinat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzeyyen ve gayelerle müsmirdir. Ve mevcudat, zerrelerden güneşlere kadar vazifelerle muvazzaftır. Ve evamir-i İlahiyyeye müsahharlardır."(Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule)

Bazı filozoflar âlemin hikmetsiz, abes olduğuna inanırlar. Bunlara göre her şey boş, her şey hiçtir. Karamsar ve kötümser bir bakışla âleme bakan bu kimselere pesimist denilir. Böyle biri her şeyi birbirine yabancı, birbirine düşman olarak te’vil eder.

Ferid Kam, pesimistlerin dünyasını şöyle anlatır:

“Pesimistler hayat bahçesine girmişler, onu süsleyen çiçeklerin ne kadar zehirlileri varsa, toplayıp bir demet yapmışlar, bunlara rağbet gösteren gözlere arz etmişler. İnsan, o öldürücü zehir saçan çiçeklerden meydana gelen bu demetin gönül alıcı renklerine aldanıp da içten gelerek bir kere kokladı mı, derhal bir sersemlik hisseder. Farkına varmayıp da biraz daha koklayacak olursa, kendinden geçer.”[1]

Bu zehirli çiçekten koklayanlar, nihilizm ekolünü meydana getirir. “Nihilizm sofistlerden Gorcias’tan başlayıp Schopenhauer, Nietzsche, Sartre şeklinde devam eden bir ekol. Bu ekol inkârcıdır, her şeye “hayır” der. Buhranlı bir kimsenin ruh halini ifade eder. Ahlâkî değerler inkâr edilir. Hepsinde yıkıcılık, kırıcılık, tahripçilik vardır.

Nihilizm, insanı inkâra götürür. Bu da yıkım ve çöküntüye sebebiyet verir. “Nemelazımcılık, bunun bir yansımasıdır.”[2]

Nihilist felsefenin en meşhur simalarından olan Alman Schopenhauer (ö. 1860) şöyle der:

“Hayat kayalıklar ve anaforlarla dolu bir deniz. İnsan ancak akıl ve düşünce sayesinde kendi ustalığı ve gayretleriyle kurtulmaya muvaffak olacağını bilse dahi, zaman ilerledikçe önünde koşan o büyük küllî ve defedilmez boğulmayı (ölümü) yine de geciktiremez. Bu zahmetli deniz yolculuğunun en yüce gayesi, işte budur.”[3]

Schopenhauer’in bu ifadeleri, kâfirin dünyasını anlatan şu âyeti hatırlatmaktadır:

“Onların amelleri, okyanustaki karanlıklar gibidir. O okyanusu bir dalga bürüyor, üstten bir dalga daha... O okyanusun üstünde bir de bulut var. Birbiri üstüne yığılmış bir takım karanlıklar... Kişi, elini çıkardığında, neredeyse onu bile göremeyecek...”[4]

Schopenhauer, iç âlemindeki karanlıkları, ifadelerine yansıtmaya devam eder:

“Âlem, mümkün olan âlemlerin en iyisi olmak şöyle dursun, hepsinin en fenasıdır... Tabiat, sonsuz birbirini yiyenlerden mürekkep bir yerden başka bir şey değildir."

"Tarih, sonu gelmez bir sürü cinayet, yağma, entrika, yalandan ibaret."

"Varlıklar, zekâ yönüyle yükseldiği ölçüde bahtsızdır. İdealler tasarlayabilen insan, buna muktedir olmayan hayvandan sonsuz derece daha çok ızdırap çeker."

"Var olmak ızdırap çekmekle aynı manaya geldiğinden, müsbet saadet ebedi bir vehimdir.”[5]

Schopenhauer’a göre,

"İnsanın istekleri sonsuza uzanır. İnsan, bu isteklerden birini elde etse, diğerine ulaşamaz. Bu istekler tatmin edilmeyince ızdıraba dönüşür. Bu ızdırabın, ne sonu, ne de sınırı vardır. Hayat, sefalet ile can sıkıntısı arasında bir rakkas gibi, gidip gelir. İsteklerin yerine getirilmemiş olması sefaleti doğurur. Yerine getirilir gibi olması da bunalıma düşürür. Açlık, sefalet halkın; can sıkıntısı da burjuvanın çektiği azaptır...”[6]

Onun bu görüşleri, mizaç açısından görülmüş bir dünyayı sunar bize. [7] Zira Schopenhauer, problemli bir çevrede yetişmiştir. Dedesi iflas edince, ninesi intihar eder. Amcalarından biri delidir. Babası da intiharla hayatını noktalar. Kendisi edebiyata meraklı iken, ailesinin baskısıyla ticaretle uğraşır, fakat mutlu değildir. Babasının intiharından sonra annesinden sevgi ve şefkat yerine, düşmanlık ve nefret görür. Bu yüzden kadınlardan nefret eder, evlenmez. [8]

İzzetbegoviç, nihilist felsefeyi şöyle değerlendirir:

“Nihilizm ve 'absurd' felsefesi, dünyanın en zengin ve en medenî kısmının mamulleridir. Bu felsefe, perspektifsiz dünya, ruhen parçalanmış fert, sağır-dilsiz sükût dünyası vs. den bahseder... İmajına ters bir tarzda büyüyen ve gelişen bir dünyaya karşı, insanın mukavemet ve itirazının bir ifadesidir. O, tek boyutlu medeniyet dünyasına karşı insanın isyanıdır.” [9]

Hippiler, bu tür bir hayat felsefesinin pratik ifadesi, tatbikatı durumundadırlar.[10]

Dipnotlar:

[1] Kam, Ferid, Dini- Felsefi Sohbetler, s. 65.

[2] Bolay, Süleyman Hayri, Felsefî Doktrinler Sözlüğü, s. 188-189.

[3] Keklik, Nihat, Felsefede Metafor, s. 207.

[4] Nur, 40.

[5] Weber, Alfred, Felsefe Tarihi, s. 382.

[6] Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, s. 455-456.

[7] age. s. 451.

[8] Keklik, s. 207-209.

[9] İzzetbegoviç, Ali, Doğu ve Batı Arasında İslam, s. 135.

[10] İzzetbegoviç, s. 135.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...