"Kelam-ı tevhidinin on bir kelimesinin her birinde birer müjde var. Ve o müjdede birer şifa ve o şifada birer lezzet-i maneviye bulunur." İzah eder misiniz?

Soru Detayı
Buradaki müjde, şifa ve lezzet-i maneviye ne demektir?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şu kelâm-ı tevhidînin on bir kelimesinin her birinde birer müjde var. Ve o müjdede birer şifa ve o şifada birer lezzet-i maneviye bulunur." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam)

Her kelimenin izahında bu müjde ve şifa meselesi izah ediliyor. Burada kısaca şöyle diyebiliriz:

Lâ ilâhe illallâh: Bu birinci kelime Allah’tan başka hak mabud olmadığını haber vermekle, bütün varlık âleminin onun kanunlarına harfiyen uyduğunu ders verir. Bu hakikat insan için büyük bir müjde mahiyetindedir. Buna inanan bir insan da kendisinin sahipsiz, hamisiz olmadığını idrak ederek, her şeyiyle Allah’a itaat eden bu âleme, o da ibadetiyle iştirak eder. Bu ise onun manevi dertlerine bir devadır, bu devaya kavuşmak da kalbe manevi bir lezzet verir.

Vahdehu lâ şerîke leh: Allah’ın bir olup şerikten münezzeh olduğunun ders verilmesi, mümine hem bir müjde hem de şifadır. Zira Allah dilemedikçe kimsenin ona zarar veremeyeceğini bilen bir mümin şeriki ve naziri olmayan Rabbine tevekkül etmekle rahat ve huzur bulur.

Lehu'l-mülkü: Bütün mülkün yegâne sahibinin Allah olduğuna inanmak, mülk âlemini Allah namına sevmenin zevkini ve hiçbir mülkten korkmama emniyetini birlikte tattırır. Kendisini Allah’ın mülkü bilmek de kalp için ayrı bir saadet kaynağıdır.

Ve lehu'l-hamdü: Medih ve senaya vesile olan her şeyin ve her hadisenin ancak Allah’ın takdir etmesi ve yaratmasıyla varlık sahasında boy gösterdiklerine inanan bir mümin, her biri ayrı bir sanat mucizesi olan mahlukatı hayret ve tefekkürle seyreder. Kalbi tesbih, tahmid ve tekbir zikirleriyle kemale erer.

Yuhyi ve yümit: Hayatı ve ölümü Allah’tan bilmek ayrı bir saadet kaynağıdır. Cansız elementlerden canlı insan bedeni yaratan Allah, hayat sahibi olarak yarattığı ruhu o bedene sultan etmiş, böylece insan bütün kâinattaki varlıklarla bir bakıma bütünleşmiştir. Hayatı Allah’ın ihsanı bilmek büyük bir saadet kaynağı olduğu gibi, ölümü de Allah’tan bilmek ruh için ayrı bir huzur vesilesidir. Zira Allah, ana rahmindeki o dar menzilden bu geniş dünya âlemine getirmekle büyük bir ihsanda bulunduğu insanı, ölüm kanunuyla dünyadan daha güzel bir âleme götüreceğini vaad etmiştir. Peygamber Efendimiz (asm) de (asm.) mümin için “kabrin cennet bahçelerinden bir bahçe olduğunu” haber vermekle Mümit isminin tecellisinin büyük bir rahmet olduğunu ümmetine ders vermiş bulunuyor.

Ve hüve hayyün lâ yemut: Bütün bu ihsanları yapan Allah hayat sahibidir ve lâyemuttur, yani ölmekten münezzehtir. Böyle ezelî ve ebedî bir Malik'in mülkü olduğunu bilmek, mümin için büyük bir müjde, sarsılmaz bir emniyet kaynağı ve saadet anahtarıdır.

Biyedihi’l-hayr: Bütün hayrın Allah’ın elinde olduğunu bilmenin büyük bir müjde olduğu bedihî bir hakikattir.

Ve hüve alâ külli şeyin kadîr ve ileyhi’l-masir: Bu âlemde sonsuz ihsanlarıyla insana imdat eden Allah, bütün bu icraatlarını o sonsuz kudretiyle yaptığı gibi, her şeye kadir olduğunu, dünyayı yıkıp yerine ahireti kurmakla da gösterecek ve böylece insan, Rabbinin rahmet tecellilerine ebedî cennette de kavuşacak ve o saadet diyarında bütün nimetlerin ötesinde en büyük bir ihsan olarak Rü’yetullaha mazhar olacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...