"Kemiyet" ve "Keyfiyet" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kemiyet; “miktar, sayı, adet çokluğu” demektir. Keyfiyet ise, “kalite,” manasına gelir.

"Kemmiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok" (Mektubat)

Bir tek çiçekteki hayat şerefini, milyarlarca taşta bulamayız. Her taş taştır, ama zümrüt, inci, mercan, yakut ve elmas faklıdır, kıymetlidir ve her yerde bulunmazlar. Aynı şekilde, bir böcekteki hayat, bütün bitkiler âlemini fazlasıyla tartar. Gerçek bu iken bir mü’minin şerefi dünyalar dolusu müşrikle yahut ateistle nasıl kıyas edilebilir? Birinci misalimizde “hayat” keyfiyettir, ikinci misalimizde ise “iman.

Müslümanların Bedir Savaşında kendilerinin üç katı olan müşrikleri mağlup etmeleri, kemiyetin değil, keyfiyetin, iman ve itimadın, sabır ve azmin neticesi idi.

Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Eğer sizden sabreden yirmi kişi olursa iki yüz kişinin üstesinden gelir. Eğer sizden yüz kişi olursa o müşriklerden binini alt eder.”(Enfal Suresi, 8/65)

Yeryüzünde bir tek ümmeti olan yahut hiç ümmeti bulunmayan peygamberlerin yaşadığı dönemler de olmuş. O dönemlerde de yine bu Kâinat’ın Malik’i, o bir yahut iki sevgili kulundaki keyfiyetin hürmetine, nice kemiyetlere hayat hakkı tanımış, dünyayı başlarına yıkmamış. İlim de bir keyfiyettir; bir âlimi milyonlarca cahille mukayese edemeyiz. Söz keyfiyetindir, o tek âlimin dediği olur.

Her nur talebesi; “Vazifeni yap, vazife-i İlâhîye karışma” düsturunu rehber edinir ve bütün gücü ile kemiyetlere iman hizmetini ulaştırmaya çalışır.

Tebliğ hususunda kemiyet-keyfiyet münakaşasının çok uzaklarında durur. İman ve Kur’an hakikatleriyle tanışacak olan kalabalıklardan kaç kişinin, keyfiyet yönüyle, diğerlerinden daha ileri gideceğini bilemez.

“Karşımda müthiş bir yangın var” diyerek insanların imanını kurtarmaya koşan Üstad Hazretlerini düşünelim. O yananların hepsi kemiyettir. Ama yangın söndürülebilirse, o kemiyetten çok keyfiyetler çıkacaktır.

Yananların hepsi Allah’ın kullarıdır. Kimi sefahat ateşinde, kimi gaflet, kimi dalâlet ateşinde yanıp kavrulmakta, ebedî saadetlerini kaybetmektedirler. Onlara acımak ve o perişan ruhlara iman ve Kur’an hakikatlerini ulaştırmaya çalışmak en büyük bir vazifedir.

"Cenâb-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır. Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyetle değildir." (Lem’alar)

Bunu ne dünyevî ikbâl için, ne de uhrevî saadet için değil, sadece ve sadece Allah’ın rızası için yapmak esastır. Bu niyetle çok insanların yardımına koştuğumuz halde ancak birkaç tanesine söz geçirebilsek, işte o zaman, “Cenâb-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır. Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyetle değildir” sözünü hatırlar ve teselli buluruz; hizmetimize şevkle devam ederiz. Yoksa bu sözü, “bir iki kişi ile ilgilenip diğer yananları görmezlikten gelme” şeklinde anlamak, kanaatimizce, doğru değildir. Nur hizmetinin dört büyük esasından birisi olan şefkat, buna müsaade etmez.

İnsanları birbirinden ayıran ve üstün kılan iman, marifet, ubudiyet, hikmet, takva, tefekkür, ilim, sabır, şefkat ve teslimiyet gibi ulvi meziyetlerdir.

Abdülkadir Geylani, Şah-ı Nakşibendî, Beyazid-i Bistami, Rufai Hazretleri gibi maneviyat sultanları, İmam-ı Azam gibi müçtehitler, Bediüzzaman gibi mürşitler birer manevi yıldız idiler. Aynı güneşten ışık alan, aynı sudan beslenen meyve ve çiçeklerin renkleri, kokuları ve tatları ayrı ayrı olduğu gibi, Kur’an güneşinin manevi meyveleri olan mürşit ve mücedditlerin, âlim ve evliyaların da manevi dereceleri farklıdır. Güneş bir damla suda da tecelli eder, okyanusta da.

Bir başka açıdan:

Aynı ulvî davaya aynı safta yahut değişik cephelerde çalışan insanlar, bazen bir rekabet içine girebilir ve hizmet yarışını “benlik kavgasına” dökebilirler. Bu cümleyi, hizmet yarışında diğer arkadaşlarından daha fazla başarı gösteren ve çok daha ileri hedeflere ulaşan kişi söylemeli. Yani, “Ben bu kadar başarı elde ettim ama bunların hepsi Rabbimin ihsanı. Bu konuda benden daha az muvaffak olan insanlardan kendimi daha üstün tutamam.

Çünkü “Cenâb-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır. Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyetle değildir” demeli.

Nefsimizin tembelliğini keyfiyet sayamayız. Kimin keyfiyetçe daha ileri olduğu bir kalp meselesi, bir ihlâs meselesidir. Bunun tayinini insafsız nefsimize bırakamayız.

“İnsan herkesi kendisinden üstün bilmelidir!” düsturuna uyarak, kendimizi kemiyet bilmemiz kanaatimce en selâmetli yoldur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

hilaliyeli_hb
çok ehemmiyetli... çok ihtiyaçduyulan bi mevzu.Allah Razı Olsun...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...