"Kendimi hiçbir vecihle keramete layık görmediğim için onları bazen tesadüfe, bazen da başka esbaba isnad ediyordum." ile "Kaderin mahkumuyum" gibi ifadeleri nasıl tevfik edebiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
"Sergüzeşt-i hayatımda geçen ve çoğunu gizlediğim çok harika vakıalar vardı. Kendimi hiçbir vecihle keramete lâyık görmediğim için onları bazan tesadüfe, bazan da başka esbaba isnad ediyordum. Şimdi kanaatim geliyor ki, o harikalar, Gavs-ı Âzamın bir silsile-i kerametini teşkil ederler. Demek onun duasıyla, himmetiyle, ona kerameten ve bize ikram nev’inden, bir nev’i inayet-i İlâhiyeye mazhar olmuşuz."(1)
Üstad Hazretlerinin mesleği acz ve fakr olduğu için, nefsine kusur ve noksanlıktan başka bir şeyi vermiyor. Şayet mahiyetinde bir inayet ve ikrama mazhar olsa, onu da esasında Allah’a, zahirde ise başka bir sebebe veriyor. Kesinlikle kendi nefsine bir hisse ve paye vermiyor. Üstad Hazretlerini böyle harika bir zat yapan sır, bu mesleği ve bu bakış açısıdır.
Üstad'ın kullandığı "tesadüf" kelimesi tevafuk, yani rast getirilme manasındadır. Yoksa plansız ve kendiliğinden meydana gelen manada değildir. Tesadüf kelimesini felsefi manada kullanmak şirktir. Bu fikir, Risale-i Nurlarda kat’iyet ile çürütülmüştür. Bu Risale-i Nur'un muhkem bir meselesi iken, Üstad'ın tesadüf kelimesini bu manada kullanmış olabileceğini düşünmek çok basit ve akıl dışı olur. Demek Üstad'ın tesadüf ifadesinde başka manalar aramak gerekir.
Bir kelimenin manasını tahsis ve takdir eden şey, kelimenin kullanıldığı makam, siyak ve sibakıdır. Yani kelime konu bütünlüğü içinde mana kazanır. Kelimenin anlaşılmasında sadece lügat manasıkâfi değildir. Kelimenin mevzu içindeki yeri ve ifade tarzı mühimdir. Şayet mevzu tevhid, makam itikad ise, tesadüf kelimesi felsefi bir mana taşır ve kullanılması caiz olmaz. Lakin mevzu başka ise, örfî olarak tevafuk manasında kullanılmasının bir mahzuru yoktur.
Bunun Kur’an-ı Kerim'de de misalleri mevcuttur. Mesela, "Allah’ın eli" mefhumunu kudret noktasında kullanmak caiz iken, tenzih noktasında kullanmak şirktir.
Burada geçen tesadüf kelimesi, itina etmemek, çok ehemmiyet vermemek manasındadır. Başımızdan geçen sıradan hâdiseler vardır. Ama bazı insanların başından geçen hâdiseler çok mühimdir; büyük muvaffakiyetlerle neticelenir.
Mesela, Hz.Yusuf (as)'ın kardeşleri tarafından kuyuya atılması, yoldan geçen bir kervan tarafından bulunup köle olarak satılması, iftira neticesinde zindana atılması gibi hâdiseler, zamanla anlaşıldı ki, ezelî kaderle takdir edilmiş, azim sırlar ve neticeler takip edilmiştir. Nitekim Hz. Yusuf’un başından geçen hâdiseleri anlatan Yusuf Suresi; "ahsen'ül kasas” yani kıssaların en güzeli olarak ifade edilmiştir.
Hz. Yusuf Mısır Azizinin sarayında dehşetli ve büyük bir imtihanı Allah'ın inayeti, sabır ve iffeti sayesinde kazanmış ve Mısır'da en âli bir makama çıkmıştır.
Hem bu kıssada hasedin neticesinin hacalet ve mahcubiyet, sabrın neticesinin zafer, kahrın neticesinin sürur ve saadet, meşakkatin neticesinin rahatlık, hilenin neticesinin felaket ve firkatin neticesinin de visal olduğu ders verilmektedir. Daha bunlar gibi nice acip ve garip sırlar beyan edilmektedir.
Fakat sıradan insanların hayatında yaşanan binlerce hâdise vardır ki, neticede pek de bir şey ortaya çıkmıyor ve âdeta gelişigüzelmiş gibi görünüyor.
İşte Üstad kendi hayatında yaşadığı birtakım hâdiselerin sıradan olduğunu sanmış, ama zaman göstermiş ki, hepsi ezelî kader ile takdir edilmiş, çok ehemmiyetli neticeleri doğurmuştur.
(1) bk. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sekizinci Lem'a.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü