"Kibriya mertebeleri kalbine açıldıkça, ruhunu istilâ eden..." Kibriyâ mertebeleri hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın büyüklüğünü ve azametini anlama ve kavrama noktasında insan zihni, sınırsız ve nihayetsiz değildir. Bu da insan zihninin, ilahi büyüklüğü anlama konusunda sürekli bir terakki ve mertebe içinde olduğunu gösterir.

Allah’ın azamet ve büyüklüğü ezeli ve sınırsız olduğu için, sınırlı insan zihninin bunu ihata şeklinde idrak etmesi ve mükemmel ve ezeli bir seviyede kavraması mümkün değildir.

Ezeli olan bir şeyde makam ve mertebe olmaz. Makam ve mertebe sınırlı ve mahdut şeylere özgü değerler ve kavramlardır. Bu sebeple insanın Allah’ı tanıması ve idrak etmesi makam ve mertebe ile bağlıdır ve bu makam ve mertebe her insanda ilim ve irfanına göre farklı tezahür eder.

Mesela, küçük bir arının terbiye edilmesindeki makam ile bütün arıların terbiye edilmesindeki makam aynı değildir. Aynı şekilde bütün canlıların terbiye edilmesindeki marifet makamı bütün arılardan daha büyük, daha parlak bir marifet makamıdır.

Bir atomun içindeki sanat ve inceliklerin insana verdiği kibriya mertebesi yani algı ve marifet, bütün galaksilerin sanat ve inceliklerinin verdiği kibriya mertebesi ile aynı değildir. Kâinat, sema, kürsi ve arş derken kibriyanın insan zihninde sayısız makam ve mertebeleri bulunuyor ve insan bu makamlara çıktıkça marifette terakki ve tekemmül ediyor.

İşte insan ruhu bütün bu terakkiyat ve gelişmelerden her daim akla sorularını artırıyor. Yani "Bütün bu görünen ve görünmeyen, hissedilen ve edilmeyen varlıkları bir tek zat nasıl yaratır ve idare eder?" gibi sorulara cevap olarak yine "Allahu Ekber" ile cevap verilebilir. Yani "Allah, senin anladığın ve hissettiğin ve hatta anlayamadığın ve göremediğin bütün bu varlıkları, yaratmaktan ve idare etmekten büyüktür. Bütün bunlar onun için işten bile değildir." diye cevap verilerek meseleyi hallettirir. Üstadımız bu cümlenin içerisinde olduğu paragrafta konuyu şöyle açıklar:

"Her adam hacda bir derece veliler gibi Cenâb-ı Hakkı Rabbû’l-Arz ve Rabbû’l-Âlemîn ünvanı ile tanımaya başlar. Ve o kibriya mertebeleri kalbine açıldıkça, ruhunu istila eden mükerrer ve hararetli hayret suallerine yine Allahu ekber tekrarıyla umumuna cevap verdiği misillü, On Üçüncü Lem'anın ahirinde izahı bulunan ki, şeytanların en ehemmiyetli desiselerini köküyle kesip cevab-ı kat’î veren yine Allahu ekber olduğu gibi, bizim ahiret hakkındaki suâlimize de kısa fakat kuvvetli cevap verdiği misillü, Elhamdü lillâh cümlesi dahi haşri ihtar edip ister." (Şualar, On Birinci Şua, Sekizinci Mesele)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 1.149
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

HAYRET, LEZZET VE HEYBETTEN NEŞ’ET EDEN SUALLER

Hayretin iki türü vardır:

   · Sanatın inceliğine hayret: Bir çiçeğin simetrisi, kelebeğin kanadındaki desen… Bu “Sübhânallah” ile cevaplanır çünkü “Ne kadar kusursuz, ne kadar hatasız!” denir.

   · Büyüklük ve kudrete hayret: Dağların ihtişamı, yıldızların devasalığı, ölüm ve hayatın gizemi… Bu “Allahu Ekber” ile cevaplanır çünkü “Her şeyden büyük olan Allah’tır” denir.

İnsan, kâinatta üç temel duyguyla karşılaşır ve bunların her biri zihninde birer soru oluşturur:

1. Hayret (Şaşkınlık) 

Cevabı: "Sübhanallah"

· Ne görüyoruz? Kâinatta olağanüstü sanatlar, acayip varlıklar, birbiri içine girmiş hikmetler. Mesela bir çiçeğin yaprağındaki desen, bir arının petek yapma mühendisliği.
· Doğan soru: "Bu kadar mükemmel ve şaşırtıcı işler nasıl oluyor? Bunu yapan kim? Bu işte bir kusur veya tesadüf var mı?"
· Cevap (Sübhanallah): "Allah her türlü noksanlıktan, kusurdan, tesadüften uzaktır. Bu hayret verici sanat, O'nun kusursuz fiilleridir."

2. Şükran (Minnet duyma) 

Cevabı: "Elhamdülillah"

· Ne görüyoruz? Nimetler, lezzetler, güzellikler, ihsanlar. Mesela gözün görmesi, meyvenin tadı, bir dostun gülümsemesi.
· Doğan soru: "Bu güzel şeyleri bana kim verdi? Bunların kıymetini nasıl ödeyeyim? Kim ne kadar şükredilmeyi hak ediyor?"
· Cevap (Elhamdülillah): "Tüm nimetlerin tek kaynağı ve gerçek sahibi Allah'tır. Hamd, minnet ve şükür yalnızca O'na layıktır."

3. Heybet & Azamet (Büyüklük karşısında duyulan korku ve saygı) 

Cevabı: "Allahu Ekber"

· Ne görüyoruz? Dağlar, denizler, yıldızlar, galaksiler, ölüm ve hayat gibi devasa olaylar. İnsanın kendi acziyeti karşısında hissettiği büyüklük.
· Doğan soru: "Bu kadar devasa varlıklara kim hakim? Her şeyden daha büyük olan kim? Karşısında eğilmem gereken en yüce varlık hangisi?"
· Cevap (Allahu Ekber): "Allah her şeyden daha büyüktür. Ne dağlar, ne yıldızlar, ne de aklın tasavvur edebileceği herhangi bir şey O'nun büyüklüğü yanında hiçtir."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...